• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
rauf - barış kaya, soner caner
kars’ın bir köyünde görünmeyen bitmez bir savaşın gölgesi altında yaşayan 9 yaşındaki rauf, sevdiği kız zana için pembe rengi bulmak üzere bir yolculuğa çıkar. zana, raufun yanında çıraklık yaptığı marangozun 20 yaşındaki kızıdır. rauf için pembe, hayallerindeki aşkın rengidir; umut etme cesaretinin ve hiç görmediği barışın rengidir. pembeyi arayışı kızı gülümsetme arzusuyla başlar, fakat gri bir dünyada yaşayacağı deneyimler rauf´a siyah ve beyazı da öğretecektir.
  1. karslı kürt soner caner ve eskişehirli türk barış kaya'nın (yönetmenlerin kendi ifadeleri) ilk filmi rauf. senaryosu soner caner'e ait ve soner caner'in köyünde çekilmiş. kars'ın malum iklim koşulları nedeniyle epeyce uzun sürmüş çekimler. katıldığı ulusal ve uluslararası 14 film festivalinden toplam 21 ödülle dönmüş duygu dolu, hüzünlü, çok can yakıcı sularda dolaşıp hiç kanırtmadan hikayesini anlatan, şiddetin ve ölümün kol gezdiği dünyayı çocukların algısıyla göstermeye çalışan son derece samimi bir film.

    filmi dün akşam gezici film festivali kapsamında izledim. salon dopdoluydu ve yönetmenlerle de söyleşme şansımız oldu. samimiyetlerine ve başarılarına doğrudan tanık olabildiğim için de mutlu hissediyorum kendimi. film eylül ayında ekonomik sorunlardan dolayı yalnızca 2 kopya halinde vizyona girebilmiş. ve tahmin edersiniz ki 2 hafta içinde festivallerde ulaştığı izleyici sayısına ulaşamadan vizyondan kaldırılmış. bu filmin yurtdışında türkiye'den daha fazla izleyiciye ulaşması da türkiye'deki sinema sektörünün ve izleyicisinin ayıbı olarak kayıtlara geçsin derim. oysa anlatacak ne içten ve hakiki bir hikayesi var. umarım yeniden vizyon şansı bulabilir.

    rauf rolündeki küçük oyuncu alen hüseyin gürsoy resmen döktürüyor. bakışlarıyla konuşuyor. can dostları zeman ve bedo'yla ilişkileri, dertleşmeleri, yaramazlıkları ve platonik ilk aşkı zana'yla olan iletişimleri, ondan gözünü ayıramayışı, gülümsetmek için çabaları o kadar güzel aktarılmış ki. aklımda çok hoş sekanslar kaldı filmden. görsellik anlamında da doyurucu bir filmdi yani (filmin görüntü yönetmeninin ödüllerde payının olduğunu anlamak zor değil). ve onlarca unutulmaz detay. film boyunca rauf'un pembe rengi arayışı, sonunda xece nineden nerden bulabileceğini öğrenişi, bedo'nun hiç yanından ayırmadığı horozu, rauf'un horoz ve tavukları tilkilerden korumak için yaptığı korkuluk, korkuluğa düzenledikleri cenaze töreni, zana'nın zor kararı, dağa gitmiş oğlunun yolunu sessizce gözleyen xece nine (ki yönetmenlerden soner caner'in gerçek ninesi), okulda çocuklara kore savaşını anlatan kore gazisi dede, rauf'un şehre annesinin kazını satmaya ve zana'ya pembe rengi bilmeden pembe çiçekli yazma almaya gidişi, bakkaldaki ahmet kaya posteri, kurşunlarla kağıt oynayan korucular... fakat bir final sahnesi var ki eminim bir çok izleyici için duyguların en üst boyuta ulaşıp taştığı bir sahne oldu. kendi adıma gözyaşlarım hıçkırıklarıma karıştı. böyle bir sahneyi bile duygu sömürüsüne kaçmadan ve duyguları kanırtmadan çekebildikleri için yönetmenleri bir kere daha kutlamak gerekir.

    filmin matematiği çok iyi dedi salondaki izleyicilerden biri. hak vermemek elde değil. onlarca detayın hiçbiri sakil durmamış, kurgu gerçekten çok başarılı. son yıllarda izlediğim en güzel filmlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    "pembe ne renk?"

    (bkz: büyü - model)