• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
Yazar Jack London
intihar - jack london
jack london'un en çok ses getiren eseridir. içki tutkusu üzerine yazılmış yalın çıplaklığı ile şaşırtan, heyecanlandıran, düşündüren satırlarla doludur. amerika birleşik devleti'nde 1919 yılında ilan edilen içki yasağının temel dayanaklarından biri olmuştur bu yapıt. jack london'ın kendi hayatından bir çok bölümün işlendiği eser din adamları tarafından vaazlarda kullanılmıştır.

jack london bu eseri için şöyle demişti: "intihar'da gerçeği tüm çıplaklığıyla yazamadım.
yazamadım, çünkü bu kadarına cesaretim yoktu." buna rağmen denebilir ki gerçeğin en somut halidir bu eser.
(tanıtım bülteninden)
  1. jack london'un pek bilinmeyen ama bir o kadar da etkili olan bir eseridir . kitap ; jack london'un hayatından birçok kesit içermektedir . alkoller arasında geçen ilişkileri çok iyi yansıttığı ve alkolün nasıl bir şey olduğunu çok iyi anlattığı bir eserdir . demir gibi gerçeklerle , düşünceler bazen insanı rahatsız eden ama bazen de insana bakış açısı katan bir eserdir .

    !---- spoiler ----!

    genel bir deyişle iki ayyaş tipi vardır . biri , hepimizin bildiği tiptir ; budala , hayal kurmayan , beyni kurtlanmış , açık
    ve titrek adımlarla yürüyen , sık sık yere düşen , mavi fareler ve pembe filler gören insanlar . bunlar gazetelerin eğlence
    sayfalarındaki şakalara karikatürlere konu olan insanlardır .

    diğer tip ayyaşın ise bir hayali , bir görüşü vardır . başı en hoş bir şekilde dönerken bile hiç sendelemeden yürür , düşmez , bir yere çarpmaz , nerede olduğunu ve ne yaptığını gayet iyi bilir . onun bedeni değil beynidir sarhoş olan . böyle bir insan zeka ile fıkır fıkır kaynar ya da içinde dostluk taşar çevresine . evrensel ve mantıklı hayaller görebilir . bu duruma eriştiği zaman hayatın en sağlıklı hayallerinin kabuklarını soyar , ruhunun çevresine geçirilen demirden gereklilik çemberini ciddiyetle inceler. işte john barleycorn en güçlü olduğu saat budur . bir insanın sokaklarda devrilip yuvarlanması kolay bir iştir . oysa iki ayağı üzerinde dimdik ve sendelemeden durup , bütün evrende kendisi için tek bir özgürlüğün bulunduğuna karar kılması korkunç bir sınavdır . yani ölüm gününü önceden kestirebilme özgürlüğünün ! işte bu adam için beyaz mantık saati gelip çatmıştır . o artık yalnız eşyanın kanunlarını bilir , anlamını değil . en tehlikeli saatidir bu onun . ayakları mezara giden yolu bulmuştur artık .

    her şey durulaşır şimdi onun gözünde . bütün bu şaşırtıcı ölümsüzlük özlemleri arasında ölüm korkusundan titreyen ruhların paniğe kapılmalarıdır . bunları ölmek güdüleri yoktur , ölüm zamanı gelip çatınca ölme iradelerinden yoksundurlar . kendilerinin daha kurnaz çıkacaklarını ve geleceği kazanacaklarını sanırlar . mezarın karanlığını ya da ateşin o yok edici sıcaklığını öteki hayvanlara bıraktıklarını sanırlar . oysa beyaz mantığının bu anına erişmiş olan o adam , bunların yalnız ve yalnız kendilerini kandırdıklarını bilir . aynı olay herkese aynı biçimde uygulanmaktadır . güneşin altında yeni bir şey yoktur , zayıf ruhların özlemini çektiği o ölümsüzlük bile yoktur . iki ayağının üzerinde sendelemeden duran adam bunu bilir . et , şarap , güneş lekesi ve dünya tozundan meydana gelen , kısa bir süre işlemek üzere yapılan dakik bir mekanizma olan , ilahiyat ve tıp doktorlarının elinde oyuncak olan ve sonunda çöp yığınına atılacak olan insandır o sadece .

