lütfi filiz (fani)

Kimdir?

Lütfi Filiz, Osmanlıların son dönemlerinde pek çok cephede savaşların hüküm sürdüğü bir dönemde, bir Anadolu kasabası olan İzmir'in Tire ilçesinde 1911 yılında dünyaya geldi. İkisi kız yedi kardeşten beşincisidir. O doğduğunda, üç ağabeyinden biri Galiçya, biri Kafkasya ve biri de Trablus cephelerinde savaşmaktaydılar.

Lütfi Filiz'in ailesi, o zaman için varlıklı sayılabilecek bir durumdaydı. Babası Abdurrahman Efendi, saatçilikle geçimini temin ederdi. Bu yüzden Tire'de aile lakapları saatçiler'di. Babası, mesleğini öğrendiği Ermeni ustasının hastalığının son anına kadar hizmetinde bulunacak kadar vefalı idi. Ustasına karşı gösterdiği bu vefadan dolayı, İzmir'de yaşayan büyük saat tüccarlarından olan Nacaryan'lar Abdurrahman Efendiye zaman içinde çok yardımda bulunmuşlardır.

Birinci Dünya Savaşının birinci yılı 1915'te, Rum mahallesinde başlayan yangın önü alınamayarak büyümüş ve Tire'nin yarısından fazlasını yakıp kül etmişti. Bu büyük yangında ancak canlarını kurtarabilen Abdurrahman Efendi ve Ayşe Hanım, küçük Lütfi ile birlikte Tire'nin Karacaali köyüne giderek akrabalarından birine sığınmışlar ve orada küçük bir evde bir yıl kendilerini toparlayıncaya kadar kalmışlardır.

Köyde geçen bu süre, küçük Lütfi'nin babası tarafından en yoğun olarak eğitildiği dönem olmuştur. Her gün işinden eve dönen baba, küçük Lütfi'yi önüne alıp Kuran'dan bir sayfa ezberletmiş ve beş yaşında Kuran'ı hatmettirmiştir. İlk okula başladığı yedi yaşında okumayı bildiği için ikinci sınıfa atlamış, o zamanlar altı sınıf olan ilk okulu beş yılda tamamlamıştır. Daha sonra medreseye gitmiş ve bir yıl sonra kapatılmasından dolayı tahsil hayatı yarım kalarak baba mesleği olan saatçiliğe başlamıştır.

15 yaşına geldiğinde Tire'de saatçiliğini geliştiremeyeceğini anlayarak İzmir'e gitmiş iyi bir ustaya üç yıl hizmet ettikten sonra on sekiz yaşında Tire'ye tekrar dönmüş ve kendi dükkanının başına geçmiştir.

1932 yılında ilk askerliğini İzmir'de Hilal kışlasında muharebeci olarak tamamlamıştır. 1934 yılında çıkan soyadı kanunu ile 'Filiz' soyadını seçmiştir. 1938 yılında, 27 yaşında iken 49 yıl birlikte hayat süreceği Nuriye Hanım ile evlendi. Bu evlilikten ilk ikisi kız olmak üzere dört çocuğu oldu. İlk çocuğu bir yaşında iken patlak veren İkinci Dünya savaşı üzerine seferberlik ilanıyla ihtiyat askeri olarak Gelibolu yarımadasına giderek bir yıl daha askerlik yaptı.

Lütfi Filiz çok küçük yaşlarında itibaren müziğe karşı ilgili ve duyarlıydı. Daha bebekliğinde, annesinin söylediği ilahilerle babasının kucağında uyumayı severdi. Yaşı ilerledikçe bu merak daha da artmış ud çalmaya heveslenmiştir. İlk başlarda evde gizlice başlayan ud çalma hevesi, sonraları, özellikle mesire yerleri çok olan Tire'de, gençlik yıllarında musikî alemlerinde devam etmiştir. Musikiye olan ilgisini hoş karşılamayan babasını bir laf oyunu ile kandırmış "alay çalgısı" olarak babasına bahsettiği ve cumhuriyet sonrasında kurulan Tire Cumhuriyet Halk Fırkası Bandosunda uzun yıllar trompet ve flüt çalmıştır. Çekoslovakya'dan gelen bando hocası Mösyö Slavo'nun ısrarı üzerine keman çalmaya başlamış, o dönemlerde büyük bir ihtişamla kutlanan cumhuriyet balolarında ikinci keman olarak yer almıştır. 45 yaşından sonra tasavvuf düşüncesinin de etkisiyle neye merak salmış ve Tire Musikî ve Sahne Sevenler Cemiyetini kurmuş bu cemiyete zamanın hocalarından Arif Sami Toker'i getirmiş ve 1955-1960 yılları arasında pek çok halk ve radyo konserine katılmıştır. Bestelediği ilahilerin temelindeki Türk müziği bilgisini bu dönemde almıştır.

