1. tantunisi ve cezeryesi ile ünlü şehir. bu aralar suriyenin zenginleri tarafından işgal edilmiş olsa da hala yaşanabilir bir şehir, her ne kadar insanların allaha emanet yaşasalarda.
    edit 1: irkçılık diye hemen hönkürmeyin, adamların kural tanıdıkları yok ve heryerdeler.
    edit 2: pek keşfedilmemiş güzel sahiller var. söyler miyim? hayır.
    edit 3: kahvaltı yerleri var narlıkuyu da yazları tıklım tıklım olur. fakat başka mevsimde giderseniz huzurlu bir şekilde güzel şeyler tadabilirsiniz. (direkt ilk gördüğünüz yere oturmayın yukarı dağ tarafına doğru gidin.)
    edit 4: silifke de roma döneminden kalma bir sürü eser var ayrıca hristiyanlar hac ibadetini tamamlamak için geliyor.
    edit 5: cezeryeyi forumun orada dondurmacı halil var oradan alabilirsiniz. tantuniyi özkan tantuniden alırsanız doyarsınız ama dumanaltı olursunuz havalandırmaları kötü. yaprak tantuniden alırsanız küçük gelir ama dumanaltı olmazsınız.
    edit 6: 2 tane avm var. biri forum avm diğeri marina. her ikiside sokak tarzında yani büyük merkezlerden farklı. nem sıkıntı değilse marinaya gidin bir şeyler için.
    edit 7: mersinden silifkeye kadar belediye otobüsü gidiyor, silifke koop'a binip rezil olmayın.
    edit 8: kıbrısa feribot seferleri kimlikle gidebilirsiniz.
    aklıma geldikçe ekliyeceğim.
  2. 17 yaşına kadar yaşadığım şehir. üniversite yüzünden gurbete düştüğüm ve artık senede bir iki defa tadına bakabildiğim yazları sıcak, kurak ve nemli kışları 50 lira doğal gaz faturası getiren bir iklimi de mevcut
  3. canım memleketim. arkası yayla, solu deniz/kum/güneş, sağı bok ekseniz yetişen çukurova, karşısı da kıbrıs'tır. fıstıklı kerebici, tantunisi, cezeryesi on numaradır.

    kozmopolitan bir şehirdir. ne ararsanız vardır. ve kimse kimseye müdahale etmez. karışmaz. 1-2 adı çıkmış mahalle dışında öyle olaylar filan da olmaz. yaşanılacak şehirdir.
    kappa
  4. 3 gün gibi kısa bir süre gezebildiğim şehir. gördüğüm şeyleri aktarmaya çalışacağım.

    mersine geliş sebebim mersin üniversitesi'nin düzenlediği bir kongre idi. dolayısıyla turumuza mersin üniversitesi'nden başladık. şöyle söyleyeyim, üniversitenin çevre düzenlemesine bayıldım. ağaçlar, kaldırım taşları, binaların yapısı çok hoşuma gitti. gayet de bakımlı duruyor binalar. hatta yüksekçe bir yere çıkarsanız akdeniz'i de görebiliyorsunuz.

    sonrasında merkezdeki (aslında burda her yer merkez gibi) otele yerleşmek için harekete geçtik. aman allah'ım ne göreyim? o güzelim aynı boydaki binaların arasında kocaman bir dikilitaş. en az 60-70 katlı. şurada görünüyor "ooo", dedim "bizim otelimiz bu kesin". değilmiş...

    otele yerleştikten sonra bastık gittik sahile. gezdik dolaştık. gece saat 00.00 olmasına rağmen kısa kollu giysilerle rahat rahat geziyorduk. böyle muazzam bir hava olamaz. saat geç olduğundan erken döndük.

    söylemek istediğim bir şey var; o da bu şehre geliyorsanız kesinlikle doymadan dönmeyecek olmanız. 3 günlük seyahatimin özeti "gittim, doydum, geldim" idi. tantuniler, künefeler, cezeryeler, atomlar, kerebiçler. yedim de yedim.

