1. yaratıcılıkla birlikte sanatın tarihsel dönüşümünü sağlayan araç.
  2. ilham perisi aracılığıyla kişiye ulaştırılır.

    (bkz: ilham perisi)
  3. ilham bekletilemezdi. tren gibiydi süregelen bir algoritma. beklediğin her bir dakika diğer treni geciktiriyordu. kafamda işleyen bu mekanizma pratikte aynı verimi vermiyordu.
  4. ansızın gelir.
  5. sahiden her an gelebilir. kağıt-kalem olmadan yazamayanlar için kıvrandırır. varsa her şey ikinci plana atılır, şöylebir hale gelirsiniz.

    (bkz: oliver sacks)
  6. gelmez. geleceği varsa da umulmadık anda gelir.
    onun için tırmalamak gerek. tam tırmalamaktan vazgeçip köşeye çekildiğinde geldiği gibi, hiç umulmadık bir anda da gelebilir. ilginç şey doğrusu.
  7. bir zamanlar bir grup arkadaşımla beraber kavurucu sıcağa rağmen serin rüzgarlar esen bir diyara tatile gitmiştim. orada tanıştığımız bir grup kız da bize tatil boyu bize eşlik etmişti. tesadüf bu ya o kızların arasından birisi için ben farklı gözükmüştüm. şeytan tüyü, sıra dışılık, severek ayrılınan eski erkek arkadaşa benzerlik v.s. v.s. sebeplerin bir sonucu olarak gözleri bana bir başka bakıyordu. o bakışı tanımamak imkansız. yeryüzünde kadınlar hariç hiç bir varlık öyle bakamaz. gündüzlerimizi ve gecelerimizi beraber geçirdik ve o bana hep öyle baktı. fakat tecrübe bu ya bu büyünün o süreçle alakalı bir durum olduğunun farkındalığındaydım ve bozmadım, anı yaşadım. nerede başlayıp nerede biteceğini bilerek. bir şekilde hayatıma o şekilde dokunan her kadına bir şeyler kattığımı düşünmüşümdür. o sürecin son akşamı içtiğimiz içkilerin yarattığı mahmurluğa eşlik eden gecenin serinliği tenimizi ipeksi bir yumuşaklıkla okşarken baş başa kalmış sohbet ediyorduk. tatilin sonunda nefret ettiği işe geri döneceğinden bahsedip hüzünlenmişti ama bana hala öyle bakıyordu, o kadınlara has tuhaf bakışlarla. ben de onun hayallerini kurcaladım. bir kadın size öyle bakıyorsa sorduğunuz her soruya olanca dürüstlüğüyle cevap verir. hayallerini öğrenince yapmayı sevdiği şeyleri öğrendim, yapmayı sevdiği şeyleri öğrenince bunların da bir şekilde iş haline gelip para kazandırabileceğini farketmesini sağladım. zordu ama imkansız değildi. belki daha az kazandırırdı ama huzursuz etmezdi. gözleri bana inandığını söylüyordu ve dili de tasdik ediyordu. ben ona inanıyor muydum? biraz... o sürecin büyüsü sona erince söylediklerimin tesirinin de kaybolacağını düşünüyordum ama bu beni söyleyeceklerimi söylemekten vazgeçirmedi. ufak bir ihtimal de olsa denemeye değerdi.
    sürecin sonunda, hepimiz evlerimize ve sıkıcı hayatlarımıza geri döndüğümüzde sosyal medya üzerinden ufak girişimlerde bulunduğunu görmüş ve mutlu olmuştum ama bunun o küçük girişimle sınırlı kalacağına neredeyse emindim. sonrasında hiç bir diyaloğumuz ve diyalog girişimimiz olmadı. dediğim gibi tecrübe... nerede başlayıp nerede biteceğini bilirsen hiç bir şeyi berbat etmezsin ve ben de bunu yaptım. güzel bir hatırayı berbat etmemek için red kit gibi gün batımına doğru yürüyerek ortadan kayboldum ama kelimeler ve hatıralar kaybolmadı, hatta bu onları besledi. aradan yıllar geçti ve yine sosyal medya üzerinden işlerini oldukça büyüttüğünü ve dergilere röportaj verdiğini gördüm. işe yaramıştı ve o kadar mutluydum ki anlatamam. yine hiç bir şey söylemedim ve söylemeyeceğim. söylersem büyü bozulur... nihayetinde güzel bir kızın güzel bir hikayesinin olmasına sağladım dolaylı olarak. ben biraz şekilciyim, estetiğe önem veririm. güzellik insanın sahip olduğu bir değerdir ve ben şeytanım, fazla incelikli olamam.

    hikaye biraz duygusal ve dramatik oldu, bunu biraz bok etmem gerekiyor. yazdıktan sonra farkettim ki bu hikaye "american gods" isimli dizideki salim ile ortadoğulu bir ifrit olan jinn'in hikayesine benziyor :) tabi o hikayenin heteroseksüel haline benziyor *

    aslında bir çok kadına bu tür değerler katmış ve hepsinin hayatının seyrini değiştirmişimdir. kiminin az kiminin bu hikayedeki gibi fazla... gel gelelim hiç bir kadın bana bu şekilde dokunmadı ve hayatıma böyle bir tesiri olmadı. genelleme yapabilecek kadar çok kadınla tanıştım. farklı kültürlere, farklı kişiliklere ve farklı tarzlara sahiplerdi ama kadınlar biraz materyalist ve fazlasıyla realist. bunun ülkemizdeki kadınlara has bir durum olduğunu düşünüyorum. vasat hayatların mutsuz ve vasat karakterleri olmayı tercih ediyorlar. biraz çılgın ve hayal perest seçimler ne kaybettirir ki? en fazla yüz üste düşerler. ben düştüm, hem de defalarca düştüm. yüz üstü düşmek kötüdür, acıtır ama kendi seçimlerinle düştüysen ayağa kendi başına kalkabilirsin. ben her seferinde kalktım. bilmiyorum belki instagram'da havalı ve mutlu fotoğraflar paylaşmak gerçekten mutlu olmaktan daha önemlidir artık çoğu kadın için. belkide "black miror" denilen diziyi hiç izlememişlerdir. ütopyalarının aslında distopyaları olduğunu farketmemişlerdir. yine de ben öyle olmayan bir kadınla birlikte olana kadar bu şekilde yaşayacağım. kararlıyım ve tecrübelerim bana özgüven veriyor. kendime saygı duyuyorum ve bu satın alınabilir bir şey değil. her şeye sahip olman veya hiç bir şeyinin kalmaması arasındaki en keskin çizgi budur. her şey gidebilir ama öz saygı kalır. bu boktan ve küçük sözlükte kimse bunu okumayacaktır keza insanlar artık uzun yazıları sevmiyor ama yazmak istedim. birileri okusun diye değil, içimden atmam gerektiği için. bu da böyle bir anımdı...
  8. aktivasyon enerjisi