1. sadako sasaki, 12 yaşında hayata gözlerini yuman japon bir kızdır. 6 ağustos 1945'de, hiroşima'ya* atılan atom bombası sebebiyle lösemi olmuş, 1955'te hastalığı dolayısıyla ölmüştür. kendisi günümüzde savaşın masum kurbanlarının sembolüdür.

    japon kültüründe olan, bin origami turna kuşu yapan kişinin uzun ve mutlu bir hayat süreceğine dair bir şehir efsanesine inanmış, bunu tamamlamaya çalışmıştır fakat 664. kuşu yaptıktan sonra 25 ekim 1955 sabahı ölmüştür. onun anısına bombanın atılışının her yıl dönümü 6 ağustos'ta japonya ve dünyadan çocuklar evrensel barış adına turna kuşu yapıp, sadako'nun hiroşima'daki anıtına gönderirler.

    ayrıca abd'li yazar eleanor coerr 1977'de sadako ve kağıttan bin turna kuşu isimli bir kitap yayınlamıştır.
    bozuk
  2. sadako sasaki ve nazım hikmet üzerine bir yazı

    minicik bir beden, ince tatlı parmaklar, yüzüne düşen saçları, saçlarının değdiği yüzünde beliren mahzun gülümseme ve o gülümseyişin hayat bulduğu çekik gözler. beyaz çarşaflarla bezenmiş yatağın üzerinde, elindeki kâğıtları katlayan kız çocuğu sadako sasaki’dir. on bir yaşındadır sadako, bundan tam on sene önce o henüz küçücük bir bebekken atom bombası atılmıştır hiroşima’ya, onunla salıncaktan kayacak onlarca arkadaşı bu bahtiyarlığa eremeden ölmüştür. sadako on bir yaşındadır ve kalbini kötülük bürüyen büyüklerin doymamacasına yaptıkları savaşın etkisi, on yıl sonra kendini göstermiş, sadako kan kanseri olmuştur.

    yatağın üzerinde oturan küçük kız, kâğıt katlamaktadır. minik elleri kâğıda şekil vermekte, o kâğıtlar rengârenk turna kuşlarına dönüşmektedir. yeşeren bir umudun simgesidir minik turnalar, küçücük bir kız çocuğunun güneş dolu kalbinde yeşeren umutların simgesi. sadako’nun kâğıttan bin tane turna kuşu katlaması gerekmektedir, aksi halde onu bir gül gibi solduran hastalığından asla kurtulamayacaktır. çünkü japonların “kâğıttan bin turna kuşu” efsanesine göre hasta olan kişi kâğıttan bin turna kuşu katlarsa, bunu gökyüzünden izleyen tanrılar o kişiyi tekrar sağlığına kavuşturacaktır. buna tüm kalbiyle inanmaktadır sadako ve büyük bir şevkle katlamaktadır turnalarını.

    katladığı turnalarının kulaklarına “kanatlarınıza huzur yazacağım. böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.” diye fısıldar sadako. çekik gözlü küçük kızın katladığı turnaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır, turnalar yavaş yavaş artarken sadako’da yavaş yavaş solmaktadır.

    25 ekim 1955 günü 643. turnasını katlayan minik sadako, 644. turnasını katlamaya başlamıştır ve o turnayı da katladıktan sonra badem gözleri bir daha hiç açılmamak üzere kapanır. sadako bin turna kuşunu katlamayı başaramamış, gökyüzü tanrıları onun sesini duymamış, solan benzi katladığı turnaların rengine kavuşamamıştır. sadako ölür, tıpkı 10 sene önce henüz yürümeyi bile bilmeyen onlarca arkadaşı gibi, o da veda eder salıncaklara. sadako’nun gittiği yerde eksik kalan turnaları yüzünden mutsuz olacağından korkan küçük arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp kâğıttan bin turna kuşu efsanesini gerçekleştirirler. sadako’nun mutlu olduğundan artık emindirler…

    sadako sasaki’nin vahim ölümünden haberdar olan bir kişi daha vardır. o kişi tüm dünya halkları için gözyaşı döken ve bu uğurda kalemini korkusuzca savuran dev bir şairdir. kalbi o kadar büyüktür ki bin parçaya böler kalbini ve dağıtır dünyanın dört bir yanına.

