• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
Yazar Ulus Baker
dolaylı eylem - ulus baker
“uzakdoğu uygarlığında ‘şiddet’ fikri çok farklıdır; ‘doğrudan eylem‘ dışlanır ‘dolaylı eylem’ övülür. en iyi tahsildar çin’de en iyi vergi toplayan değil, vergi toplarken en az can yakandır; en iyi komutan en iyi savaşan değil, döneminde pek mesele çıkmayacak kadar talihli olandır... bu batı’nın erdem sorunsalıyla karşıt bir durum: aristo’da erdem kendi alanında başarıyla ölçülürdü ama başarı tanımlanmış bulunan işini iyi yapmaktı... doğrudan eylem; batı uygarlıklarında kuru tarım, topyekûn hasat; dolaylı eylem, çin tarımı, entansif; musonları bekler, tek tek bütün pirinç saplarıyla ve taneleriyle uğraşır... batı tıbbı; kesme, dikme ve delme; çin tıbbı, uzaktan, yakma ve akupunktur... batı’da kürek, uzakdoğu’da yelken... batı’da sürü-kitle çobanlığı, uzakdoğu’da çobanlık yok –daha doğrusu manda çobanı çocuklar– genellikle sürünün kaplan tarafından kapılmalarını engeller...”

ulus baker “yazı”sını, akışları, kazaları, olayları biriktiren, gösteren, kaydeden bir “dolaylı eylem” makinesi olarak kuruyor: “yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” aralıklı ve süreksiz figürlerin makinemsi düzenekleriyle kesilen sürekli içerik ve ifade akışları sistemi olarak yazı… f-tipi’nden, ölüm oruçlarına, 11 eylül’den muhafazakârlığa, dilin totaliterliğinden aileye. yazı makinesini çalıştırıyor.

dolaylı eylem, üç bölümden oluşuyor: eylem felsefesi [akışlar], arıza felsefesi [kazalar], olay felsefesi [olaylar].

(arka kapak)
  1. sayfa 17/18'den;

    ...ancak her zaman, bireysel olsun kitlesel olsun ancak anekdotlarla yürüyen protesto eylemlerinin dille ve dil eylemleriyle özel bir bağı bulunur. protesto ve şikâyet yayınlanır; aşırı durumlarda, protesto isteminin çılgın bir güce erişebildiği noktalarda neredeyse kadim devletlerden bu yana karşılaştığımız en belirgin simgesel tasavvurların dilinden konuşmaya başlar: devlet’i, adalet’i, tanrı’yı ve otorite’yi taklit eder. kohlhaas’ın öyküsü bu “çılgın protesto”nun en güzel dışavurumudur:

    kendisine karşı sürülen iki askeri birligi dağıttıktan beş gün sonra kohlhaas leipzig önündeydi ve kenti her yerinden ateşe veriyordu. bu vesileyle yayınladığı karamamede kendisini başmelek mikail’in veziri ve subayı olarak sunuyor, bu çatışmada “junker”in tarafını tutan herkesi, bütün dünyanın içine gömüldüğü kötülüğü demir ve ateşle cezalandırmaya geldiğini bildiriyordu. üstelik ele geçirdiği ve karargâhım kurduğu lützen şatosu’ndan daha iyi bir düzen kurmak ugruna kendi etrafında toplanmaları için halka çağrıda bulunuyordu. ve bu yeni kararnamenin altında bir delilik belirtisi de vardı; çünkü imza şöyleydi: “lützen’de, geçici dünya hükümetimizin karargâhında, başmeleğin şatosunda yazılmıştır..." (heinrich von kleist, 1965).

    16. yüzyılın isyancısının ve kleist’in siyasal kurama katkısı oldukça büyük görünüyor. toplumsal-politik ütopyayı en son, en çılgınca noktasına taşıyan, kendi halinde bir tüccar iken imparatorlukların ve “kamu düzeni” adı verilen şeyin başbelası haline gelen kohlhaas, siyasal alana deliliğin kollarında taşınmaktadır. ancak delilik kişiyi “siyasal alan”ın sınırlarını zorlamaya, kendine düşmeyen dev işleri tek başına yürürlüğe koymaya sevk edebiliyorsa, sorunu biraz da “kamu düzeni"nin kendisinde aramak gerekmiyor mu?