• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.75)
dalgalar - virginia woolf
"ve benim içimde de dalga yükseliyor. kabarıyor; sırtı kavisleniyor. bir kez daha yeni bir arzunun farkında oluyorum, süvarisinin önce mahmuzladığı sonra da gemini çektiği gururlu at gibi bir şey yükseliyor altımda. sırtına bindiğim sen, şimdi bize yaklaştığını sezdiğimiz düşman kim, bu kaldırımda eşelenerek dururken biz? ölüm o. düşmanımız, ölüm. mızrağımı indirerek ve saçlarım genç bir adamın, hindistan'da dörtnala giden percival'in saçları gibi uçuşarak ölüme doğru koşuyorum. atımı mahmuzluyorum. sana doğru fırlatacağım kendimi, yenilmeden ve boyun eğmeden, ah ölüm!"

geleneksel roman anlayışından kopuşun öncüllerinden virginia woolf'un en özgün yapıtı olarak kabul edilen dalgalar, hayatın ritmini doğanın döngüsü ve zamanın akışıyla uyum içerisinde yansıtır. birlikte büyüyen, üçü erkek, üçü kız altı çocuğun, gençliğe ve sonra da yaşlılığa uzanan bir çizgide ve birbirine koşut dokuz bölümde izlediğimiz yaşamlarını monologları ve iç sesleri üzerinden anlatır woolf. dalgalar bir metafordur, bu yaşamların yapısını kurar, gelgitleri insan yaşamının ve ruhunun ritmini yansıtır. tüm kitap boyunca saf bir bilinç akışı tekniği kullanan woolf, ortak bir trajedinin etrafında şekillenen, farklı ancak yer yer kesişen, birbirini bütünleyen, belki de hepsi bir bütünün parçaları olan hayatları anlatır. dalgalar, yazarın ortak ve bireysel benlik arayışını, gençlik umutları ve orta yaş çıkmazlarını kaleme aldığı deneysel bir roman, kendi deyişiyle bir "oyun-şiir".
  1. modernist edebiyatın en hassas cümlelerinin yazarı virginia woolf, okurlarını bilinç akışı düellosuna davet ediyor. woolf, 1931 yılında yayımlanan eserini iki senede üç kez sil baştan yazıyor. dalgaların sesine uydurarak ve 'şiir olmayan bir şey edebiyata neden girsin ki' düsturuyla dil işçiliğinin en kurnaz metinlerinden birini edebiyat dünyasının çetin iklimine sokuyor. dalgalar tek bir sayfasında dahi woolf'a özgü yoğunluktan mahrum kalmıyor.

    klasik metinlere alışkın okurlar için çıkılması çok zor bir basamak haline gelebilir virginia woolf. ancak adımlar o kaygan zemine alışmaya görsün edebiyat sanatının bu kertesinden dönüşünü bir daha istemeyecektir. woolf kişilerinin, metnin yüreğinde titreyen kımıltıları, başarıyla kotarılan bilinç akışı tekniğiyle, yaşamda ifadesiz kalan insanın duygulanım kılavuzu haline gelir.

    dalgalar'da bir olay örgüsünün olmadığı, sadece üst üste binen yılların etkisiyle bir monolog örgüsü örülüyor. üç erkek ve üç kadının çocukluktan yaşlılık dönemlerine kadar hayatlarının anlatıldığı romanda, bir serüven sürecini aktarmaktan ziyade dış dünyanın, romandaki altı kişinin iç dünyasına yansıdığı kadarı veriliyor. bunun dışında romanda geçen yılları temsil eden ara bölümler ise gün doğumu ve güneşin batımına kadar süregelen hareketleri ifade eder. yani klasik bir woolf tamlaması haline geliyor; dünya döndükçe bir adım daha gelir yaşlılığın şer saati.

    ve o son saatlere kadar roman kişileri sadece zihinlerinden akıp giden yaralar, tecrübeler ve pişmanlıklarla dalgalanır. bu kişilerden biridir neville. shakespeare hayranı neville, okul arkadaşı percival'e de hayrandır aynı şekilde. ve onu yitirdiğinde kabuğu kırılır. çocukluğundan beri süregelen tedirginlik percival'i yitirmesinin ardında sessizlikle dalgalanacaktır.
    louis zeki fakat aksanı nedeniyle dışlanmış hisseder kendisini. banker babasının gölgesi onu yalnızlığa tutundurur. çocukluğunda aldığı bir öpücük hissizleştirmiştir onu. louis hislerini kuytulara gömer ve o kutsal hazinesini yitirdikten sonra arayan biri gibidir.
    bir yalnızlık sevici de rhoda'dır. o da tutkundur yalnızlığa louis kadar, ancak o daha fazla soyutlar kendini. kötülük hazırlayıcılarıdır onlar. her şeyi irdeledikleri için midir, orası bilinmez ancak ikisi de farkındadır. üzerlerine haklı gerekçelerle tutturulan damgaya neden olan şey belki de çevrelerindeki canlı cansız her şeyi en ağır biçimde hisseden bu iki karakterin olmasıdır. soluk almalarının zorunlu hali bu ikiliye hayattaki en acı verici şeyin bu ihtiyaç olduğunu hatırlatır durur sanki. unutulması gereken öpücüklerin ve artık sürdürülemez hale gelen aşkların ardında tükenirler.
    suzan belki jinny kadar gösterişli değildir ancak çoğu kişi onu sevmiştir. yine de kendisine yetecek kadar bir gölgede uzanırken o, jinny'nin sahip olduğu gölgeyi elinden yitirmiş gibi hisseder. ikisinin aksine rhoda gölge oyuklarından sızan, güneş ışığı çatlaklarından bile rahatsız olur. rhoda'nın soyutlaması öyle bir kasvetle biçimlenmiştir ki kitapta aynen şöyle yer bulur: "çalıların ardından bakmayı isterdim onlara, beni görmesinler". yaşamını kullanışsız bir figür olarak görür ve onun aksine henüz küçük bir çocukken louis'i öpen suzan, annelik figürüyle yaşamını kullanılır haline getirir. kentin boğucu havasından uzak, çiftliğinde mutlu bir annedir artık o.

