ölüm korkusu - youreads



  1. mevlâna için düğün gecesidir.
    (bkz: şeb-i arus)
  2. pislige batmis, adi, ikiyuzlu, riyakar insanlarla ayni havayi solumaktansa olmek iyidir.

    albert caraco, "kaosun kutsal kitabi"nda bu adi insanlarin betimlemesini muazzam yapmis ve olumun (intiharin) gerekliligini cok guzel aciklamistir.

    "neden olmeliyiz?" sorusunun cevabini merak eden ve bu konuyu irdelemek isteyen arkadaslara tavsiye ederim.
  3. ölümden daha kötüsü varsa o da ölüm korkusudur.

    insan hayatı boyunca ölümü aklına getirmez,bunun sebebi ölümden korkmaları değildir.
    ölüm korkusudur.
    toprağa karışıp yok olma korkusu......
    yaşanılan her şeyin boş olması,bir işe yaramaması korkusu......
  4. akla oguz atay in korkuyu beklerken inini getiren korku
    bir de korkunun ecele faydası olmadığı gerçeğini
  5. içgüdüseldir. birçoğumuz ölümün yaşatacağı acıdan korktuğumuzu düşünüyor olabilir ama bence asıl korku mantıksız bir korku. milyarlarca yıllık evrimin ilk işlerinden biri bu korku aslında. yaşamın temeli bu korku. hiç acı duymayacağına yüzde yüz emin de olsan eğer sağlıklı bir insansan ölümden korkarsın. oysaki ölüm korkunç bir şey değildir. ölüm yokluktur. yokluk hiçbir şeydir. o bile değildir. bu korku bir şekilde zayıflarsa insanlığın muhtemel sonlarından biri olduğunu düşünüyorum. uzak gelecekte böyle bir ihtimal var bana göre. hatta bazılarının artificial superintelligence dediği, bizim gibi olan o şeyi de yaptığımızda yaşamak isteyip istemeyeceğini de çok merak ediyorum.
  6. ölüm korkusu sevdiklerini bi daha göremeyecek olmak, yaşadıklarını yada yaşayamadıklarini bi daha asla yaşayamayacak olmak, hergün önemsizce alıp verdiğin nefesi bi daha alamayacak olmak, dur bakalım zamanı gelince hallederiz dediğin şeyleri zamanin asla gelmeyecek olması, pişmanlıklarıni düzeltme imkanın birdaha olamaması, yanlışların günahların sana misli misli dönüş olacağını bildiğin halde gene yapmış olman o hesabı nasıl veririm dediğin duygudur işte.
    tabi asıl olan ölümün kesin olması insanın istemediği bir durumla karşı karşıya kaldığı zaman ne kadar da zor bi durumda kalsasa bir yol bir ümit illaki vardır ama ölüme yok işte yok buda insanı korkutuyor işte ne kadar da güçlü olsan ölüme mağlup oluyorsun
  7. sadece ölüm için değil, her türlü korku için geçerlidir: korkunun kendisi, korkulan şeyden daha korkunçtur. bu ha ölüm olmuş ha başka bir şey olmuş. sonuçta ölüm dediğin bir an-ı vahidden ibarettir.
  8. dünyanın her tarafından gözlemlediğimiz cenaze törenleri hep aynı noktada yönelir . hiç kuşku yok ki , ölüm korkusu çok genel ve kökleri çok derin olan insansal içgüdülerden biridir . insanın ölüye karşı ilk tepkisi , onun yazgısına bırakıp korkuyla ondan kaçmak olmalıydı . ama böyle bir tepki ancak bazı durumlarda görülüyor. bu korkup kaçma tepkisinin yerine kısa bir süre sonra karşıt bir tutum , ölünün ruhunu alıkoymak veya yeniden çağırmak isteği geçiyor . etnolojik veriler bize bu iki itki arasındaki savaşımı gösteriyor . ama üstün gelen genellikle ikincisi oluyor . kuşkusuz , ölünün ruhunun eve dönmesini engellemek için gösterilen çabalar da var . örneğin mezara taşınırken tabutun arkasından ruhun yolunu yitirmesi için küller saçılması gibi ... ayrıca ölünün gözlerinin kapatılması töresi , cesedin gözünü bağlamak ve mezara hangi yolla taşındığını görmesini engellemek girişimi olarak açıklanmıştır. ama pek çok durumda karşıt eğilim egemen olmuştur . arkada kalanlar tüm güçleriyle ruhu yakınlarında alıkoymak için uğraşırlar .
