• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.69)
kynodontas - yorgos lanthimos
yunanistan'dan gelen en şok edici, kışkırtıcı ve en yaratıcı filmlerden biri olan köpek dişi, atmosferiyle michael haneke'yi, duygusal sıkıntı açısından lars von trier'i anımsatıyor. film, üç genç kardeşin anne babalarıyla, sanki paralel bir evrende, farkında olmadıkları bir tutsaklıkta yaşadığı evde geçiyor. işlevsiz ailelerin gelebileceği son nokta bu...
  1. 2009 yılı yunan yapımı film.
  2. aslında bu film hakkında spoiler vermeden nasıl anlatılır bilemiyorum. film çünkü bir durum filmi gibi başlayıp gidiyor. ama bu durum bizim hayal edebileceklerimizin çok ötesinde. ne olup bittiğini anlıyoruz ama geçen her dakika boyunca anlamak
    istemiyoruz, irkiliyoruz, yabanileşiyoruz, aynadaki aksimizden korkuyoruz. öğrenilmiş çaresizliğin uyuşturduğu bedenlerimizdeki karıncalanmaları dağıtmak istiyoruz. bu noktada film için farklı olarak sorular üzerinden gitmeyi tercih ediyoruz.

    yaşadığımız düzen tarih boyunca belirli tekrarların birikiminden mi ibarettir? bu tekrarların ortaya çıkardığı 'iyi' ve 'kötü' kavramları birbirine ne kadar yakındır?
    komunizm ve kapitalizmin eksik yönleri nelerdir? doğru bir ideoloji mevcut mudur?
    korku imparatoluğuna rağmen merakın ortaya çıkardığı düzen karşıtlığı sonucunda ortaya konan feragat karşılığını ne şekilde bulur?
    cinselliğin erkek ve kadın hayatındaki konumları nedir? ensest ilişki ne kadar kabul edilmezdir ?
    kişinin isimleri ve konuştuğu dil bir toplumu ne kadar şekillendirir?
    umut bizi hayatta tutan tek olgu olmaya ne kadar devam edebilir? ödül&ceza ilişkisi ortaya çıkan davranışsal yaşam, hayatımızın özeti mi?
  3. üzerine ilk eleştiri yaptığım olmasa da elestirimin ilk olarak basildigi film. şanslı başlamışım bu işe ya...

    yunan arkadaşlarımın dalga geçtikleri film ayrıca. aralarında filmin anlatmaya çalıştığı şeyi anlamaya en cok yaklasanin ben oldugumu gordugumde cok sasirmistim.

    nihilist bir film. o yuzden seviyor, unutamiyorum.

    gerceklik yok. bize ogretilen hicbir sey gercek degil. yoktan kavramlar var edip onlarin salt dogru olduguna inaniyoruz.

    ha bir de film hakkinda sosyalizm elestirisi diyenler var ancak "ne sosyalizm elestirisi degil ki?" diye cevap vermek istiyorum kendilerine.
  4. köpek dişi
    psikanaliz etkisinin çok belirgin olduğu ve psikanalistlerin izlenmesini önerdiği bir film.
  5. aşırı korumacı, güvenlik ve sosyal iletişim konularında paranoyak yaklaşım sergileyen ebeveynlerin çocuk yetiştirme biçimlerini alışılagelmişin dışında ve rahatsız edici şekilde işleyen 2009 yapımı yunan filmi.

    !---- spoiler ----!
    evin geçimini sağlayan baba, gözlerden ırak bir evde toplumdan izole yaşayan ailenin dış dünya ile bağlantısı olan tek bireydir. bu düzen içinde diktatöryal bir tutum sergilemekte, oluşturduğu yapıya zarar verebilecek her türden tehdit ve tehlikeye karşı ailesini korumakta ve sakınmaktadır. çocuklarını toplum öğretilerinin ve "genel ahlak" anlayışının aksine kurguladıkları bir düzende yetiştirmektedirler.

    oluşturduğu model ütopya değildir. dışarıdaki savaş halinde oldukları düzenin mikro ölçekte yansımasıdır. "gerçek" dünyaya ait tüm kavramlar, maniple ederek; kapitalizm ve dinin, doğduğu andan itibaren bireye empoze ettiği baskıcı ve dayatmacı yaklaşıma benzer ancak özgün bir biçimde sembolize edilmiştir. aşılması yasak yüksek çitlerle çevrili dünyalarında, kendilerine has dil, ödül ve ceza, eğitim, sahiplenme ve takas sistemleri; ahlak, eğlence ve oyun anlayışları işlemektedir. motivasyonu ve düzenin bekasını sağlamak için de ulaşılması güç, ebediyeti vaat eden sonraki mutlak aşama/cennet eşdeğerinde soyut bir kavram oluşturmuşlardır.

    tüm bunları bir ailenin gündelik yaşamı çerçevesinde aktaran filme karşı "ahlaki" değerlerimizi alt üst edebilecek bir tehlike gözüyle bakabilecekken, şiddet ve cinsellik kavramlarını dozunda kullanmasıyla oturup sorgulatacak bir vuruculuğa bürünebilmiş. dışarıya vurmaktan, rengini belli etmekten korkarak kalın bir katran tabakasıyla kapladığımız ve yokmuş gibi davrandığımız toplumca, kabul görmemiş birçok duyguyu gözümüze gözümüze sokmaktadır. peki içinde bulunduğumuz genel kabul görmüş bu düzen çok mu temiz, çok mu sağlıklı?
    !---- spoiler ----!

    yunan yönetmenin 2009 cannes film festivali'nde ilk kez görüceye çıkan filmi, ögeleri doz ve sembol olarak ele alış biçimiyle michael haneke tarzı ile sıkça kıyaslanmış ve methiyeler düzülmüştür.