    “yarısı burdaysa kalbimin
    yarısı çin’dedir, doktor.
    sarınehre doğru akan
    ordunun içindedir.

    sonra, her şafak vakti, doktor,
    her şafak vakti kalbim
    yunanistan’da kurşuna diziliyor.”

    kalbi kocaman bir elmadır ve o elmadan bir diş almasını ister tüm aç çocukların. kalbi bir güneştir onun, kalbinin sıcaklığıyla ısınmasını ister donan tüm çocukların. mavi gözleri her gün kurşunlanan bedenlerin acısıyla yaşarmaktadır. ancak acıların en derinlerinden biriyle daha karşılaşmıştır, badem gözleri bir daha sevgiyle bakamayacak olan sadako sasaki ölmüştür. ölen minik bir kız değildir sadece, şeker yiyen tüm çocukların gülümseyişidir ölen. yaşadığı kederin büyüklüğü tarif edilememektedir hüzün yüklü şairin ve haykırır kulaklarına savaş hırsıyla tutuşan kalplerin;

    kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    hiroşima’da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.

    çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.

    çocukların sevinçle şeker yiyebilmesidir bütün mesele, sadece budur şairin istediği. bilmektedir yanan bir çocuğun şeker yiyemeyeceğini, seslenir onların ağzıyla amcalara, teyzelere “bir imza ver” diye. sadako’nun sesiyle çağırmaktadır nâzım hikmet tüm insanlığı barışa ve sevgiye. küçük sadako insanlığın vicdanıdır artık, yenemeyen tüm şekerlerdir, yanan minik bedenlerdir. hüzünlü bir şiirdir artık sadako, yeryüzünün en hüzünlü şairlerinden birinin dilinden dökülmüş olan.

    nâzım’la son pazar sabahında, nâzım’a kahve pişirmiştir vera. nâzım hasret kaldığı memleketinden gelen kahveyi yine aynı hasretle içmiştir. vera yarın yaşayacağı felaketten bihaberdir. o son günle ilgili şunlar dökülür vera’nın kaleminden;

    “korkunç günün arifesinde, pazar günü ilk ben kalktım. yanında yiyecek bir şeylerle küçük bir fincan türk kahvesi getirdim sana. kahveyi içtikten sonra kalmadın. gazetelerin ortasında yatmayı sürdürüyordun. ben çalışma odasına geçip hızlı bir tempoda çalışmaya başladım. saat an ikide “turnalar” adlı oyunu merkez çocuk tiyatrosu’na yetiştirmek için söz vermiştim. oyunu yazmanı senden istemişlerdi, ama sen sonra benim üstüme yıkmıştın ve ben de yetiştiremiyordum işte. oyun hiroşima trajedisi üzerine kurulmuştu. bir avuç küle dönen küçücük çocukların kısacık yaşamlarına ve şimdi hiroşimalı çocukların kâğıttan yaptıkları turnaları anlatıyordu. bu turnalardan bin tane yapıldığında ölen çocuklardan birinin dirileceği inancıyla çalışıyorlardı. senin küçük japon kızın ağzından yazdığın şiiri, bu nedenle, pek çok kez okumuştum son günlerde. senin önerinle oyunun içine de koymuştuk dizelerini. ikisi birbirini mükemmel tamamlıyordu.”

    ve sonra ölür vera’nın nâzımı. geriye dağlanmış bir yürek kalır, vera’nın göğsünde taşıdığı. bir türlü kabullenemez bu ölümü. nâzım’ın hayaliyle konuştuğu bir günde, kocaman bir kutu gelir evine vera’nın. içerisinde de nâzım’ın ölümünden yirmi gün sonra yazılmış bir mektup. o sevgi dolu kutunun içinden çıkan mektupta şunlar yazılıdır;

    “minik sarı parmakların ustalıkla yaptığı renk renk kâğıt turnalardan bir çelenk var kucağımda. bir de mektup:
    unutulmaz insan nâzım hikmet,
    hiroşimalı küçük kızların armağanını kabul edin lütfen. anınızın önünde başlarımızı minnettarlık ve saygıyla eğiyor, cenazenizin önüne yaptığımız binlerce turnayı, dünyaya özgürlük ve sonsuz barış taşıyan binlerce kuşu bırakıyoruz.
    değerli nâzım hikmet’e, ailesine ve yakın dostlarına, barış için savaşmayı sürdüren hiroşimalı okul çocuklarından; hiroşima kâğıt turnaları derneğinden. 23 haziran 1963.”

    nâzım’ın sadako için yaktığı ağıtın doğurduğu büyük minnettarlık böyle karşılanmıştır minik parmaklarca. o çok sevdiği çekik gözlü çocuklar yaptıkları turnalarla onun da ruhunu özgür kılmışlardır. küçücük bedenlerde kocaman kalpler taşıyan japon çocukları sadako ve nâzım’ı kanatlarında huzur yazan o rengârenk turnaların sırtında, sonsuz barışın yaşandığı bir diyara yollamışlardır…
    kaynak: badem gözlü kız çozuğu sadako sasaki