    havası olsun, insanları olsun, alışveriş yapma mekanları, meydanları, üniversitesi, sahil şeridi olsun her şeyi çok hoştu. gittiğime pişman olmadım.
  5. memleketim diye söylemiyorum efendim lakin görüp görebileceğiniz en güzel şehirlerdendir. bir kere insanı güzeldir. denizi güzeldir. tantunisi, cezeryesi, kerebiçi, mamulü, atomu her şeyi güzeldir. her sokağı masmavi akdenize çıkar. tisan, asıl adıyla aphrodisias koyu dünyanın en güzel 13. koyudur. çok güzel bir tatil kentidir ancak antalyada olduğu gibi öyle deli kalabalıklar yaz mevsiminde şehre akın etmez. türk, arap, hristiyan, musevi, ermeni, rum hep bir arada yaşar. kardeşliğin en güzel merkezidir.
    mersine gidiyorsanız tantuninizi mutlaka göksel tantuninin pozcu şubesinde yiyin, zira tantuniniz önünüze gelmeden garsonlar o masayı öyle bir donatır ki karnınızdan önce gözünüz doyar. minnak tantuninizi elinize alın ve üzerine tuz serpip bol limon sıkarak yiyin, yanında biber turşusu lüpletmeyi ihmal etmeyin. çoğu kişi ayran ya da şalgam tercih eder yanında, ben kola içiyorum tabii ama ayran seviyorsanız garsonların tepsiyle dolaştırdığı bol köpüklü açık ayrandan mutlaka için.
    şalgam konusuna gelmişken, komşu şehir adanaya uğramıyorsanız şalgamı da özkan şalgamın çarşı şubesinde içebilirsiniz. bu da ek bir bilgi olarak dursun burda.
    karnımızı doyurduk, sıra geldi tatlı ile cila yapmaya. şimdi mersinin künefesi de meşhurdur, hataydakinden biraz daha farklı, çok daha bol peynirli yapılır. cici, ya da diğer adıyla ünlüoğlu künefede yersiniz en iyisini. ancak benim önerim cilaya ilk önce mersinin meşhur tatlısı kerebiç ile başlamanız. bu tatlı eskiden yalnızca ramazan aylarında çıktığı için mersinin güllacı olarak bilinirmiş. şimdi ise 7/24 bulmanız mümkün. dışı çoğunlukla irmikten yapılan kurabiyemsi şeyin içi tamamen antep fıstığı ile doldurulur. cevizlisi de vardır ama tavsiyem kesinlikle fıstıklı olanını denemenizdir. içi fıstıkla doldurulan kerebiç önünüze köpük tarzı bir şeyle servis edilir. bu köpük her ne kadar krema görünümünde olsa da değildir, aldanmayınız, çöven otu denilen bir otun kaynatılmasıyla elde edilen pek lezzetli bir köpüktür, kerebiçinizi afiyetle yiyiniz. yanında da bir adet hurmalı mamul tadınız.
    sıra geldi atoma. istanbula ilk geldiğimde atomun portakal, greyfurt vb. suyundan yapıldığını gördüğümde pek şaşırmıştım. efendim, mersinin atomu pembedir, sipariş verdiğiniz anda gözünüzün önünde taze taze yapılır. içine çilek, bal, muz, süt vb. bilimum gıda atılır, bunlar blenderdan geçirilir ve üzerine damla çikolatadan daha küçük çikolata taneleri serpilir. kocaman bardakta gelen atomunuzu bitirdiğinizde dibe çökmüş olan çikolataları lüpletmek ayrı bir zevktir, en iyisini kushimoto sokağı civarlarındaki ak kafede içersiniz.
    atomunuzu da içtiyseniz dondurmacı haydara ya da dondurmacı halile gidip cezeryenizi paketletebilirsiniz.
    esas adımları geçtikten sonra şato, batırık, sıkma ve daha ismini hatırlayamadığım bilimum yemeği de tadabilirsiniz.
    denize gittiyseniz güneşlenirken yukarıdaki sıkmacıdan bir peynirli bir patatesli sıkma, iki de gözleme söyleyebilirsiniz. şehir merkezine döndükten sonra marina avm'ye giderek denize karşı buz gibi biranızı yudumlayabilirsiniz. akşam olduğunda tekrar mideniz kazınırsa çamlıbeldeki limana gidip gemilerin içinde yapılan ve yine gemiye girerek yenen balık ekmeklerden tadabilir, ya da sahildeki kıskaça giderek mis gibi yengeç yiyebilirsiniz, elbette yine birayla beraber. tarsusta kleopatra kapısını görebilir, kızkalesine giderek kıbrısı izleyebilirsiniz. yediuyurlar mağarasını güzelliğine kendinizi kaptırabilir, cennet cehennemin güzelliğiyle büyülenebilirsiniz. hatta o kadar ki bütün dinlerin aynı yere gömülmesi özelliğiyle tek olan mersin mezarlığına giderek müslüman kadınla hristiyan kocasının dip dibe duran mezarlarını görebilirsiniz. aklıma geldikçe editlerim ama ben daha ne diyeyim?