    jinny çocukluktan itibaren en çalımlıları ve kontrol sahibi olandır. o talep eder saygıyı, zira o kadar şıktır ve düzenlidir ki hak eder bunu. özgüveniyle bir kadının neleri başarabileceğinin temsil etmektedir.

    ve son olarak bernard. öykücü, tümcelere aşık olan. nitekim romanın son bölümünde öyküyü, hepsinin öyküsünü ve hepsinin dışında kalanların da öyküsünü anlatan o olur. aralarında en normal (?) belki de bernard'dır.

    dalgalar, bilinç akışı tekniğinin kusursuzluğa tahammülsüz olan eserlerinden biri. baştan sonra bilinç akışı ile geçip giden bu eserde percival'in ölümünün, romandaki altı kişiye hissettirdikleri ve hindistan'a gitmeden önce onu yolcu edişleri özellikle önemlidir. percival güçlü karakteriyle hepsinden bir adım öndedir ve hepsini birleştirmektedir. masadaki altı arkadaşı tek çiçek haline getirir; ancak o, çiçeğin bir parçası değildir. sadece çiçeklere su verir. percival'in düşünceleri ve motivasyon kaynaklarına erişemeyiz neticede biz de. o sadece etkide bulunan kişidir. hepsinin iç dünyasına ayna tutandır percival.

    deniz feneri romanında olduğu gibi zamanın akarken götürdüklerinin bir kesitini sunuyor woolf okura. değişen gölgeler ve ışık tonları zamanın setine tezat oluşturur gibi görünse de belki de onun da rutini odur. o küçük çocuklar zaman tarafından yıpratılırken birbirlerine karşı birer yaşam borçludurlar. birbirlerini saran görünmez bir sis bulutunun altında hepsi yaşlanmaktan korkmakta, kimi evlenip çoluk çocuk sahibi olurken kimisi de bir çatı katında yaşamını sürdürmesine karşın hiç arzulamadığı zenginliğe erişmiştir. louis ve rhoda karakterleri özellikle ilgi çekicidir.

    gerçekten dokunaklı ve sarsıcı bir kitap dalgalar. yine de benim favori virginia woolf eserim mrs. dalloway'dir. bu kitapta kullandığı onca renkli ifadelere rağmen virginia woolf gridir. ve gri tonlarda akan bir nehirde yaşamına son vermiştir.

    --- spoiler ---

    "burada ölsek hiç kimse gömmezdi bizi."
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    "tüm gemilerim beyaz benim," dedi rhoda. "istemiyorum hatmi çiçeklerinin, sardunyaların kırmızı yapraklarını; ak yapraklar istiyorum, leğeni salladıkça yüzen; donanmam var benim, bir o kıyıya, bir bu kıyıya giden... dal atacağım içine, boğulan gemici için sal. taş atacağım içine, denizin derinliklerinden yükselen baloncuklara bakacağım. neville gitti. susan gitti; jinny, mutfak avlusunda frenküzümleri topluyor, sanırım louis'le birlikte. bn hudson çalışma masasının üzerine defterlerimizi yayarken yalnız kalabileceğim kısacık bir zamanım var. kısacık özgürlüğüm var. bütün batmış yaprakları topladım, yüzdürdüm. damlacıklar koydum kimilerinin içine. deniz feneri dikeceğim buraya, deliotunun ucundan. kahverengi leğeni sallayacağım bir o yana bir bu yana, dalgalara binecek gemilerim. kimileri batacak. kimileri kayalarda parçalanacak. bir tanesi yüzüyor tek başına. o benim gemim...."
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    "birbirimizde eriyoruz tümcelerle. sisle çevriliyoruz. hayali bir ülke yaratıyoruz."
    --- spoiler ---

    o kadar cümle sunulabilir ki aslında; diğer taraftan sadece yukarıya yazmış olduğum, rhoda'nın iç monoloğu bile yeter belki bu kitabı ifade etmek adına. işte böyle bir kitaptır dalgalar. bir başyapıttır.