1. insanda fazladan 1 adet 21. kromozom bulunması sonucu oluşan hastalık.

    benzeri kromozom fazlalığı sonucu oluşan hastalıklar için (bkz: edward sendromu) (bkz: patau sendromu)

    down sendromlu insanların, hastalığı diğer kromozom sayısından kaynaklı hastalıklardan hafif atlatmalarının nedeni, 21. kromozom üzerinde yaşamda kritik etki yaratan az sayıda gen bulunmasıdır. (boyut olarak 1. kromozomun 1/10'u)

    benzeri 3 veya daha fazla kromozom bulundurma durumu, başka kromozomlar üzerinde meydana geldiğinde canlı artık yaşamla bağdaşmaz. dolayısıyla üzerine uğraşılacak bir hastalık bile olamıyor...

    down sendromlu insanlar bilinenin aksine özel eğitim alarak topluma kazandırılabiliyorlar. normal birer insan gibiler onlar da. sadece bizden biraz daha yavaş öğreniyorlar. gerekli eğitim bireye ve aileye verildiği durumda kendi işlerini kendileri halledebilir, tek başlarına hayatlarını sürdürebilirler.

    çok da sevecen insanlardır. sürekli gülerler, yalan söylemek bilmezler, neşe saçarlar.
  2. 21 mart down sendromu farkındalık günü.

    1-2 yıl önce tam da 21 martta otobüste yanımda oturan kadının kucağında down sendromlu bebeği vardı. benimle oynadı ce-ee yaptı. pek bir güldü sonra da sarıldı öptü. o zaman anladım, o sloganın da söylediği gibi;
    gerçek dostlar kromozom saymaz!
  3. trizomi 21 de denir.
    tri=3=3.ay=mart
    21=bildiğin 21
    21 mart down sendromu farkındalık günü
    vagus
  4. dünya üzerinde bir damla dahi masumiyet varsa o da downluların gözlerindedir bence. sadece bir kromozomları fazla değil bizden sanki. üstelik birbirlerine sadece fiziksel olarak benzemezler, karakter olarak da çok benzeşirler. dolayısıyla hepsi birbirinden masum ve temizdirler.ha beraber yaşamanın zorlukları yok mu, var tabi. inatçı olmaları, takınca diretmeleri, zaman zaman söz dinlememeleri elbette zorlayıcı unsurlar. ama sabah işe gidince akşam downlu kardeşine kavuşmanın hasretini yaşayan ablalar,otuz yaşında downlu evladı şehir dışına 3 günlüğüne gittiğinde ikinci gün gözü yaşaran anneler biliyorum. çünkü tüm çocuklar için en fazla on yaşına kadar süren evin neşesi olma durumu downlularda ömür boyu devam eder, öyle tatlı hareketleri vardır ki tutup ısırmamak için zor tutarsınız kendinizi. ha bir de zeka seviyeleri sanılandan daha yüksektir, sıradan bir eğitim ve azıcık ilgi ile ikinci bir dil öğrenmeleri, okur yazar olmaları, kendi mesleklerini icra etmeleri işten bile değildir. ha bir de etrafındakilere zarar verme ihtimalleri neredeyse sıfırdır
  5. yatılı bir kurumda bakılıyorlarsa herkesin en sevdiği kişidir. sevgiyi temasla göstermekten hiç çekinmezler. en samimi kucaklaşmanın tadını öğrenirsiniz. ama ne olur suistimal etmeyin...
  6. hastalık mı farklılık mı, şans mı şanssızlık mı tartışmalarına giremeyeceğim. bugün bir haber aldık, kadın 5. ayında hamile, bebeğe teşhis konuldu. hastanelerin önerileri malum. peki bu durumdaki bir kadına ne denilir? biz karar senin dışında hiçbirşey diyemedik.
    mesut
  7. uygar bir ülkede, ileri bir aile eğitimiyle dünyanın en zeki ve tatlı çocukları olabilecek insanların sahip olduğu hastalık. bizde çoğunlukla istismarla, bakım zorluklarıyla anılıyor olması ne kadar acı. onlarca down sendromlu ile tanıştım. down kafeler ve birkaç işe yarar organizasyonun desteği olmadığında nasıl bakıldıklarını gördüm. çocuklarına bitki muamelesi yapan aileler biliyoruz hepimiz. sularını, gübrelerini, güneşlerini verince büyüyüp serpileceklerini zanneden 20'li yaşlarında annelerin, asgari ücretle günde 12-16 saat çalışan babaların ülkesi burası. hastane köşelerinde ilgisiz aileler yüzünden ölen yenidoğanların ülkesi. damacanaya hallenenlerin ülkesi.

    anne baba olmanın yükünü taşıyabileceğinden dahi emin olamayan insanların bir de down sendromlu çocuklara nasıl bakabilecekleri benim için hep soru işareti olagelmiştir.
  8. bizlerden eksiği değil fazlası olanların sahip olduğu genetik farklılık.

    bizlerde 2 tane olan 21. kromozom bu bireylerde 3 tanedir. bu fazladan kromozom da onlara farklılık olarak yansır. belki de farklı olan bizlerizdir, kim bilir, çünkü onlar hep birbirlerine benziyorlar bizlerse birbirimizden çok farklı fiziksel özelliklere sahibiz.

    neyse asıl anlatmak istediğim bu değil, konuyu dağıtmadan erhan'a geçeyim ben.

    dün kumsalda tanıdım erhan'ı. muhtemelen 40-45 yaşlarında bir down sendromluydu. tek başına denize giriyordu. bir süre gözlemledim her insanı gözlemlediğim gibi onu da. seviyorum çünkü insanları izlemeyi. ama erhan'ı gözlemleme nedenim biraz farklıydı çünkü down sendromluydu ve yalnızdı. açıkçası sanki vebalıymış gibi davranılan engellilerin, acıyan gözlerle bakılan down sendromluların, otistiklerin olduğu bu ülkede bir down sendromlunun tek başına yüzüyor olması beni şaşırtmış ve meraklandırmıştı aslında.

    neyse sonra farkettim ki erhan şemsiyesinin altında yalnız olmasına rağmen aslında öyle büyük bir kalabalıkla çevriliydi ki. bütün kumsal erhan'ı tanıyor, herkes ona laf atıyor, hatrını soruyor ve sohbet ediyorlardı. herkes tanıyordu erhan'ı ve belli ki herkes seviyordu da. belli ki erhan'ın bizlerden tek fazlası taşıdığı fazladan bir kromozom değil aynı zamanda içinde taşıdığı bütün o kirlenmemiş, gözlerine yansıyan güzel duygularıydı. o tertemiz ve içten gülümsemesiyle etrafına mutluluk saçıyor, dünyanın hala güzel bir yer olduğuna inandırıyordu insanı. sonra annemin "nasılsın erhan?" diye sormasıyla şaşkınlığım biraz daha arttı. ardından gelen samimi sohbet beni gülümsetmekle kalmamış gün batımının kızıllığında içimi çok dingin bir his kaplamıştı. tabii anneme pek çok soru sordum akabinde erhanla ilgili ve annem anlattıkça daha da sevdim onu.

    o sırada sonradan erhan'ın annesi olduğunu öğrendiğim yorgun ama çok sevecen ve güleç bir hanım geldi. annemle selamlaştılar, sonra oğluyla konuştu. işte o anda erhan'ın neden bu kadar sosyal ve mutlu olduğunu anladım. öylesine ilgili ve pozitif bir annesi vardı ki ilerlemiş yaşına rağmen. evet yorgundu ama asla bıkkın değildi. "bir anne evladını nasıl sever", "fedakarlığının sınırı nedir"in canlı örneğiydi o hanımefendi. ister istemez hem saygı hem de hayranlık uyandırıyordu insanda.

    gördüm ki eğer siz çocuklarınıza saygı duyar, onlara değer verirseniz başkaları da öyle yapıyormuş. ve eğer özel ilgiye gereksinim duyan bireylere hakettikleri ilgi, şefkat ve eğitimi verirsek, topluma entegrasyonlarına, mutluluklarına, hayatlarını daha rahat sürdürmelerine katkıda bulunmuş oluyormuşuz. bu da bizi daha insan, daha mutlu yapıyormuş.

    ayırmadan, ötekileştirmeden, ayıplamadan, küçümsemeden, kırmadan sevmek mümkün aslında. başka, bambaşka bir dünya mümkün temelinde sevgi, saygı ve empati olan.

    sevgiler...