    çok kez ceset , sürekli yeri olacak olan kendi evine gömülür . ölenlerin düş görüntüleri evin tanrılar'ı olur . ailenin yaşamı ile mutluluğu , onların yardımı ve iyiliğine dayanır . öldüğünde , babaya uzaklara gitmemesi için yalvarılır.
    tylor'ın alıntıladığı bir şarkıda bu durum şöyle dile getiriliyor :''biz seni her zaman sevdik ve saydık . aynı çatı altında çok uzun süre bir arada yaşadık . evini şimdi bırakma . evine gel . senin için süpürüldü ve temizlendi ; seni her zaman sevmiş olan bizler de oradayız ; senin için pirinç ve su hazırladık ; eve gel , eve gel , yine bize gel.''
  9. sıklıkla yaşamın anlamı, ne olduğu üzerine düşünüyorum. onun ne olduğunu kavrarsam belki sürdürebilirim umuduyla. yaşam... belki de yanlış kavramın tanımını arıyorum. aslında aradığım şey beni ben yapanın ne olduğu. anılarım, vücudum, beynim, ideolojim, fikirlerim, karakter özelliklerim, çevremdeki insanlar, sahip olduğum nesneler... belki bunların hepsi belki bazıları belki de sadece biri beni açıklamaya yetebilir. ama hayır, benim ne olduğumdan daha önemli olan, benim kendimi ne olarak gördüğüm. yaşamayı seçtiysem ona bir anlam yüklemiş olmalıyım. bu anlamın kaynağı bunlardan hangisi ? fikirlere, insanlardan daha çok önem verilmesi gerektiğine inandım hep. bu tek başına yeterli midir ? fikirlerimi içeren bir kitap beni ben yapar mı ? ben öldükten yıllar sonra birileri benimle kitaplarım aracılığıyla konuşabilir mi ? fikirlerim yaşamaya, başka fikirlerle karşılaştıkça değişmeye -tıpkı benim gibi- devam edebilir mi ? peki anılar, onların önemi yok mu ? eğer ki “ben” fikirlerimsem, onların ortaya çıkmasının temel sebebi olan anılar ne olacak ? fikirler ölmez, ama anılar yitip gidecek, ben olmadan onlar da olmayacak, yenileri ortaya çıkmayacak. beni ölüm konusunda rahatlatacak şey -sanıyorum ki- fikirlerim başkalarının zihninde yaşamaya devam ettikçe, onların anılarına ortak sayılabilecek olmamdır. okuduğum kitaplarda hep yazarla konuşuyormuşum gibi hissederim. bazen söylediği şeye karşı çıkar yüksek sesle eleştiririm. daha sonraki sayfada bu eleştirime karşı cevabını gördüğümde yüzümde bir gülümseme olur. kim diyebilir ki tam o anda o kitabın yazarının yaşamadığını ? en az o da benim kadar hayatta ve benimle o anı paylaşıyor.

    ölüm korkusunu yenmenin yolunun başkalarında yaşamaya devam edeceğime inanmaktan geçtiğini görüyorum. her ne olursa olsun, yine de korku geçmiyor. “ya yanılıyorsam ?” korkusu.
  10. mataryalist insanın,bana göre, en büyük korkusu. beş duyunun çalışmadığı, düşünme eyleminin sonlandığı, son derece boktan olduğunu düşündüğüm durumla yüzleşme korkusu.