    (bkz: funny games - michael haneke) (1997)
    (bkz: funny games - michael haneke) (2007)
    (bkz: la pianiste - michael haneke) (2001)
  6. fanusta doğup büyümüş üç japon balığının okyanustan habersizliğini anlatan sert, çarpan, muhteşem lanthimos filmi.
  7. !---- spoiler ----!

    filme çok fazla kafa yoramadım ama bunların sembolik değerleri üzerinden filmin yorumlanabileceğini düşünüyorum: ev, evin bahçesi, bahçeyi çevreleyen duvar/ çit, dışarısı, evin muktediri olarak baba, anne, çocuklar, büyük erkek çocuğun cinsel ihtiyacını gören güvenlik görevlisi kadın (ve onun haz düşkünlüğü), ahlaki normlar dışında ensest ve eşcinsellik, kızlardan birinin oyuncak bebeği parçalarken onunla empati kurarak çığlık atması, köpek dişi...

    film yorumlarında dil meselesinin vurgulandığını gördüm ama bence filmin sorunu dil değil. sonuçta zombi sözcüğünün küçük bir çiçeğin adı olduğunu öğrenen çocuk ileride hayalinde insan etiyle beslenen insanımsı bir varlık tasarlarsa onun da adını papatya koyabilir. bu durum bahçe sınırları içerisinde yaşayan bu insanların iletişiminde sorun teşkil etmez, ama bu tip dezenformasyonları fazlalaştırırlarsa konuştukları dil anadillerinden kopup bir şive/ lehçe özelliği göstermeye başlayabilir. bu da bahçe sınırları dışındaki insanlarla iletişim kurmalarını zorlaştırır. bunun üzerinden dilin etimolojisi ve ontolojisi üzerine kafa yorulabilir belki ama bu filmden bağımsız bir zihin uğraşı olur. filmin sorunu dille değil iktidarla, özgürlükle, ahlakla.

    !---- spoiler ----!

    bu yazıyı okuyup bu filme kafa yoruyorsanız ve birbirimize verebileceğimiz sorular veya cevaplar olabileceğini düşünüyorsanız benimle iletişime geçmenizi çok isterim.
  8. ahh o sonu. ne yapmamız gerektiğini nasıl da anlatıyor.

    otorite devlet eleştirisi olarak okunuyor film. benim en çok dikkatimi çeken evebeynlerin sex yaşantısıydı. oturma odasındaki nudist sahne ayrıyetten yatak odasında kulaklıkla sevişme olayı.

    legalize etmek kabul ettirmek ne denir bilmiyorum. jane campion'un can 2014 te söylediği gibi idealler betimlenemez. bu film bir ideali anlatıyor

    edit: çok kısa olmuştu giri genişletildi biraz.
  9. ensest konulu bir film.
  10. dil'in yersizyurtsuzluğu ve modernizm kritizesinin katışık olduğu kayda değer bir film.

    baba karakteri, çağıllık içre primitif bir tabiri caizse somut simülasyon yaratmıştır. modernliği ve kolektif aklı eleştiren, bunlardan olabildiğince sıtkını sıyırmış bir evren.
    hatta yönetmenin bu evrene giren tek modern kişiyi bir orospu olarak lanse etmesiyle modernizme yaklaşımı alenen görülebilir.
    neyse ben filmin, dil'in bî®mekânlığı konusuna değinisine bir iki kelam edeceğim.
    filmdeki yaratılan simüle yaşantı içerisinde yemek masasında çocuklar 'tuzluğu' isterken;
    'telefonu' uzatır mısın baba?' diyorlar.
    bart howard'ın fly me to the moon şarkısının sözlerini;
    ' babamız ve annemiz bizi çok sever ' olarak anlamlandırıyorlar.
    vajina'ya ' klavye', koltuğa 'deniz', sarı çiçeğe 'zombi' diyorlar. bu ' keşmekeşlik ' kendimize sorduğumuz şu soruyla elbette daha manidar olacaktır;

    biz neden vajinanın somut tanımlanabilirliğinin 'vajina' kelimesini oluşturan bir takım simgeler birleşkesi olduğuna sualsiz inanıyoruz?

    bu soru ilkiltürselliklerin kucağına götürüyor bizi. düşünme'nin dokusuna. kalıplaşmış, kolaycı tümevarımı dimağa sirayet ettirmiş toplumsal bilincin sayrılığına. 'birey' olmaksızın 'ben' olan bir insanın düşün dünyası kolayca şekillendirilebilir'in ' kelam'i düşünmek ' tabusuna vurduğu darbeye.

    ' biz dilin boyunduruğu altında düşünmek ister istemez düşünmez oluruz. '

    diyor nietzsche bu bahise. haklı da. zira dil kolaycılığı, nesnenin ve imgenin bahşediciliğini zedeliyor. onları ivedice bir tür harf yığınına mahpus ediyor. bu da insanın şey'le olabilecek katışıksız, saf, primitif kucaklaşışını sekteye uğratıyor. yüzeyselleştiriyor.

    ezcümle filmin dil'e bu değinisi, klasik modernite, moralizm eleştirileri yanında sönük kalsa da apolloncu karşıtı sanat açısından bir bütün olarak ele alındığında film, bir filmin ne yapması gerekir?'in cevabında zuhur ediyor.