• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.32)
into the wild - sean penn
genç christopher mccandless’ın (emile hirsch) ilham veren gerçek hikayesinden uyarlanan into the wild, rahat ve konforlu yaşamını terk ederek alaska’nın kırsalında hayatının en büyük meydan okumasını gerçekleştirmek ve özgürlüğü yaşamak için yollara düşen christopher’ın hikayesini anlatıyor. filmin senaryo yazarı ve yönetmeni sean penn’e yıldız oyuncular william hurt, marcia gay harden, vince vaughn, catherine keener ve hal holbrook eşlik ediyor.
  1. toplumdan ve dayatılan sistemden, yabana yani özgürlüğe kaçışın, christopher mccandless’dan alexander supertrump'a dönüşün hikayesi. film christopher mccandless’ın günlükleri üzerinden yazılan aynı isimli kitaptan uyarlama. ayrıca filmin (bkz: eddie vedder) imzalı müzikleri de bence çok güzel.
  2. bardaki society sahnesi ile tüylerimi diken diken eden, dünyanın en mütevazi mutluluk tanımını içeren christopher mccandless'ın hayatının anlatıldığı biyografik film.

    !---- spoiler ----!

    çok şey gördüm geçirdim, artık mutlu olmak için ne gerektiğini bulduğumu sanıyorum. aile mutluluğu...
    kırda sessiz, gözlerden uzak bir hayat. iyilik yapmanın kolay olduğu ve iyilik yapılmasına alışık olmayan insanlara faydalı olma olanağı. bir faydası olacağı umulan bir iş. sonrası dinlenme, doğa, kitap, müzik, komşuyu sevmek. işte benim mutluluk anlayışım bu. ve sonrasında hepsinin üstüne eşim olarak sen... ve bir de çocuklar belki... insan daha ne ister?

    !---- spoiler ----!

    ek olarak; "happiness only real when shared."
  3. modern dünyanın bizi arada sırada doğaya kaçıp gitmeyi zorladığı oluyor. ancak çoğumuz bu dünyayı ardımızda bırakıp gidemiyoruz çünkü rahatı seviyoruz banane, boşver demeyi seviyoruz, ister istemez bu dünyayı getirdiklerini benimsiyor ve seviyoruz. bu yüzden bırakıp gitmek bir günlüğüne hatta birkaç saatliğine bile zor geliyor. bunun yerine fotoğraflara bakarak, filmler izleyerek doğaya olan açlığımızı gidermeye çalışıyoruz. bazen bir hevesle yerimizden kalksak da anında tembelliğimiz, rahata düşkünlüğümüz tutup omuzlarımızdan oturtuyor kalktığımız yere.
    bu film çekip giden, modern dünyaya sırtını dönen, doğanın kucağına giden insanı anlatıyor. bize geldiğimiz ve gideceğimiz yeri hatırlatıyor.
    en azından yaşattığı o her şeyi geride bırakıp gitme isteği için bile defalarca izlenebilir.
    kgn
  4. yaniiiii rüzgara karşı
    niye film isimleri türkçe değiiiil? niye?
    bu filmi bir köşe yazısından okuyup izlemeye karar vermiştim.
    güzel bir film!
    insanın içini derinden sızlatıyor!
    ailesinin dramatik mutsuzluğu kahramanın mutsuzluğu ile iç içe anlatılmış.
    acaba gerçekten çıktığı yolculukta bunu mu düşündü? en çok özlediği ailesi miydi?
    onu sevgi'yle kucaklayan bir evi olsaydı hayata daha sıkı tutunur muydu?
    içinizde binbir soru ile izleyip bitiriyorsunuz.
    ölümü, hele kahraman'ın ölümü! o ıssız soğuk yerde ölümü içinizi bambaşka bir çaresizlikle dolduruyor.
    filmin sonunda bu gerçek hayat öyküsünün baş kişisinin fotoğraflarını veriyorlar.
    işte o zaman içimde o her zaman baş kaldıran isyan canavarı şöyle sesleniyor:
    neden? neden bu kadar duyarlı, hassas dünyanın farklı güzel yürekleri böyle ölüyor? neden yaşamıyorlar?

