• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
işe yarar bir şey - pelin esmer
leyla, gece treniyle çıktığı uzun bir yolculukta manzarayı ve insanları iştahla izlerken hemşirelik öğrencisi canan’ı fark eder. bu genç kızı son istasyonda, yavuz’un evinde, çok ağır bir sorumluluk bekliyordur. leyla, canan’ın anlattıklarından ve anlatmadıklarından bir hikâye kurar, kendini kaptırır ve ona eşlik etmeye karar verir. hikâyenin sonunda bir iyilik meleği mi yoksa bir katil mi olacaklarını henüz bilmiyordur.
genç yönetmen pelin esmer'in 11'e 10 kala ve gözetleme kulesi'nden sonraki üçüncü uzun metrajlı filmi olan yapım kültür bakanlığı'nın fonlarından destek ile hayata geçti. filmin yapımcılığını ise sine film üstleniyor. senaryosunda barış bıçakçı'nın da imzası olan yapımda başak köklükaya, yiğit özşener ve öykü karayel başrolleri paylaşıyor.
(film özeti www.beyazperde.com'dan alnımıştır.)
  1. bu tanımı hak edecek çok az film vardır, işe yarar bir şey tam da öyle bir film: şiir gibi.
    barış bıçakçı'nın tutkulu bir okuyucusu ve hayranı olarak senaryosuna elinin değdiğini öğrenir öğrenmez ve koşarak izledim bu filmi, sevdiğim bir dostumla. yönetmen pelin esmer'in ise izlediğim ilk filmi oldu. filmden önce yaptığım kısa araştırmayla pelin esmer ile aramızdaki birkaç şaşırtıcı benzerlik beni daha da heyecanlandırdı. nitekim beklentilerimi oldukça yüksek tutarak girdiğim bu filmden beklentilerimin çok üzerinde bir beğeni ve etkilenmişlikle çıktım.
    öncelikle barış bıçakçı okumuş ve sevmiş bir insanın bu filmi sevmemesi gibi bir ihtimal göremiyorum. canan da leyla da her şeyleriyle tam bir barış bıçakçı karakteri ve bıçakçı'nın o şiirsi üslubu hikaye boyu ince ince sarmalıyor sizi. zaten pelin esmer de bu film ile "bir şiirin insan üzerinde bıraktığı o tanımlanamaz etkiyi" bırakmayı amaçlamış izleyicinin üzerinde ve bunu pek iyi başarmış kanımca.

    filmin ciddi bir kısmı trende geçiyor bu şiirsi üslubu beslercesine ve biz karakterleri ve geçip giden o ray kenarlarındaki evleri zaman zaman gecenin karanlığında zaman zamansa yeni doğan güneşin o mor-pembe ışıklarında tren camının yansımalarında izliyoruz. öykü karayel o genç ve tedirgin hemşireyi, başak köklükaya ise son derece karizmatik ve vakur bir şairi başarıyla canlandırmış. yiğit özşener'in dahiliyeti ise biraz geç, kısa fakat oldukça kilit ve etkileyici.

    !---- spoiler ----!

    trende sabaha karşı sarhoş adamın "ah bir ataş ver"i söyleyişi ve leyla'nın usulca eşlik etmesi ona,
    trenin arızalandığı o ıssız istasyondan çıkıp karanlık sokaklarda yürüyüşleri leyla ve canan'ın, o bir şeyleri erteleyiş çabaları,
    yavuz'un evinde tavanda çellonun sesine eşlik ederek dans eden o yansımalar, uçuşan tül perde,
    ve leyla'nın "yarın da gelelim mi?" diye soruşundaki o beni mahveden ve boğazıma oturan tanımlayamadığım şey...

    !---- spoiler ----!

    aslında daha satırlarca şey var bu film için yazabileceğim ama fazlasıyla uzattım sanırım. filmden bir şiirin birkaç dizesini de bırakıp bu yazıyı sonlandırayım.

    "yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim
    geçen günlere üzüldük tamam yola düşelim
    düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam
    düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli
    başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman
    tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde
    bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman"