1. türkçülüğün şanlı günüdür. tarihin ilk anından beri şanına şan, yağıya kan katmayı vazife bilmiş kutlu türklerin milli bayramıdır.
  2. dün gece meclis anayasa komisyonunda kutlanmaya başlanılan gündür
  3. gereksiz ilgiyi görmeyen gün.
  4. 3 mayıs olayları, nihal atsız’ın çıkarmakta olduğu “orhun” dergisinin 16. sayısında yayımlanan başvekil şükrü saraçoğlu’na hitaben yazdığı ikinci açık mektupta sabahattin ali’ye vatan haini dediği için aleyhine açılan hakaret davasının ikinci duruşması sonrasında başlar. atsız, yazdığı açık mektuplarda dönemin siyasî erkânını uyararak milli olan bir devletin içine sızan komünist yapılanmanın niçin önüne geçilmediğini soruyordu. komünizm yanlılarının devletin çeşitli kademelerinde, özellikle milli eğitim bakanlığı bünyesinde yuvalandıklarını söylemiş ve dönemin milli eğitim bakanı hasan ali yücel'i hedef göstermiştir. atsız bununla da yetinmeyerek rus destekçisi olarak gördüğü sabahattin ali'ye vatan haini yakıştırmasında bulunmuştur. 

    bu gelişmeler üzerine siyasi ortam hareketlenmeye başlar. sabahattin ali, nihal atsız aleyhine tazminat davası açar ve atsız'ın orkun dergisi 1 nisan'da kapatılır. 9 nisan 1944 günü ankara'da görülen tazminat davası başlar. mahkeme salonuna gelen turancı gençler sabahattin ali ve hasan ali yücel aleyhine sloganlar atarak taşkınlık yapınca duruşma 3 mayıs'a ertelenir. 

    işte o günden sonra türkçülük günü olarak kutlanacak olan 3 mayıs 1944'de nihal atsız'ın ankara'ya gelişi üzerine turancı gençler ulus'ta toplanarak başbakan şükrü saraçoğlu ile görüşmek için yürümeye başlarlar. polisin eylemcilere müdahalesi sert olur ve eylemcilerden bazıları tutuklanır.

    "3 mayıs türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. o, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan türkçülük, 1944 yılının 3 mayısında birden bire hareket oluverdi.

    ali suaviler, süleyman paşalar, mehmet eminler, ziya gökalplar, rıza nurlar yalnız duygu, düşünce, iş türkçüsü idiler. hareket türkçüsü olmamışlardı. çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.
    türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.

    bundan sonra 3 mayıs türkçülerin günüdür. o’na bir bayram diyemeyeceğiz. çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. o’na bir matem demek de kabil değildir. çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. o güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen türkçülük 3 mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.

    böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. bundan dolayı biz 3 mayıs’a “türkçülerin günü “deyip çıkıyoruz.

    hoşlanmayanlar onu benimsemesin. yalnız kendilerine benzeyenler, yani türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. biz 3 mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
    bu millî hareketin zaferinden korkan türkçülük düşmanları, türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. tarih bağışlamayacak ve türkçülerin günü olan 3 mayıs, bir gün türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır." atsız

    kutlu olsun.

    "taş kırılır, tunç erir ama türklük ebedidir."

    mustafa kemal atatürk
  5. atsız beğ, şükrü saraçoğluna yazdığı 2. mektupta sebahattin ali'nin şu dizelerine atıfta bulunarak vatan haini demiştir:

    ismet girmedi mi daha kodese?
    kel ali'nin boynu vurulmuş mudur?

    ismet dediği ismet inönü kel ali ise ayvalık'ta düşmana ilk kurşun atan ali çetinkayadır.

    sebahattin ali bunun üzerine dava açmış. türkçülere vatan haini muamelesi yapılmış. ülkenin onurlu hakimleri hepsinin beraatine karar vermiştir.

    3 mayıs günü türkler için önemli bir gündür.

    kutlu olsun!
  6. komünist yapılanmaya meydan vermemek adına olan gelişmeler sonucu doğmuş önemsiz bir gündür.

    t.c yazıları tabelalardan sökülürken türklük şuuru neredeydi?
    andımız kaldırıldığında da göremedik bu turancı gençleri nereye kaybolmuştu?
    atatürk ve inönü gibi türklük için mühim iki şahsa "ayyaş" diye hakaret ettiler yine meydanda göremedik.. sanırım turan ülküsü için akp gençlik kollarında oturup fırsat bekliyorlardı?
    türk kekimesinden haz etmeyip git gide araplaşma içerisinde olan ve bunu da saklamayan bir iktidara koltuk değneği olup "evet" propagandası yapılırken de bu bayramı kutlayanları meydanda göremedik..
    satılmadık yer kalmadı bütün milli sermayeler özelleştirildi akdeniz'in sahili bile yabancıya peşkeş çekildi ama türkçüler yine ortada yoktu!