    neden film isimleri türkçe değil?
  5. her şeyi geride bırakıp kendini doğayla uyum içerisinde bırakma filmi. sizde bu duyguyu uyandırıyor. bu yönden başarılı.

    başımdan geçen bir hadiseyi anlatayım. öğrencilik zamanlarımızda çok yakın bir arkadaşımla bu filmi izledik. zaten serde gezmek, tırmanmak, yürüyüş gibi aktiviteler mevcut. tabi derinden etkilendik. neyse bendeki etkisi 1 hafta sürdü ve gerçeklikle çarpışmaya kaldığım yerden devam ettim. ancak bu arkadaşım için işler hiç de öyle olmamış. ara ara kafası bozulduğunda bu filmi baştan sona izliyormuş. sürekli kafada güncel yani. gel zaman git zaman mezun olduk. bok varmış gibi askere gittik hemen. tabi bu iyice bunalmış askerde. geldik tekrar iş güç kovalıyoruz. bilen bilir çok zor bir süreçtir. neyse bu arkadaş bir şekilde bir holdinge girdi ama kafa hep bi into the wild. fazla uzatmayayım, aradan bir hafta geçti. telefon açtı bana "olm istifayı verdim çıktım işten". noldu niye demeye kalmadan "bileti aldım, gidiyorum" dedi. yahu noluyor dedim. "giresun'a yerleşiyorum bizimkilerin yanına" dedi. gitti adam. valla gitti, yerleşti. 1,5 yıldır orada yaşıyor. sonra uzun uzun konuştuğumuz vakitlerin birinde "en büyük etken bu film oldu" dedi bana.

    işte böyle etkileri olabiliyor.
    (bkz: bir film izledim hayatım değişti)
  6. başlangıçta güzel görünen bir duygu.. hayatını özgürce yaşamak.. bir yere bağımlı olmamak.. hayallerinin peşinden gitmek.. geçmişi geride bırakmak.. herşeye tek başına yetebileceğini düşünmek.. ama sonrasında ne olacak.. işler yolunda gitmezse en kötü ne olabilir.. insanoğlunun bekide en büyük fobisi yalnız ve/veya acı çekerek ölmek.. bu konu ilginizi çekiyorsa izlemenizde fayda var..
    yaza
  7. bünyede kısa süreli de olsa, her şeyi geride bırakıp uzaklara.. hem de çok uzaklara gitme dürtülerini tetikleyen başarılı film. yaşanmış bir olaydan temel alındığı için izleyiciyi hem mutlu eden hem de üzen tarafları var.

    ama her şey bir yana ben filmi izlerken ana karakterimizin cesaretine defalarca hayran kaldım ve gıpta ettim. günümüz düzeninde "kaybedecek" bu kadar şeyi olupta; idellarinin peşinden gidebilmek adına böylesi radikal bir karar alabilmek çoğumuz tarafından "aptallık" olarak nitelendirilebilir. modern toplum düzeninin bizlere dayattığı kaygılar dolayısıyla bu insanları da suçlamayı doğru bulmuyorum. fakat benim nezdimde gencimizin aldığı bu karar; aptallık değil, günümüzde nadir rastlanan türden bir cesaret örneğiydi..
  8. uykumun olmadığı bir gece rastgele açtığım ve beni şu ana kadar en çok etkileyen film. işin garibi, filmin sonuna kadar gerçek hikaye olduğunu bilmemem. filmin sonunda orijinal fotoğrafı görünce anladım gerçek hikaye olduğunu ve tutamadım kendimi ağladım. izlediğim sırada aynı yaşlardaydık sevgili christopher ile belki de ondan dolayı çok etkilendim. hala gelir ara ara aklıma yine etkisi altına alır beni bu harika insanın hayat hikayesi. tek bir söz hiç çıkmıyor aklımdan filmde geçen. happiness only real when shared