1. mallarme'nin irdelenmesi, hem de her hecesine değin irdelenmesiyle, heceler arasına yaşarken gömülmenin mutluluğunu yaşatacak yazısı. fakat şöyle bir sürece gark etti beni yazı;
    öncelikle böylesi harikulade bir yazıyı kendiliğindenliğinde bırakmayıp derinlerine inmek istediğim için ne idüğü belirsiz bir 'utanç' duydum, derinlerine inmezsem de böylesi bir eserin karşısında ne idüğü belli bir utanç yaşayacağımdan, aşikâr olanın illüzyonuna kapılan zihinler çağının sıradanlığına bir kez daha bırakmak istedim kendimi, ama bu yazının sadece 'ne idüğü belirsizliğin', med-cezir'li med-cezir 'aşımının' uzamından okunması gerekliliğine boyun eğmek ikilemine, 'benzeşimin iblisine' kanmaya bırakmakta karar kıldım kendimi.
    o gömülmenin mutluluğunu 'gömen' olarak yaşayamayacağımdan, yaşayamayacağınızdan size de böyle yapmayı tavsiye ederim. zirâ bu sadece öylesine bir yazı değildir, şakağa dayanmış, virgül mü nokta mı sıkacağı belli olmayan bir silahtır;

    ' bilinmeyen sözcükler mi şakıdı, saçma bir tümcenin karganmış paçavraları dudaklarınızda?

    çıktım evden, bir çalgının tellerinde usulca gezinip sürüklenen bir kanadın duyarlığıyla ve bu duyarlığın yerini gittikçe alçalan bir tonla, şu sözcükleri söyleyen ses aldı:

    “sondan bir önceki hece ölüdür”

    ve şöyle sondan bir önceki hece ile son buldu dize ve;

    ''ölüdür hiç gerekmediği halde''

    ayrılıp anlamsız boşlukta kaldı.

    biraz yürüdüm sokakta ve bomboş sesinden tanıdım gerilmiş telini çalgının, unutulmuş ve kuşkusuz şanlı anı'nın, kanadıyla ya da bir palmiye dalıyla görmeye gittiği çalgının,
    ve parmağım gizemin hilesinde,
    gülümsedim ve değişik bir kurgu diledim aydın dileklerden.
    geri geldi tümce, yansımasıyla önceki bir tüy ya da dal düşüşünden kurtulmuş ve güç dolu ve bu kez, duyulan sesin arasından, kendi kişiliğini yaşayıp sonunda tek başına söylensin diye. gidiyordum, (algıyla yetinmeyip) bir dizenin sonundaymış gibi okuyarak ve bir kez de sesli deneyerek tümceyi. önce, 'sondan bir önceki hece' diyor ve susuyordum ve bu sessizlikten korkunç bir kıvanç duyuyordum, sonra, bomboş, es'de unutulmuş alabildiğine gergin tel kırılıyordu kuşkusuz ve ben ardından, dua okur gibi söyleniyordum:

    '' ölüdür. ''

    sakinleşmek için aslında şöyle düşünmeliydim: kuşkusuz; sondan bir önceki bir sözlük terimidir ve bir sözcükte sondan bir önceki hece anlamına gelir, ne zaman onunla karşılaşsam
    soylu şiirsel yeteneğim duraksamanın acısını çeker, dil çabası beni yiyip tüketir. oysa, bu tür düşüncelerden kalkıp girişimimi aksatmadım: sesliliğin kendisi ve kolay bir uygulamanın
    ivediliğiyle özümlenmiş yalan tavır benim için bir işkence nedeniydi. tedirgindim, varsın, içli sözcükler dudaklarımda gezinsin dedim, ve, ölmüş birine, başınız sağ olsun diyen bir ses tonuyla, mırıldanarak yürüdüm:

    '' sondan bir önceki hece öldü, öldü o, evet öldü, zavallı hece ''

    böylece, endişeden kurtulduğumu sanıyordum, gizli bir umudu da vardı,
    bir duayı genişleterek gömmek istiyordum tümceyi, korkunç!
    (kolayca tasımlanabilen ve gerilimli bir büyüyle) baktım ki elim bir dükkânın camekânında yansıyor, bir şeyi okşar gibi, iniyor ses'in üstüne (aynı sesin, ilk ve tartışmasız tek sesin üstüne).

    artık yalnız doğaüstünün saltanat sürdüğü bu yerde, bir zamanlar kendi başına buyruk zihnimin altında can çekiştiği bir sıkıntının başladığı bu yerde,
    ayrımında olmaksızın geldiğim antikacılar sokağında, başımı şöyle bir kaldırdığımda,
    duvarlara asılmış, yerlerde duran çalgılar, sararmış palmiyeler, kanatları karanlığa dalmış eski kuşlar satıcısı bir dükkânın önündeydim. gizine eremediğim 'sondan bir önceki hecenin'
    belki de nice yıllar yasını tutmak zorunda kalacak olan ben, tuhaf duygular içinde, kaçıp uzaklaştım ordan. '