    şüphesiz bütün bunlar bir ruh hastalığı , bir hayat hastalığı değildir . hayal peşinde koşa bir insanın john barleycorn ile dostluk etmek
    için ödemek zorunda olduğu cezadır bu . aptal bir insanın cezası çok daha basit , daha kolaydır .o , bilinçsizliğe düşene kadar içer . afyon çekmiş gibi uyur ; rüya görürse bile bunlar bulanık ve belirsizdirler . ama john barleycorn hayal peşinde koşanlara beyaz mantığın acımasız hayallerini gösterir . o kimse hayata ve hayata ilişkin her şeye karamsar bir alman filozofun çarpık bakışı ile bakar . bütün hayallerin sonunda birer hayal olduğunu görür . bütün değerleri aşar . iyi kötüdür , gerçek yalandır , hayat bir şakadır . o sakin-deli yüksekliklerinden , bir ilah kesinliğiyle , bütün hayatı kötü olarak görür . karı , çocuk , arkadaş hepsi mantığının beyaz ışığı altında düzenci ve düzmece olarak açığa çıkar . onların hepsinin maskelerinin ardını görür ve bütün gördüğü de onların zayıflığı , kusurlukları , sıkıcılıkları ve acınacak olduklarıdır . bütün diğer küçük insanlar gibi zavallı küçük bencillerdir .

    !---- spoiler ----!

    edit: john barleycorn : isim aynı adlı ingiliz halk şarkısından alınmıştır. barleycorn, bira ve viski yapımında kullanılan arpa (ing. barley) üzerinden alkol çağrışımı yapan uydurma bir isimdir.
  2. intihar, bir alkoliğin anıları, bay alkolik isimleriyle türkçeleştirilen kitabın orijinal ismi; john barleycorn dur. neyse ki engin yayıcılık orjinal ismiyle de basmıştır kitabı.
    !---- spoiler ----!

    jack london kitapta içkiyle yıllarca süren yakın ilişkisini anlatsa da bir alkolik olmadığını belirtir kitap boyunca. kitapta içki ve ayyaşlığı john barleycorn olarak adlandırır. london için john barleycorn dostluklar kurmanın gerekliliği, kimi zaman içinde bulunduğu erkek egemen topluluğa uyum sağlamanın bir mecburiyeti olan kötü bir arkadaştır. bu anların yaşandığı yerler de meyhanelerdir. “insanlar konuşmak, gülmek, böbürlenmek, rahatlamak, yorucu gün ve gecelerin sıkıcı işlerini unutmak için, hep içki sofrasının başında bir araya gelirlerdi. meyhane bir toplanma yeriydi. insanlar meyhane de, ilkel insanların mağaranın ağzında yaktıkları ateşin çevresinde toplandıkları gibi toplanırlardı.” içki sofralarında ve meyhanelerde tanıştığı insanlar, kazandığı dostlukların yazdığı kitaplara kaynaklık eden seyahatler etmesine de etkisi olmuştur. “bütün yollar meyhaneler çıkıyordu. romantizmin ve maceranın bin bir yolu meyhaneler de birleşir, oradan da dünyanın her yanına dağılırdı.”
    kitabın en etkili bölümü beyaz mantık adını verdiği alkol bilinciyle yaptığı konuşmadır. bu bölümde kitap anı roman olmaktan çıkıp şiirsel bir anlatıya döner.
    “her şeyden önce, seninde çok iyi bildiğin gibi, insan, bilincin akışıdır, geçen düşüncelerin akışı, her kendilik düşüncesi bir başka kendiliktir, sürekli bir oluştur ama hiçbir zaman bir varlık değildir. hayaletler ülkesinde oradan oraya dolaşan hayaletlerdir. ama insan kendisini olduğu gibi kabul etmez. kendisinin geçip gittiğini reddeder. o geçip gitmeyecektir. bunu yapmak için ölmesi gerekse bile, yeniden yaşayacaktır. o, atomlarla ışık fıskiyelerini, en uzak yıldız kümelerini, su damlacıklarını, duyguların sivri uçlarını, cıvık çamurlu akıntıları, kozmik kütleleri karıştırır ve bunları da inanç incilerine, kadın aşkına, varsayılmış değerlere, ürkütücü şüphelere, göz alıcı kibre katar ve bundan, kendisine gökleri ürkütecek, sonsuzlukları şaşırtacak bir sonsuzluk yaratır.”

    !---- spoiler ----!