  6. cigerci apoda yarım ciger yarım yurek
  7. benim için bir anda beliren yazlıkçı nüfus, tantuni, ılık ama dalgalı deniz, sabahları denizde dans eden yunuslar, gördüğüm en güzel günbatımı ve aileden gizli içilen ilk bira demek.
    bir de tantuni demiş miydim?
  8. son 5 yıldaki suriyeli akınıyla beraber yarı kürt yarı arap şehrine dönüşen il.
  9. küçüğüm,ki benim küçüklüğümün her anısı gibi bu da doğal olarak mersin'de geçiyor.
    bazı pazar günleri babamla mersin idman yurdu maçlarına gidiyoruz,bazı haftasonları ise mersin çarşısında babamın arkadaşlarına vs uğruyoruz. dediğim dönemler tam seksenlerin sonu doksanların başında çocuk olma zamanları yani. bir an önce büyüyeyim balıkçı yaşarda bira-barbun,haydar usta'da dondurma,ciğerci apo'da (ki o zamanlar en fazla üç masa sığan derme çatma bir barakadan ibaretti ve ancak yoğurt pazarına ykm'ye giriyor iseniz denizden esen meltem sayesinde kokular burnunuza gelir ve o dar sokakta tezgah açtığını fark edebilirdiniz) ciğer yiyeyim istiyorum.
    tabii biz büyümeye dünya kirlenmeye başladı,balık pazarındayım,yaprak tantuniyi,peynirli kadayıfçı (künefe değil bu arada o arapça,biz peynirli deriz ) ismail usta'yı sağıma almışım yani , balık pazarında,hafif kirli beyaz ve bazı bazı noktaları oksitlenmiş bir tabelanın üzerinde , büyük mavi puntolarla, "baba fuat bir fazla" yazıyordu, o zamanlar envayi türlü baharata ev sahipliği yapan aktarların tezgahlarından sarkan kuru patlıcan ve biberlere,karşısında (henüz paradan altı sıfır atılmadığından ) çifti bilmem kaç bin liradan satılan ama şimdiki bir çok çin malindan çok daha kaliteli ayakkabı-terliklere nasıl dikkat etmiyorsam o zamanlarda baba fuata dikkat etmemiştim.
    ancak günlerden bir gün yine kırçıllı , siyah beyaz,sarman,tekir artık kaç tür farklı kedi varsa,hepsinin cirit attığı,balık pazarındayız babamla. biraz da babamdan güç alarak "murat abi"dedim "ne demek bir fazla?"
    (murat abi'nin kardeşi vardı,trafik kazasında ölmüş 20'li yaşlarda,adı hükümetti,adı hükümet olan toplam iki kişi duymuş ancak birini tanımıştım,murat abinin kardeşi tanıyamadığımdı.)
    böyle kapı gibi heybetli bir abimizdi,babası babamın arkadaşıydı. dedi ki "gelenler barbun alıyor,diyorlar ki bir fazlaymış bir de lagos atalım içine,tekir alalım dil balığı atalım madem bir fazla"
    o da demiş ki "yahu bir fazla demek o değil,benim hakkımda ne düşünüyorsan bir fazlası senin olsun" bu cümle öbeğini ben yıllar yılı "hakkımda ne düşünüyorsan allah sana iki katını,on katını versin" gibi cümlelerle çok duydum ama hiç bir zaman memleketten mütevellit midir yoksa boyaya ihtiyaç duyan tabelası,ve balıkları taze göstermek için sürekli atılan buzların üzerinden tezgahı süzen kedilerinden midir,bana hep daha samimi gelmiş ve doğduğum,büyüdüğüm ve ondokuz yaşımda o sıcak,nemli,bol kalorili ama büyük bir şehre oranla çok daha mutlu eden havasından ayrıldığım mersini bana iki kelimeyle anlatmıştır.
    işte "bizim ora"nın insanı biraz böyledir,hakkımızda ne düşünürsen "bir fazla"sı bizdedir.