    daha onlarca olay yazabilirim türklüğün ve türk milletinin göz göre göre hiçe sayıldığı ama ne fayda. aynı tas aynı hamam sürer gider...

    diyeceğim şudur ki; bazı gençlerin gazını almak için senede bir kutlanılan sözde bayram. yoksa söze gelince mangalda kül bırakmazsınız öze gelince arap hayranı iktidarın eteklerinden ayrılmaya korkarsınız..

    3 mayıs normal bir gündür. 2017 yılında çarşamba gününe denk gelmiştir. adana'da hava bulutlu ama sıcaktır. iyi günler...
  7. türkçülük hareketini başlattığı söylenen 3 mayıs yürüyüşü için 1944 yılını seçmek elbette pek akıllıca bir tercih değildi. almanya savaşta yenilmiş, yahudi zulümlerinin açığa çıkmasıyla dünya aynada kendi yüzüne bakamıyor, sovyetler'e bile kardeşçe duygular besleniyor, müthiş bir hümanist ruh dünya entelektüel iklimine hakim vaziyette, müttefikler bir daha böyle savaşların olmaması için önlemler üzerinde düşünüyor, pek tabi çevre ülkeleri onlara yaranma gayretinde, savaşa girmediği için itibarı epey zedelenmiş olan türkiye daha da bir telaşlı... böyle bir atmosferde hala türkçülük, ırkçılık peşinde koşuyorsanız, afedersiniz ama kan alırlar, ki almışlardır da. yine de bu insanlara reva görülen işkenceleri tasvip etmek mümkün değil, onu da belirtmeli.

    ama türkçülüğün atsız nihali aşağıda ne güzel, ne coşkulu tarif etmiş faşizmi, bundan saf, bundan samimi bir faşizm tarif görmedim ben:

    "çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.

    türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır."
  8. bahse konu üniversite öğrencilerinin eylemi ve tasfiye süreci 2. dünya savaşı günlerinde nazi almanyası ile iyi ilişkiler geliştiren türk hükümetinin 1944'te almanya'nın yenileceğini çoktan anlamış olmasından ileri gelmiştir. sovyetlere de mesaj niteliğindedir. nitekim ismet inönü 19 mayıs 1944'te bayram mesajında şöyle demiştir;

    "turancılar, türk milletini bütün komşularıyla onulmaz bir surette düşman yapmak için birebir tılsımı bulmuşlardır. bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız."

    her şeye ve bütün yargılamalara rağmen nihal atsız, reha oğuz türkkan, zeki velidi togan, alparslan türkeş gibi gözaltına alınan, bir kısmı tutuklu yargılanan 57 kişi 31 mart 1947'de "ırkçılığın anayasal suç teşkil etmediği" hükmüyle beraat ettirilir.

    türkçülük cumhuriyetin ilanından sonra doğduğu şartlar ve özü itibariyle irredentist, sosyal darwinist, tabi ki faşist ve nekrofildir, ölümü yüceltir ve hatta ölüme tapar. kadın düşmanı, homofobik ve atsız sonrası islama bulaşmış teorisyenlerinin eliyle hayatın her alanında baskıcı bir distopya hedefler.

    atsız'ın kafasında bir salon kadını vardır. karikatürize edilmiş bu kadın bir tarafta "topal asker" diğer taraftadır. ve o kadın o askerle aynı değerleri paylaşamaz. fahişedir çünkü.

    "ey saçları alagarson kesik hanım kız/ gülme öyle bakıp bana sen arsız arsız!/ bacağımla alay etme pek topal diye./ bir sorsana o topallık nerden hediye?/ sen şişli'de dans ederken her gece, gündüz;/ biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz/ yaylaları geçtik, karlı dağları aştık; siz salonda dans ederken bizler savaştık.", "hakikatte fahişesin ey alçak kadın" diye sürer gider.

    sanat düşmanıdır. "bize askerlik terbiyesi mı gerek yoksa güzel sanatların tiyatroculuk şubesi mi?" demiş, savaş sanatlarının eğitimde işlenmesinin çocuklarda yaralanmalarla sonuçlanabileceği düşüncesi için "bu yaralar sinemaların, baloların yaptığı tahribat kadar zararlı değil, talebeleri tehlikeleri azımsamaya alıştırmak bakımından yararlıdır." diyerek faşist rejimin çocuklar ve sanat üzerine püripak bir tanımını yapmıştır.

    nihal atsız dünyanın en gelişmiş toplumlarından isveç'te homoseksüelliğin serbest bırakılmasının, yapay döllenmenin yaygınlaşmasının ve her türlü cinsel hürriyetin isveç iki yüzyıldır savaşmadığı için gerçekleştiği görüşüyle savaşa ve ölüme ne denli taptığını sosyolojiyi eğip bükerek ortaya koymuştur.

