1. uykuda rem (rapid eye moments) döneminde görülen uyaransız algılardır. sanrısaldır. bu haliyle uyurken şizofren olmaktır bir nevi. olmayan dünyalar, olmayan şeyler. şizofrenlerin gerçek dünyada yaşadığını rüyalarınızda yaşarsınız. ama siz normalseniz eğer, uyandığınızda rüyanız da biter ve siz gerçek yaşama dönersiniz.
    rüyaları inceleyen bilim dalı ise oneirolojidir.
  2. dün rüyamın içinde tam bir rüya gibiydi. ilk defa bu kadar yakındım ona. gerçek hayatta ona bu kadar yakın olsam hayatımın geri kalanı onsuz kabus olurdu diye düşündüm rüyayı görürken. oysa o'nu hiç görmedim.
    bu gece onu rüyamda bile görmemek için uyumayacağım. ne şapşalım yaw*
  3. belit
  4. bana pek nasip olmasada annemin rüyaları çok çıkar. bilmediğin, hayalini kurmanın imkansız olduğu şeyleri nasıl rüyanda görebilirsin. hayret ediyorum gerçekten.

    misal; annemin çocuğu olmuyormuş. doktorlarda olmaz demiş. annem bir gün rüyasında, gerçek hayatta hiç görmediği babanesinin kendi saçını üç kez kesip, anneme verdiğini görmüş. sonuç; yıllar sonra gelen üç çocuk.

    daha ne rüyalar var. çok tuafıma gidiyor bu tarz şeyler. yani gelecekte neler olabileceğini rüyanda nasıl görebilirsin. bilen birinden bu konuya açıklık bekliyorum. kendi rüyamı soracağım. :)
    ozumm
  5. pek kimseye anlatma adetim yoktur, sadece hislerine güvendiğim biri var; ona anlatırım fırsat olursa. kötü bir rüya görmüşsem büyük bir hızla unuturum. iyi olanı ise düşünüp düşünüp dururum gün içinde. genelde bende bıraktığı hisler sonrası olaylara sirayet eder. göz ardı edemiyorum bu yüzden.
  6. "gerçek hayatın birdenbire bir rüya olduğunun ortaya çıkması korkutucudur, ama kişinin akışkan ve sorumsuz bir rüya olduğunu düşündüğünü şeyin birdenbire gerçeklik şekline bürünüp cisimleşmesi çok daha korkutucudur."
  7. 7 yıldır. 3 ü gitti, rüyanınsa yüzde ellisi. kalan yıllarsa çok şeye gebe. vazgeçme.
  8. rüyaların yaratıcı insanlara nasıl ilham verdiği son yıllarda araştırılmaya başlanmış. deirdre barret 2001 yılında yayınladığı the committee of sleep adlı kitabında resim, müzik, edebiyat, atletizm ve bilim alanlarında dünyaca bilinen yaratıcı insanların rüya yaşantılarında keşfettiklerini gerçek hayata nasıl aktardıklarını ve bizlerin de gerçekleştirmek için neler yapmamız gerektiğini anlatıyor. burada birkaç yaratıcı insanın rüyalarının keşifleriyle olan ilişkisini diğer bir deyişle keşiflerini yapmalarında rüyalarının nasıl etkili olduğunu onların kendi beyanlarından okuyalım.

    elias howe, dikiş makinesi
    ilk yaptığı iğnelerde delik, iğnenin ortasında idi. fakat, iğne üzerindeki deliğin uygun yere açılmayışı istenilen sonucu vermiyor, ve bunun sonucu olarak dikiş dikmek de mümkün olmuyordu. howe, gece gündüz beynini buna yoruyor ama bir çıkış yolu bulamıyordu.
    bir gece rüyasında vahşi bir kabilenin eline esir düştüğünü gördü. kabile reisinin önünde iğnesiz bir dikiş makinesi duruyordu.
    -elias howe ! diye kükredi kabile reisi. sana bu makineyi derhal tamamlamanı emrediyorum, aksi halde öleceksin!..
    zavallı elias’ın dizlerinin bağı çözüldü, elleri titremeye başladı ve yüzünden soğuk bir ter boşandı. düşünüyor, taşınıyor, makinenin bu parçasındaki eksikliği bir türlü gideremiyordu. öyle gerçek gibi görünen bir rüyaydı ki, uykusunda avazı çıktığı kadar bağırdı. esmer tenli cengaverler, onu ölüm meydanına doğru götürmeye başladılar.
    insan boyunu aşan, yere çakılı kalın gövdeli bir kazığa sıkıca bağlanan howe her şeyin bittiğini anladı. kendisinin bile anlayamadığı bir takım dualar mırıldanmaya başladı.
    sonra reisin gök gürültüsünü andıran bir sesle “öldürün” dediğini duydu.
    yerli muhafızın mızrakları gövdesine saplanmak üzere havaya kalktığında,birden bir şey fark etti. mızrakların ucunda bulunan göz şeklindeki delikler, düşünüp de bir türlü keşfine eremediği dikiş iğnesinin ta kendisiydi. mızraklar tam göğsüne saplanırken uyandı.
    hemen laboratuarına koşan howe, böylece rüyası sayesinde dikiş iğnesini de bulmuş ve makinesini çalıştırmıştı.

    dimitri mendeleyevin periyodik tablo rüyası
    dimitri mendeleyev 1869 yılında kimyasal elementlerin atomik ve kimyasal özelliklerine göre sıraladığı periyodik tablosunu yayınlamadan önce bu elementleri organize edeceği örüntünün mantığını bulmada zorlandığı dönemde masasında uyuya kalmış ve elementlerin sıralamasını rüyasında görmüştür. “rüyamda tüm elementlerin tabloda olması gereken yerde olduğunu gördüm. uyandığımda hepsini hemen bir kâğıt parçasına yazdım, sadece bir yerdeki elementi düzeltmem gerekti.”

    niels bohr’un atom rüyası
    1922 yılında nobel ödülü almış kuantum mekaniğinin öncüsü olarak bilinen niels bohr günümüzde hâlâ geçerli kavramlar olan elektronların çekirdeğin etrafında döndüğü ve bir enerji seviyesinden ya da bir yörüngeden diğerine sıçrayabildiğini gösteren atomun bohr modeli’ni geliştirmiştir.
    bohr sıklıkla kendisini atomun yapısını keşfetmeye götüren rüyasından “kendisi, güneşin kızgın gazlarla dolu merkezinde duruyor ve gezegenler, ince ipliklerle bağlı oldukları güneşin etrafında dönüyorlardı. her gezegen bohr’un yakınından geçerken bir de düdük çalıyordu. sonra yanan gazlar soğuyup katılaştı, güneş ve gezegenler uzaklaşıp gitti ve bohr uyandı. bu rüya, güneş sistemi ile atom yapısı arasında bir benzerlik olduğunu gösteriyordu. böylece, atomun ilk modern tablosu ortaya çıktı. ortada bir çekirdek (nucleus) ile bunun etrafında dönen elektronlar...” diye bahsetmiş ve uyandığı gibi laboratuvarına gidip rüyasındaki modele bilimsel kanıt aramaya başlamıştır.
    yani modern atom teorisi, bir rüya ile başlamış oluyordu.”

    friedrich august kekule’nin ouroboros (kuyruğunu ısıran yılan) rüyası
    19’uncu yüzyılda kimyasalların teknik olarak gözlenebilmesi mümkün olmadığından bunların kimyasal özelliklerine bakılarak sınıflandırıldığı dönemde alman kimyager friedrich august kekule 1850 yıllarında ingiltere’nin sisi eksik olmayan şehri londra’da çalışmalarını sürdüren kekule, yorgun argın laboratuarından oteline dönerken otobüste uyuyakaldı. ve biraz sonra da rüya görmeye başladı. rüyasında atomlar zıplayıp oynayarak karşısında dans ediyorlar, bazıları da elele verip zincir şeklinde bir halka meydana getiriyorlardı.
    arabanın fren yapmasıyla kekule uyandı. fakat rüyası ona çok şeyler öğretmişti. gördüklerini formül haline getirip defterine kaydetti. rüyadan yaralanarak ortaya attığı teori ile meşhur oldu ve kimya ilminde de büyük bir hamlenin öncülüğünü yaptı.
    aradan 15 sene geçti. bir kış günü kekule, çalışma odasının şöminesinde yanan odunların çıtırtısını dinlerken uyuyakaldı ve yine rüya görmeye başladı. yine rüyasında atomların hoplayıp zıplayarak dans etmekte olduğunu ve onları birbirine kenetleyen zincirlerin de birer yılana benzediğini gördü. sonra yılanlardan biri aniden dönerek kendi kuyruğunu ısırdı. bu esnada da kekule uyanıverdi.
    böylece karbon atomlarının zincirler şeklinde halkalar meydana getirebileceğini rüya sayesinde fark edebilmişti. bunun sonucu olarak iç yapısı çözümlenemeyen benzinin yapısı anlaşıldı.

    einstein’ın görelilik rüyası
    albert einstein henüz gençlik dönemindeyken gördüğünü belirttiği rüyasını şöyle aktarmıştır;“geceleyin arkadaşlarımla kızakla mal taşırken tepeden aşağıya kaymaya başladım ama kızağım hızlı ve gittikçe daha da hızlı gitmeye başladı. o kadar hızlı gidiyordum ki ışık hızına yaklaştığımı fark ettim. tam bu noktada yukarı baktım ve yıldızları gördüm. daha önce hiç görmediğim renkleri yansıtıyorlardı. bir huşu hissiyle dolmuştum. o an bir şekilde hayatımın en önemli anlamına bakıyor olduğumu anladım.” einstein sonrasında tüm bilimsel kariyerinin gördüğü bu rüya üzerine bir meditasyon (derin düşünme) olduğunu ifade etmiştir.

    rüya ve yaratıcılık arasındaki ilişkinin deneysel yöntemle araştırılması şimdilik zor olsa da bu deneyimleri hemen mistik kavramlarla açıklamaya çalışma konusunda aceleci davranmamak gerekiyor. nitekim rüyalar gelecek hakkında bilgi vermekten çok üzerine kafa yorulan fikirlerin anlamlı bir şekilde birleştirilmesini sağlıyor gibi gözüküyor. yaratıcı insanlar diğerlerine göre görünüşte ilişkisiz olan şeyler arasında olağan dışı bağlantılar kuruyorlar. dolayısıyla bu noktada bu insanların deli mi yoksa yaratıcı mı olduğunun anlaşılması zor bir durum. nihayetinde yaratıcı olan insana yaratıcı diyecek kişilerin, yaratıcı olana nazaran daha pasif, o konuyla ilgili daha bilgisiz ve öngörüsüz olduklarından, ortaya atılan yeni fikirleri yaratıcı bulmaktan ziyade saçma olarak nitelendirdiklerini de biliyoruz. diğer yandan dini öğretilere ters düştüğü ya da politik ve ticari çıkarlara hizmet etmediği için yok sayılan birçok yenilikçi fikir kendi çağında yerilmiş ancak sonraki dönemlerde değeri anlaşılıp geliştirilmiştir.

    albert einstein’ın da dediği gibi “sezgisel akıl kutsal bir hediye iken rasyonel akıl sadık bir hizmetçidir. öyle bir toplum yarattık ki o toplum hediyeyi unuttu ve sadece hizmetçiyi onurlandırıyor.” (dimple not*) günümüzde de insanlığın ve doğanın faydasına olan alternatif enerji üretimi, kanser ve benzeri hastalıkların önlenmesi ve tedavisi, çevre temizliği, küresel ısınmayla baş etme gibi fikirlerin kapitalist sistemin hesaplarıyla çatıştığını görmek zor değil. o yüzden kendiniz dahil hiç kimse ve hiçbir durumun farklı düşünmenize, hayal kurmanıza hem kendi problemlerinize hem de dünya sorunlarına çözüm üretme potansiyelinize ket vurmasına izin vermeyin.

    dante ve ilahi komedya :
    dante’nin oğlu j. alighieri, babasının meşhur “ilahi komedya” adlı eserinin parçalarını toplarken 13 şarkısını bulamıyor. bütün aramalar boşa çıkıyor. bir gece rüyasında babasını beyazlar giymiş bir vaziyette görüyor. dante’nin başında bir ışık, oğlunu hayatında iken oturduğu kendi odasına götürüyor. eski zaman evlerinin karmakarışık dolapları ile arada kaybolmuş duran, hiç de dolap hissi vermeyen gizli bir yerde bu şarkıların durduğunu gösteriyor. ertesi gün, rüyasında gördüğü yeri arayıp bulan alighieri, kayıp olan 13 şarkıyı orada bulur.

    richard wagner bir operanın bestelenişi :
    richard wagner “tristan ve isolde” adlı operasının çok beğenilmesi, olağanüstü bulunması ve kendisine yapılan iltifatlar karşısında samimi bir arkadaşına şu itirafta bulunur :
    “- kıymetli dostum. bu opera benim dehamın eseri değildir. rüyamda gördüğüm ve işittiğim sesleri uyanır uyanmaz nota ile tespit ettim. beğendiğiniz bu müzik, rüyalarımın sesidir. benim zavallı kafam, böyle bir harikayı asla isteyerek ve düşünerek bulamazdı.”
    yine wagner, meşhur “rhinegold” operasını tamamlamış fakat bir bölümünü zihninde tasarladığı gibi besteleyemediğinden rahatsız oluyordu. nihayet bir gece uykuya dalmak üzere ilen gördüğü rüyadan faydalanarak eserini istediği şekilde tamamlamayı sonunda başardı.

    giuseppe tartini şeytan sonatı :
    modern keman yayının mucidi g. tartini, rüyasında şeytan’a esir olduğunu görmüştü. gene bu rüyada tartini şeytan ile alay etmek üzere, ona bir keman vermişti. fakat ne görse beğenirsiniz : şeytan en derin hayallerin bile meydana getiremeyeceği kadar güzel bir sonat çalıyordu. tartini uyanınca bu müzikten hatırladığı kadarını yazarak, “şeytan sonatı’ nı meydana getirdi. tartini bu rüya hikayesini 1766’da astronom joseph lalande’a anlatmıştı.
    beethoven, mozart, schumann ve saint-saens gibi ünlü kompozitörler, bestelerinin bir kısmını rüyalarında görerek notaya almışlardır.
    icat edici rüya görenler, rüyada gördükleri şeyleri ya doğrudan doğruya kullanmakta veya onlara sembolik bir anlam vermektedirler.

    (dimple: bu linkten dinleyebilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=VR6XJsGOF1s ) yada şu link (https://www.youtube.com/watch?v=z7rxl5KsPjs)

    samuel taylor coleridge şairin rüyası :
    şair coleridge, kubilay han’la ilgili bir kitabı okumakta iken uykuya dalmıştı. üç saat kadar iskemlesinde öylece uyudu ve bu sırada rüyasında 200-300 satırlık bir şiir yazdığını gördü. bu rüyada, şiirle ilgili hayaller maddeleşmiş olarak belirmişti. coloridge uyanır uyanmaz rüyadan hatırladığı satırları yazmaya başladı. bu sırada bir ziyaretçi geldi., bu nedenle çalışmalarına bir saat ara vermek zorunda kaldı. sonra rüyanın kalan kısmını yazmak istedi, fakat o satırları unutup gitmişti. işte kubilay şiiri böyle meydana geldi.

    charles dickens’in habercisi :
    ünlü yazar charles dickens’ın gördüğü bir rüya da ilginç rüya örnekleri arasındadır. dickens rüyasını şöyle anlatıyor:
    “rüyamda, sırtında kırmızı bir şal olan bir hanım gördüm. arkasını dönmüştü. bana doğru döndüğünde onu tanımadığımın farkına vardım. ‘ben bayan napier’im dedi’. ertesi sabah uyandığımda giyinirken bu saçma rüyayı düşündüm. çok belirgin ancak hiçbir anlamı olmayan bir rüyaydı. neden bayan napier? ömrümde bayan napier diye birini hiç tanımamıştım. o gece kütüphanede kitap okudum. az sonra bayan boyle ve ağabeyi geldiler. yanlarında kırmızı şallı genç bir bayan vardı. onu bana bayan napier olarak tanıttılar.” dickens’ın anlattığı türden rüyaların genelde çok belirgin olarak kendilerine özgü bir yanı vardır.

    abraham lincoln
    amerika’nın 16’ncı başkanı lincoln, 16 nisan 1865 yılında korkunç bir rüya gördü. rüyasında, beyaz saray’ın çalışanları panik içerisinde sağa sola koşturarak başkanın öldüğünü haber veriyorlardı. lincoln rüyadan çok etkilenmişti, ter içinde uyandı. birkaç saat uyuyamadı.
    sabah olduğunda, bu rüyayı eşine ve doktoruna anlattı. o gün gerçekleştirilen kabine toplantısında bile rüyasından bahsetti. lincoln’ün gün içerisinde azalmadan devam eden kaygılı halini, çevresindekiler bu tür rüyaların kişinin ömrünü uzatan rüyalar olduğu açıklamasıyla gidermeye çalıştılar. açıklamalar boşunaydı. aynı günün akşamı korkulan olacaktı.
    lincoln, eşi ve iki arkadaşı, 4 yıllık mücadeleden sonra kuzey’in zafer kazanması ve iç savaşın sona ermesini kutlamak amacıyla ford tiyatrosu’nda "amerikan kuzenimiz" adlı oyunu izlemeye gittiler. oyunun üçüncü perdesinde, lincoln ve beraberindekilerin bulunduğu tiyatronun başkanlık locası’nın kapısı yavaşça aralandı ve sahneden gelen ışıkla elinde parlayan şeyin silah olduğu belli olan genç bir adam, içerideki kimse hareket etmeye fırsat bulamadan, silahtaki kurşunları başkanın başına boşaltmaya başladı. başkan koltuğa yığılıp kalmıştı. ölümünü haber veren rüyanın üzerinden daha 24 saat geçmeden, lincoln’ün rüyası gerçek olmuştu.

    dimple not: daha başka örnekler bulduğumda ekleyeceğim. tatlı rüyalar!
  9. çok ilginç deneyimlediğim durumdur. araştırdım normalde insanlar rüyalarında sesler duyar, rüyasında gördüğü herkesi "görür"müş. bu bende böyle olmuyor. neden bilmiyorum. hiçbir duyu organımda sıkıntı yok. ama rüyalarımda yaptığım konuşmaların hiçbirinde konuşan kişi ağzını açarak bir şey söylemiyor. sanki söylediği şeyi telepati yoluyla anlıyor gibiyim. kurduğu cümleyi anlıyorum, hepsi bu. ayrıca rüyamda olan bazı kişileri ve nesneleri de görmüyorum. bazen mekanları bile. mesela bir evde olduğumun farkındayım ama etrafım bomboş, ev falan yok ortalıkta. ya da rüyamda iki kişi var ve biri diğerinden daha önemli o anda. diğerini görmüyorum. sadece yanımda olduğunu biliyorum ve söylediklerinin farkında oluyorum. hatta söylediklerine cevap bile veriyorum. o yüzden birine rüyamda onu gördüm diyorsam rüyanın baş rolünde direkt o vardır ve diğerlerini dediğim gibi görmüşümdür. bu bana mı has bir durum yoksa böyle olan çok fazla kişi var mı bilmiyorum. okuyup bu konu hakkında bir şey söylemek isteyen biri varsa kızıllandırsın lütfen.
    jimi
  10. rüyalar bence hayatımızdaki en tuhaf şeylerdir. bizleri ayağa bile kaldırır. vücudumuzu kontrol edemeyiz.

    bilinçli olarak rüya kontrol edilebilir. (bkz: lucid dreaming) ben daha beceremedim ne yazık ki...