sevmek de yorulur - cahit zarifoğlu - youreads

  1. bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
    bana bunu sessizce anlatıyorlardı
    bir yerde onların yönlerinden
    alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
    bulvarların geceye vurdukları
    çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
    uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
    bir sürü alışkanlıklar taşıyan
    insanlığımızın gülüşü yalnızlar çarşısında
    çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
    başkası sevsin diye en seçkin yerine
    bir şal gezdirirdi
    insanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla

    bir sen varsın hep saçların ağzın
    bir merdiven hücresinde
    uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
    seni sonsuz gelişinle
    saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
    eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
    uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
    artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
    davranılmaz üstünde durulmaz
    hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem

    yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
    durmuş ki bakışın boynun bozgun
    üstünden bir nehir geçer gibi
    ya gecedir ondan ya bulanık sudan
    bir hasta gibi ağrımaktasın

    gelişini aldım onu nasıl harcadım
    denizden bunalıp okyanusa
    selâm çakan vapurun
    aman o ne güzel o nasıl
    sevindik adımına birden parka çekildik
    ve birden nasıl bayram bıyıklı
    bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
    eğip başını içlerimden gittiğin zaman
    uzağa bir yolcuya çıkar gibi

    selini üstüme çektin önce
    camdan bir mektup dolabının
    üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
    başını duvara değdirmiş bir benzetişle
    josef ka benzeri bir bakışındı
    ya da konuşmayı kesip aman sen
    öyle bir gittin ki benimle

    piknik beni sana verdi önce
    gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
    eski ellerin
    ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
    ve hançerinle zamana saf durmuş
    son gidişindir bu

    bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
    biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
    zaten hangisi kavak zürafası değil
    biri bütün yan odaları bekler
    kuşkulu geçer camlardan
    ve bırakır yerini bir koridor bekçisine

    haydi sen bütün onlara git benimle
    son sigaramdın
    gidişin antinikotin

    birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
    elleri iki çeşit durgun
    gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
    suya inen sesleri

    tam şimdi denizinle
    bir çakıl taşına yaklaşıyor
    kuma çok yakın bütün kesitlerinle
    bakıyor ve bunalıyorsun

    tam şimdi ipe koşan
    beni elleriyle alkışlayan
    ağrıyan bir gün geliyor