    "hayat ve ölüm, bunların ikisi de güzeldir. fakat esas ve ebedi olan ölümdür.". atsız dönemin diğer türkçü ideologlarından ayrışarak islam'ı şiddetle reddetse de tüm faşist ideologların buluştuğu konu halkın şehit, gazi olarak bile isteye seve seve ölüme koşmasını sağlamaktır. atsız'ın ölüleri tanrı dağı'na necip fazıl'ın ölüleri cennete giderler. bundan kutlu ne olabilir ki?

    türkçü kafa, eğer atsız'ı ideologu olarak benimsemişse şu vasiyete saygı duyuyor demektir ki buna inanan insanın acil rehabilitasyona alınması gerekir;

    "yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. ruslar, çinliler, acemler, yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
    bulgarlar, almanlar, italyanlar, ingilizler, fransızlar, araplar, sırplar, hırvatlar, ispanyollar, portekizliler, romenler yeni düşmanlarımızdır. japonlar, afganlılar ve amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. ermeniler, kürtler, çerkezler, abazalar, boşnaklar, arnavutlar, pomaklar, lazlar, lezgiler, gürcüler, çeçenler içerideki düşmanlarımızdır."

    kürtleri ermeniler ve rumlarla aynı sonu yaşamakla tehdit edecek kadar bölücüdür, elinde kalem tutan terörist diye bir icat çıkardılar ya hani türkiye'de, işte öyle bir şey varsa bu cümlelerin yazarıdır.

    soğuk savaş dönemi türkçülere arayıp da bulamadıkları fırsatı sağlamıştır. hiçbir dönem türkiye için ciddi bir tehdit oluşturmasa da "komünizm tehditi". yükselen türkçülük tarihsel rus düşmanlığı doğuruyordu ve atsız kendi tanrı dağını bulmuştu. nazım hikmet'e neden köpek dediği sorulup bir şair olduğu hatırlatıldığında "fakat komünist" cevabı verecek kadar iflah olmaz bir antikomünistti.

    hiçbir zaman türk milliyetçileri üzerinde sevk ve idare etkisi bulunmadığı unutulmamalı. fakat yazdığı fantastik kitaplar ve kürt düşmanlığına kömürle gidildiği dönemlerde ülkücü camianın aklına gelen fikirleriyle bilinç altında ciddi etkisi olduğu da yadsınamaz. alparslan türkeş, mhp'yi türk islam çizgisine oturturken kafa göz yararak ve hatta bir cinayetle bu ekibi tasfiye etmişse de ülkücü hareketin kendilerine koyulan yasaklara rağmen en çok okuduğu yazarlardan biri atsız'dır.

    hala daha kutlayabiliyorsanız, ne diyelim, az ötede kutlayın, ülkede huzur içinde yaşamak isteyenlere dokunmadan birbirinizi yiyebilirsiniz.
  9. ortalama bir avrupa burjuva demokrasisinde bile nefret suçu kapsamina girecek ve yasaklanacak olan metinleri yazanların ilan ettiği gündür. yazı yazmak tek noktada ifade özgürlüğüne girmez, o da nefret suçudur, ve sınırları evrensel hukuk normlarıyla tanımlanmıştır.

    serdar tekin'in arendt almanya'yı neden terketmişti başlıklı yazısından aşağıdaki bölümü, bu neyi savunduğunun farkında olmayan kitleye armaganim olsun.

    "kestirmeden söyleyeyim: kötülüğün sıradanlığı, işlenen suçların sıradan olduğunu değil, aksine sıradan insanların, sıradan gailelerle, sıradan olmayan suçlara ortaklık edişini anlatır. kişinin bir şeyi yaparken bunu yapmakla neyin parçası haline geldiğini düşünmemesini, doğru ile yanlışı ayırma yetisini kullanmaktan imtina etmesini anlatır. yargı yetisinin “istimlak edilmesine” razı olmayı anlatır. kişi hasbelkader bunları düşünecek olursa, bulduğu mazeretleri, sığındığı gerekçeleri, “ama sorumlusu ben değilim” demenin bin bir türlü yolunu anlatır. nihayet, ehveni şerin de “şer” olduğunu anlatır."