• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (6.00)
kadınlığımın hikayesi - simone de beauvoir
"beauvoir, kadınlığımın hikayesi'nde, daha önce genç kızlık döneminin sorunlarını anlattığı bir genç kızın anıları kitabında kaldığı yerden yaşamını tam bir açıklıkla anlatmaya devam ediyor. sartre ile kurdukları ortak yaşantıyı, mutlu ve acılı günlerini, kadınlığın çeşitli sorunlarını, tanıdığı insanları, tutkularını, yazarlığını ve dünyamızın geçirdiği buhranlı dönemleri en küçük ayrıntılarına kadar anlatıyor. bir roman gibi sürükleyici ve çarpıcı olan bu anıları severek, büyük bir ilgiyle okuyacaksınız." (idefix'ten)
  1. feminizm deyince ilk akla gelen isim beauvoir, yaşadığı dönemde hem kadınlar hakkında dikkat çekici çıkışlarıyla hem de jean paul sartre ile olan birlikteliğiyle adından sıkça söz ettirmiştir.

    hiçbir zaman evlenmediği, ancak hayatının sonuna kadar yanında kaldığı sartre ile olan ilişkisinden yola çıkıp, tüm dünya kadınlarının eşsiz sıkıntılarına geniş bir pencere açtığı bu kitabı, bence herkesin kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken kitaplardandır.
  2. feminizm belasını başımıza saran ablalar listesinin üst sıralarında yer alır kendisi. hadi bunu mazur gördük diyelim sarte gibi bir adamla sevişmesini nasıl mazur görebilirim ey sevgili okur. tamam, kendisi bir catalina otalvaro değil elbet lakin diğer taraftaki adam da sartre be abilerim, ablalarım. buna rağmen her topal satıcının bir kör alıcısı olur misali yaşamları boyunca sürekli başka insanlarla da birlikte oluyor bu ikisi. sartre bu konuda bildiğim kadarıyla çok daha aktif, simone kadınlık içgüdüsüyle olsa gerek biriyle yatmak için bedenden daha fazlasını ararken sartre aynı benim gibi bir çift güzel göğüse tav olan bir adam bu kitaptan okuduklarım kadarıyla.
    şimdi bu kitabı bana öneren hatta oku diye veren simge gelse ve bu yorumları görse kalbine iner allah muhafaza. sartre ile sevgili olan bir kadından beklenedeği üzere kendisi varoluşçu. varoluşçuluk nedir kısmını az çok bulantı kitabının altında anlatmaya çalıştım bir de burada anlatamam çünkü çok yorucu. özetle kadın doğulmaz, kadın olunur diyor simone de beuvoir(daha önce de belirttiğim üzere bu ismi ve nietzsche' yi bakmadan yazabilen erkek abazandır, kendimden biliyorum)
    ablanın dili ağır sayılabilecek cinsten, eserini de öyle zevkle filan okumuyorsunuz haliyle. bir otobiyografi olarak nitelendirilebilir kitap. simone de beauvoir' in hayatının belli dönemlerinden özetler var kitapta. tek keyif alarak okunan yeri sartre ile arasındaki ilişkinin anlatıldığı bölümlerdi benim açımdan. sarte ile birlikteyken başkaları da sürekli var oluyor aslında ve bu bir aldatma şeklinde değil. yalan yok yani ilşkilerinde. iki taraf da birbirine karşı çok dürüst. birbirlerine duydukları müthiş saygıya hayran olmamak elde değil. dahası aralarındaki şey bir duygusal ilişkiden çok daha ötesi bence. harika iki dostlar ve ikisi de birbirlerinin entellektüel birikimlerine o kadar saygı duyuyorlar ki aslında ikisi de birbirlerinin hayranılar. dolayısıyla bu çiften öykünüp de benzer bir ilişki kurma hayalini kuran erkeklere diyorum ki; beyler ne biz sartre kadar hayranlık uyandırabilecek adamlar olabiliriz ne de karşımıza simone de beauvoir kadar birikimli, cesur, zeki kızlar çıkar. sartre ve simone birbirini seven çiften çok daha fazlası, onlar bedenlerinden ziyade birbirlerinin beyinlerine aşıklar ki sarte' ın tipini düşününce buna da çok şaşırmamak gerek bana kalırsa.
    kapak fotoğrafı çok acaip ayrıca. eski türk filmlerinin alman mürebbiyesi görünümündeki simone de beauvoir nerede, bu kapaktaki sarışın hatun nerede...

    edit: bu önemli. kitap elimde olmadığından bakıp yazamıyorum lakin sanki bir yerlerde simone de beauvoir, sartre' ın hiçbir zaman varoluşçu olduğunu iddia etmediğini söylüyordu. böyle bir şeye rastlayan varsa ve kızsa mesaj atsın bana.