1. bir gün birileri gülmeyi unutmuş, herkes ağlamaklı, herkesin başı eğik, herkes umutsuz, içkiler bulanık bir akışta gelip gidiyor, kahvaltı eder gibi hayatına son veriyor herkes. bu bir distopya değil, gerçek, birinci dünya savaşının verdiği sıkıntıları henüz aşamamış macaristan’dan ve daha çok başkenti budapeşte’den bahsediyorum. 1930’lu yıllar… ekonomik sıkıntılar baş gösteriyor, ülke oldukça yaralı. yetkililer intihar salgınlarının ve şehirdeki mutsuzluğun farkında fakat insanların kendini atarak intihar ettikleri tuna nehri’nin çevresinde devriyeler gezdirmekten başka ne yapabilirler?

    dönemin gazetelerinden birinde şöyle yazıyor:

    “dünyada bir turist mıknatısı olan budapeşte, birkaç yıldır ‘intiharlar şehri’ olarak biliniyor. ‘gloomy sunday’ adlı şarkı nedeniyle intihar oranlarının yükseldiği tahmin ediliyor. intiharların büyük çoğunluğu boğulma vakaları… bu nedenle tuna nehri boyunca intihar girişimlerini engellemek üzere devriyeler geziyor!”

    gloomy sunday yani kasvetli pazar… aynı döneme rast gelen ve radyolarda sürekli çalan bu şarkı dönemin buhranını iyice arttırmış ve intihar oranlarını yaygınlaştırmıştır. bir yangının külünü yeniden yakıp geçmek bu olsa gerek. intiharların önüne geçemeyen yetkililer, çareyi şarkının radyolarda çalınmasını yasaklamakta bulmuş. yetkililer… toplum nezdinde önüne geçilemeyen her kötücül olay ya da haberin gizli noktası, yetkililer…. evet… bahsedilen şarkıyı aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz. bizlerin intihar etmeyeceğini biliyorum çünkü henüz ölmeyi bilmiyoruz, ilaçla intihar etmeyi planlarken kendimizi ilacın prospektüsünü okurken bulabiliriz ya da bir denize boğulmak için atlayıp, boğulmamak için çırpınırken ölebiliriz ama bu ölmek olur mu?

    gloomy sunday: https://www.youtube.com/watch?v=9dzj7yw5ofq

    gülme okulunun nasıl ortaya çıktığına gelelim. böylesi bir düzende, birileri göz yaşlarını mendille silmeye çalışmanın anlamsızlığını fark etmiş ve şöyle demiş olmalı: “bırakın göz yaşları akmaya devam etsin, biz sadece onun nedenini değiştirelim, artık kahkahalar için aksınlar!” önceleri profesör jeko ve hipnoterapist binczo tarafından bir ciddiyetten yoksun olarak başlayan okul fikri daha sonra ciddileşmeye başlamış ve ülkenin her bir yanından öğrenci çekmiş. okul, insanlara çeşitli tekniklerle gülümsemeyi öğretmeyi amaçlamış. gülümsemenin çeşitli türleri varmış: roosevelt, mona lisa, clark gable, dick powell, loretta young gibi ‘ünlü gülüşler’ üzerine çalışmalar yapan okulun amacı, budapeşte’yi ‘gülümsemeler şehri’ olarak tanıtmakmış.

    okuldan bazı kareler…

    http://i.hizliresim.com/1mde5d.jpg
    http://i.hizliresim.com/92lnyq.jpg
    http://i.hizliresim.com/0mdzdw.jpg
    http://i.hizliresim.com/nredpp.jpg

    okul ne kadar başarılı olmuş bilinmez, ne yapmış neyi değiştirmiş bilinmez, öyle bir ağaç dikmişler ki onu izlemek bile yetmiş, böyle bir ağacın meyve verip vermemesi ile kim ilgilenir ki zaten?