• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
başkan babamızın sonbaharı - gabriel garcia marquez
"başkan babamızın sonbaharı", ölmek üzere olan, ama bir türlü ölmek bilmeyen, yaşama tutunmak adına ne cinayetler işleyip ne kanlar döken bir diktatörün öyküsüdür. romanın karmaşık öyküsü, sözü edilen ülkedeki yaşamın karmaşıklığı ile atbaşı gider. öyle ki, başkan'la ilgili anılarını anlatanları, yalnızca bir noktalı virgül ayırır. romanın sonunda yinelenen belli sahneleri birleştirerek, konuşanların yaşam öykülerini bütünleyebiliriz. "başkan babamızın sonbaharı"nı okurken, çağımızda sürüp gelen umutsuzlukla, sürüp gidecek olan umudun öyküsünü de izlemiş oluyoruz. bu arada yazarın, yine latin amerika edebiyatı geleneğine bağlı kaldığını, birtakım 'tip'ler aracılığıyla, yalnızca sevgisiz, zavallı, bunak bir başkan'ı değil, onu yaratan gerçekdışı düzeni yargılama amacı da güttüğünü görüyoruz. kolombiyalı bu ünlü yazar, çoksatar yazarların deneyimlerinden de yararlanıyor; böylece günümüzde şiddet ve cinsellikle uyarılan okurun da ilgisini çekmeyi başarıyor.
(kitap bilgileri idefix'ten alınmıştır)
  1. can yayınlarından tomris uyar çevirisiyle çıkmış marquez romanı.

    diğer marquez kitaplarından sonra konu da ilgi çekici gelince çok iştahla başladım ancak anlaşılması zor bir anlatıma sahip. genel marquez anlatımının yanında bence çevirinin etkisi büyük buna; yani benim anlayamama sorunumun büyük ölçüde çeviriden kaynaklandığını düşünüyorum aslında.

    yarım bırakmak durumunda kaldım, belki başka sefere...

    *
  2. gabriel garcia marquez burada bir tiranın hikayesini anlatıyor. yüzyılı aşkın süregelen yaşama-daha doğrusu yönetme- inadıyla hayatını sürdüren general; ulusun kadim tarihiyle kendi yazgısıyla birleştirir. yaşamı boyunca iki defa öldü sanılan fakat ikisinde de ortaya tekrar çıkmayı başaran, halkının gözünde dinsel bir motifle sarmalanan generalimiz mucizenin öteki yüzüdür aslında. yönetmeyi sürdürebilmek için sayısız kere katliamlara yol açılan emirleri yine o verir. diğer ülkelerden darbe ile devrilmiş yöneticileri kendi ülkesinde bir adada kabul eder fakat bunun tek amacı onların hatalarından ders almak ve onlarla alay etmektir. ülkede istediği kadınla seks yapar, bir dedikodu uğruna on binlerce çocuğu gemilere bindirip boğdururken bu emrini uygulayan yüzbaşını da öldürtür. hayat böyledir, o yönetmek ve otoritesini güçlendirmek zorundadır.

    ancak kitabın ilk kısmında sadece bir kez değinilen, sayfaları dolaştıkça şiddetle arttığını gördüğümüz şey ise marquez'in sıkla kullandığı 'yalnızlık'. genaralin bu sıkıyönetiminde en güvendiği askerlerin ihaneti - doğru öngörülerle sürekli bunları erkenden susturması- gibi kendisine, karşı devrim planları yapanları yok edip yerine yenilerini ataması ve onların da ihanetleriyle can sıkıcı bir oyun haline gelen darbe planlarını engelleyip durması. en yakını olan, mütevazi annesinin nasihatlerinin de bir süre sonra annesinin ölümünün ardından generali yalnızlığın kuyusuna atmasıyla generalimiz yalnızlığın kuytularında siestalarda arar çözümünü..

    aşık olduğu manuel sanchez'in ve ondan olan tek evladının da bir ihanet sonucu öldürülmesinin ardından general kendini geçmişin sislerinde bulur ve artık istemese bile yüzleşmek zorunda kaldığı kendi aile geçmişini de öğrenir bu sırada.

    netice itibariyle başkan babamızın sonbaharı güzel mi güzel bir kitap fakat bir yerden sonra monotonlaşıp okuru zaten zorlayıcı diliyle beraber iyice yorabilir. ancak yönetimini güçlendirmek adına işlediği cinayetler sadece insanlar olmayan ( evet kendisiyle alay eden papağanlar dahi vuruluyor) ve uçurtma uçurmak yasaklanması gibi olaylarla ulus hakkında hüküm veren son zamanlarına kadar o oluyor. lakin ulusun annesinin ölümünden sonra başlayan düşüşü de generalin annesiyle olan sıkı bağını simgeliyor..

    beklendiği gibi, ritmik marquez motifleriyle süslü olan kitapta yine yer yer sübyancılık yer yer unutkanlık hastalığını görüyoruz yine fakat en güzeli marquez'e has cümlelere istiflenmiş anlamı derinleştikçe berraklaşan kelimeleri sonsuz kere tüketebilmek.