Lütfi Filiz'in hayatındaki en büyük değişim otuz dört yaşındayken gerçekleşmiştir. İçinde durmak bilmez hakikat arayışı, onu ilk efendisi Osman Dedeye kavuşturdu. Osman Dedeyi tanıyıncaya kadar olan hayatında şeri kurallara sıkıca bağlı olan Lütfi Filiz'in hakikat ilmini öğrenmeye başlamasıyla hayatında pek çok şey değişmeye başladı. Babası Bektaşi olan Osman Dede, Melami mertebelerini tamamladıktan sonra bin bir gün çilesini Kahire Ateşbâz-ı Velî Asitânesinde doldurmuş bir Mevlevî dedesi idi. Kahire'den dönüşünde, önce Konya'ya geçmiş, oradan davet üzerine hayatının son beş yılını geçireceği Tire'ye gelmiştir. Mevlevî olarak tanındığı Tire'de ömrünün son demine kadar Lütfi Filiz'i yetiştirmeye devam etmiştir.

Lütfü Filiz, 1949 senesinde Osman Dedeyi kaybettikten sonra, on sene kadar bir manevi boşluk dönemi geçirdi. Tire'de Şevki Dede adında bir zâkir başı var idi. Lütfü Filiz, Şevki Dedeye " Dedem, sen gittiğin yerlerde boş adamlarla görüşmezsin. Görüştüğün kimselere benden selam söyle " der, Şevki Dede de İzmir'e gittiğinde görüştüğü Aziz Şenol'a Lütfü Filiz'in selamlarını götürürmüş. Böylece yüz yüze bir tanışma olmasa da Aziz Efendi ile aralarında bir selamlaşma gerçekleşmiş ve müşterek bir dost vasıtasıyla tanışmışlardı.

Selamı Aziz Dedeye ileten Şevki Dedenin bu konuşmasından bir yıl sonra Lütfi Filiz İzmir'in Kemeraltı semtinde Şapkacı Aziz Efendi olarak bilenen zatın dükkanına gitti ve ona;

"Ben kitab-ı kâinatı hatmetmiş sanırdım sevgilim
Kadd-i mevzunun görüp tekrar eliften başladım"

Diyerek kalben bağlandı.

Bu bağlanış Lütfi Filiz için yeni bir doğuş oldu ve gönlündeki birikim Aziz Dedenin de etkisiyle şiir, ilâhi ve besteye dönüştü. Fanî Divan'ını oluşturan şiirlerin pek çoğu onun bu döneminin meyveleridir. 1979 senesinde elli altı yıl aralıksın sürdürdüğü saatçilik mesleğini bıraktı. 1981 senesinin Mart ayının sekizinde Kenzî Aziz Şenol'un vefatından sonra kendisine verilen öğreticilik görevini üstlendi.

4 Eylül 1988'de 49 yıllık hayat arkadaşı Nuriye Hanımı kaybettikten sonra Tire'den ayrılıp çocuklarının yaşadığı İstanbul'a yerleşti ve Tire'ye sadece yaz aylarında gitmeye başladı.

1983-1988 yılları arasında yaptığı sohbetlerin toplanmasıyla oluşan bilgiler Noktanın Sonsuzluğu ismiyle dört cilt olarak 1998-2000 yılları arasında yayınlandı. (Pan Yayıncılık) Bestelemiş olduğu ilahiler, aynı isim altında önce nota olarak kitap halinde, daha sonra müzik albümü olarak yayınlandı. (2001, Pan Müzik)

Bu seriden olmak üzere Lütfi Filiz'in 1945'ten beri çeşitli dönemlerde aruz ve hece vezniyle yazmış olduğu şiirleri bir araya getirilerek elinizde bulunan Divan'ı oluşturuldu.

Tüm hayatı boyunca zamanın şartları gereğince okula gidemediği için üzüntü duyan Lütfi Filiz, tasavvuf felsefesini çok yalın bir dille anlattığı eserlerini, bir doğuşunda şöyle ifade etmektedir;

Faniyâ bu sözleri sen değilsin söyleyen
Nutk eden Hakk'ın dili, dilde tercüman benem

Yıkılan bir imparatorluğun son döneminde Sultan Reşat tahta iken doğan Vahdettin'in tahta cülûsunda şiirler okuyan, Kurtuluş Savaşının tüm sıkıntıları ve mahrumiyetlerine şahit olan, Cumhuriyet'in ilanını gören ve sonraki büyük değişimi yaşayan Lütfi Filiz, kendi asûde hayatı içinde aldığı bilgileri taliplerine aktarmış; 14.12.2007 tarihinde sevdiğine kavuşmuştur.

kaynak: http://www.noktaninsonsuzlugu.com/biyografiler/lutfiFiliz.htm
  1. yıllarca süren sohbetlerinden derlenip kitap haline getirilen noktanın sonsuzluğu birinci cildi okumaktayım. tasavvuf 101 kitabıdır. "kitap taşıyan eşekler gibidir" hükmünce faydasız ya da mesnetsiz ilimlerden bahsetmez. sevilir, çok sevilir.