1. 90'ların başında isveç'te kurulmuş metal grubu. melodik death metal yaparak başlayıp, birkaç albümden sonra iyiden iyiye progresif metale evrilmişlerdir, iyi de yapmışlardır.

    grubun frontman'i, söz yazarı, müzik zekası, solisti, her şeyi mikael åkerfeldt'tir.

    özellikle clean tondaki şarkıları için camel ve pink floyd evlenmiş de çocukları olmuş desek yeridir.

    edit: "bir de kalkıp izmir'e kadar gelmelerine rağmen bile bir türlü konserine gidemediğimdir." vasiyetimdir, mezar taşımda bu yazsın.
  2. hafızam beni yanıltmıyorsa tarihler 6 mart 2012'yı gösterirken istanbul'da gerçekleştirdikleri konserde mikael abimizin ibrahim tatlıses'e ne kadar hayran olduklarından bahsetmiş olduğu gruptur kendileri.

    şarkı aralarında seyirci ile muhabbet ederken "telefon çaldı ve telefonu açtım sonra onun sesini duydum, çok heyecanlıydım arayan ibrahim tatlıses'ti. sonrasında uzun uzun konuştuk, bıyıklarımın çok güzel olduğunu söyledi ama sonra birden uyandım ve bir rüyada olduğumu farkettim" gibisinden bir şeyler söylemişti fakat aradan geçen uzun zaman nedeniyle tam cümlelerini hatılamıyorum. hatırlayan yazarlarımız olursa bizi aydınlatsınlar. ayrıca 2006'daki konserleri sonrasında tünelde deli gibi ibrahim tatlıses kasedi aradıkları ve bleak şarkısını ibrahim tatlıses'ten esinlenerek yazdıkları rivayet edilir.

    ibrahim tatlıses'li kısımları bir kenara bırakırsak, opeth 1995'ten beri yayınladığı 11 albümü ile metalcilerin gönlünde taht kurmuş, onları duygudan duyguya sürüklemiş, tadından yenmez, hayvani bir gruptur. 1995 ve 1996 yıllarında yayınlanan orchid ve morningrise albümleri dinleyenlerin kulağında çok farklı tatlar bırakmış, çift sesli gitar rifflerinin akıp giden dinginliğinde, kah vokalleriyle öfkelendirmiş, kah aralara yedirilmiş clean köprülerle hüzünlendirmiştir bizleri. dinlemeyeni varsa morningrise albümünden to bid you farewell şarkısı ile başlaması tavsiye edilir.

    son dönem albümleri de tarafımca çok beğenilmiştir, mikael kendi yapmak istediğimiz müzik tarzından bugüne kadar ödün vermedik bundan sonra vermeyeceğiz gibi bir şeyler söylüyordu röportajında, bırakınız efendim sevdikleri müziği yapsınlar, bu progresif işlerini de çok güzel kotarıyorlar, o yüzden son albümlerine gelen eleştirilere de katılmadığımı belirtmiş olayım.
  3. tam anlamıyla "progressive music" dalında ilerleyelen isveçli mis gibi rock grubudur. hem tekil bir şarkıyı ele aldığımızda oldukça progressive (bkz: black rose immortal) hem bir albümü ele aldığımızda şarkılar birbiri ardına progressive (bkz: my arms your hearse) hem de albümler birbiri ardına gittikçe kendini değiştiren yenileyen değiştiren biçimdedir. yeni bir albüm çıktığında çoğu zaman bir önceki albümden farklı bir noktaya gitmesinden bazı hayranları rahatsız olsa da mikael bu konuda hiç eleştri kabul etmiyor. opeth in zaten asıl varoluş amacının kendini sürekli yenilemesi ve belirli bir müzik alanına hapsedilemeyeceği yönünde açıklamaları vardır.

    3 farklı istanbul konserine gitme fırsatı buldum. adamlar albümdeki kalitede canlı müzik yapıyor neredeyse. harika çalıyorlar hiç sıkıntısı yok. burada önemli bir nokta grubun dakikliği. alışılagelmiş sanatçı kaprisinden arındırılmış bir şekilde zamanında çıkıp setliste sadık kalıp çatır çatır çalıp ya ara vermeden ya da minik bir ara ile konseri tamamlıyorlar.
    şöyle yazın adamların web sitesinde turne yer ve tarihlerine bakacak olursanız eğer, 90 günde 70 konser falan veren dünyayı dolaşan über ötesi çalışkan bir dünya grubu olduğu anlaşılabilir
  4. grubun adı, wilbur smith'in the sunbird adlı romanında geçen kurgusal şehir opet'den gelir. bahsi geçen romanda şehir, güney afrika'da bulunan bir fenike şehri olarak geçer.

    nickimin isim babası gruptur ayrıca.
  5. bu aralar whatsapp gruplarında cuma mesajındaki alakasızlık olarak görülmekte olan grup.