entelektüel olmanın toplum düzenine aykırı olması - youreads

  1. bugün, gökyüzündeki kara bulutların içinde duran maviyi hayranlıkla izlerken ilkokul arkadaşım recep'i otobüs durağında beklerken görüp yanına yaklaştım. "kimi bekliyorsun recep, yoksa godot'yu mu?" diye sordum. recep öfkeli ve sitemli bir şekilde "yarım saattir 25-b'yi bekliyorum gelmedi amına koduğum otobüsü" diye cevap verdi. entelektüel olmak gerçekten zor. suriyeli dilencilerin, içerisinde birkaç adet allah geçen devrik mi devrik cümleleri arasından geçip gitmek de zor.

    insanların allah rızası diyerek birilerinden para dilenmesi ve insanların da allah rızasıdır diye o dilencilere para vermesi, bir şeylerin yolunda gitmediğinin en açık göstergesi. ya da sigarasından son bir kez daha alıp işaret parmağıyla izmaritini fırlatabildiği kadar uzağa fırlatan demokratiklerin arasında yaşamak gerçekten korkutucu. metrodan inenleri beklemeden o küçük vagona hunharca bir tarafını sokmaya çalışanların içinde nefes almak oksijeni anlamsız kılan ince bir detay.

    toplum, jackson pollock'un sonbahar ritmindeki metaforlarının manasını üç beş fırça darbesi ve anlamsız renkler bütünü olarak kabul edip o tabloya saygısızlık edecek kadar kendini yenileyememişken çıplak bir kadın portresinin kendilerinde yaratacağı algıyı tahmin etmek pek zor değil. sokrates'in neden hayatı boyunca tek bir kitap bile yazmadığını düşününce insan hak vermiyor değil. bir şeyleri düşünmekten yazmaya vakti olmamıştı muhtemelen. 2500 yıl önce de yağmur yağdığında toprak kokardı çünkü.

    yeniliklere kapalı, sığ bir toplumda sadece düşünebilmek entelektüel olmak için yeterli bir sebep. kara deliğin olay ufkundan geçseydiniz, dışarıdaki gözlemciye giderek daha yavaş hareket ediyor ve ufka asla erişemiyorsunuz gibi görünürdünüz. müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyorlar. anlamadan dinlerken sağırlara benziyorlar. atasözü onlar için söylenmiş: buradalar ama yoklar. isa bir denizciydi, su üzerinde yürürken.
  2. entelektüel olmanın toplum düzenine aykırı olması gibi bir tespit kaçıştır. politik olmaktan, görünür olmaktan, aydın olmaktan kaçış. bu konu çok uzun açıkçası üzerine çok fazla şey denmiş ve denmeye de devam ediyor. entelektüel kelimesini nasıl ele aldığımızı belirtmeliyiz önce. ikinci dünya savaşı’ndan sonra aydının politik sahneden çekilişi gerçekleşti. filozofların dünyayı değiştirme uğraşları kalmadı. biz bu sürecin sonucunu görüyoruz. artık babil kulesine çekilmiş olanı aydın olarak görüyoruz. onun özelliği bu soyutlanmışlık sanki. spinoza’nın bir yere çekilip cam yontuculuğu yapması gibi dürüst de değil bu soyutlanmışlık. yeni aydın tipi köşeye çekilse bile takdir edilmek istiyor. bakın ben babil kulemdeyim! bu normalleşmeyi romantize etmemeliyiz. gramscici aydını gündeme getirmeliyiz.

    aydın üzerine düşünmeyi çok seviyorum. aydının bulunduğu nokta irdelenmeli kesinlikle. tabi bunun faturasını sığ topluma kesmemeliyiz yalnızca. aydının kırılganlığı üzerine çok fazla metin var, onlar okunmalı.
    sezgi