1. geçilmez denen çölleri aşan alınmaz denen yerleri alan şanlı türk hükümdarı.mısır seferi dönüşünde kendisini kutlamalarla karşılayan halk için saraya gece gidecek kadar mütevazi.devraldığı devleti 8 yılda 2.5 katına çıkaran devlet adamı.aynı zamanda usta bir divan şairi.
    "şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan,
    beni bir gözleri ahuya zebun etti felek."
  2. "yıl 1517: martin luther adında katolik bir din adamı, kendi kilisesini “protesto” ediyor ve şikâyetlerini madde madde yazarak wittenberg kilisesi’nin kapısına asıyor. söylediği, özetle, şu: gerçek hıristiyanlık bu değildir; kilise adamları kendilerini dünya nimetlerine kaptırdılar; dine ihanet içindeler. ve böylece tarihe “protestanlık” diye geçecek hareket başlıyor. “gerçek hıristiyanlık” arayışı...

    yıl yine 1517; bu kez kahire’deyiz. yavuz sultan selim şehri fethetmiş ve başını toprağa dayayarak ağlıyor. öyle ki, hammer, üç yüz yıl sonra ünlü eserinde, “osmanlı sultanlarının tarihinde buna benzer başka bir sofuluk örneği görülmemiştir” diyecektir. (paris, c. ıv; s. 347). selim, üç yıl önce iran seferinde kırk bin kadar alevi’yi kılıçtan geçirdikten sonra kahire’de “gerçek islam”ı bulmuş görünüyor. onun için ağlıyor.

    aslında bu eşzamanlı iki olayın hem benzer hem de farklı noktaları var. benzer noktalar şunlar: luther de, selim de “gerçek” bir din arayışı içindeler. dini duyguları güçlendirmek istiyorlar; daha sağlam temellere oturtmak istiyorlar inançlarını. ikisi de fanatik. farklılık, gerçek inancın araçlarında ortaya çıkıyor.

    luther, kilise’ye isyan halinde. halka, (mealen), “çıkarın allah’la aranızdan şu rahip denilen sahtekârları!” diye sesleniyor; “işte incil burada! kilise’nin emrettiği gibi latince’sini değil, onu anlayacağınız dilde, almanca okuyun! okuyun ve kendiniz yorumlayın.” matbaanın en çok incil ve protestan bildirileri bastığı bir dönem böyle başlıyor. marx’ın “rahipler laikleşirken, laikler de rahipleşiyordu” dediği dönem.

    selim’e gelince, o, kahire’de aradığını bulmuş görünüyor. halife el-mütevekkil’i istanbul’a getiriyor ve kendisini islam’ın kutsal şehirleri mekke ve medine’nin hizmetkârı (hadim-ül haremeyn el-muhteremeyn’i) ilan ediyor. halkın kur’an’ı aracısız ve türkçe okuması diye bir derdi de yok. zaten her fethettiği islam şehrinden yüzlerce ulema ve şuarayı istanbul’a taşıyor. kutsal metinleri okumak ve anlatmak, bu “seçkin”lerin görevi. kaldı ki kendisi de şair ve şiirlerini farsça yazıyor. işte farklar bunlar… ilerleyen yüzyıllarda sonuçları daha da netleşecek ve vahimleşecek olan farklar... sonunda batı’yla “efendi-köle” ilişkileri yaratacak olan farklar..."

    http://birgun.net/news/view/charlie-gercek-islam-ve-reform/12165
    mutlu
  3. yaptırdığı çeşmenin üzerine kendi kaleme aldığı aşağıdaki dörtlüğü yazdıran osmanlı padişahı... faşizan gelmesin gözlere ermeni rum içsin diyor :)

    aman verme kürde yarab, dehre sultan olmasın
    ayağını çarık sıksın, asla iflah olmasın
    vur ensesine al lokmasını, karnı bile doymasın
    bu çeşmeden ermeni içsin rum içsin, kürde nasip olmasın
    erdo
  4. kırk evliyanın başıdır kendisi. büyük adam vesselam.
    gundi
  5. kuyucu murat’ların ki de bir tarih, celalîlerin ki de…

    "şelaleye
    düşmüştür
    zeytinin dali;
    celaliyim
    celalisin
    celali. "
    mutlu
  6. bunun bir de cami olanı var. fatih çarşambada. çocukluğumda yaz dönemleri gelir oralarda oynardım, çukurbostan o zamanlar dutluktu( harbiden incir ağaçları vardı, şimdi tesis olmuş) yavuz selim camiinin bir bir bahçesi vardır ki bana göre istanbul2un en güzel yeri orasıdır. ne zaman gitsem başka yere de istanbul'a dönsem ilk zamanlar orayı havasını suyunu özlerim. oradaki ortam hoşuma gider, çocukluğumun iyi anılarını hatırlatır. oradan bir haliç manzarası vardır ki sorma gitsin, sigara üstüne sigara yaktırır. bazen de vapurla haliç'ten geçerken derim acaba oradan burası nasıl görünüyor, çünkü yukarıdayken de ben vapura bakıyor oluyordum. felsefik bir boyutu va aslında için dün ben yukarıda caminin bahçesinden denizde yüzen vapura bakıyordum, bugün o vapurun içindeyim. he boğulmadık daha ama.
    abi
  7. bütün seferlerini doğuya yapan tek padişah.
    ege
  8. yavuz sultan selim köprüsü ya da üçüncü boğaz köprüsü, istanbul boğazı'nın karadeniz'e bakan kuzey tarafında yapımına başlanan üçüncü köprü (adı olacak herhal)
  9. neden hala filminin çekilmediğini düşündüğüm padişah.
  10. hem türk hem de dünya tarihine adını derinlemesine kazımış padişahtır. doğruları olduğu gibi yanlışları da muhakkak bulunmaktadır. ancak 16 yüzyılda başlayan osmanlı gerilemesinin temellerini onun dönemi üzerine yıkmak pek de sağlıklı bir değerlendirme olmaz kanaatindeyim. ondan önce de yanlışlar vardı, ondan sonra da oldular. bu sebeple bugün batı ile olan ilişkilerin böyle şekillenmesinin sebeplerini tek başına kısacık yavuz sultan selim dönemine sıkıştırmak isabetli bir görüş olamaz.

    -----ara not-----
    doğu'nun batı karşısında geriden kalması konusunu (türkler özelinde de) "sadece" yavuz sultan selim'in din alimlerini istanbul'a toplaması ve bu sebeple gelişen olaylara bağlamak da sığ bir yorumlama olur kanaatindeyim. çünkü bu durumun değerlendirilmesi oldukça geniş bir çalışma alanına yayılmakla sağlıklı şekilde yapılabilir.
    -----ara not-----

    ancak ne olursa olsun; osmanlı imparatorluğunun kendisinden sonra yaklaşık bir 200 yıl daha baskın güç olarak avrupa karşısında ayakta kalabilmesine zemin hazırlamış padişahlardandır. ayrıca tüm seferlerini doğu'ya yapmasının sebepleri arasında orta doğu ve iran'daki stratejik çıkarların temel belirleyici sebep olduğunu da belirtmekte fayda vardır. osmanlı devletinin uzun yıllar boyunca kasasına düzenli bir şekilde para akmasını sağlamış, kendinden sonra gelen padişahların bu açıdan dertlerini epeyce hafifletmiştir.

    üzerinde çokça durulması ve ayrıntılı araştırmalara konu olması gereken bir insandır ayrıca. mekanı cennet olsun.