• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
skammen - ingmar bergman
jan ve eva rosenberg, isimsiz bir avrupa ülkesinde yaşarken, iç savaş çıkması sonucu çareyi bir adaya inzivaya çekilmekte bulurlar. klasik müzik eğitimi almış, keman çalarak mütevazi bir hayat süren rosenberg'lerin hayatı, asker dolu bir uçağın yaşadıkları adaya düşmesi sonucu alt üst olur.her iki tarafan askerlerin adayı bir savaş alanına çevirmesiyle, hayatlarını tehdit altında gören genç çift, başka bir yere kaçmaya karar verirler. ancak yakalanarak isyancı askerlere yardım ve yataklık etmekle suçlanırlar. çiftin eski bir dostu olan albay jacobi, adayı savunan ordunun başındadır ve onlara yardım edecektir. tabii eğer sadece... eva onunla yatmayı kabul ederse!
  1. 1968 yapımı film bergman’ın persona ve vargtimmen ile birlikte 5. dönem üçlemesini oluşturan film.

    bu dönem filmlerinin ortak özelliği hayranlık verici yakın planlar ve bolca kullanılan ‘‘parçalama teknikleri’ dir. ayrıca bu son dönemde bergman ‘bilinçsiz güdülenmelere bağlı sorunlara’ daha fazla değinmiştir.

    toplumsal olaylara bulaşmış bir bergman filmi…

    savaş, savaşa tanık olmak, dış dünyadaki savaş her yeri yerle bir ederken aslında karakterlerin iç dünyasında da birbirleriyle olan ilişkilerinde de yakıp yıkması ve bu değişimden duyulan utanç…

    bir nevi savaşın ve yarattıklarının psikanalitik incelemesi.

    özgür ve rahat yaşam tarzları ellerinden çıkmasıyla insani değerlerinden vazgeçenler oldukça sert biçimde yansıtılmış.

    bergman’ın bu atmosferi belgesele yakın görüntüler, kasvetli atmosfer, arka planda savaş sahneleri dekorunu sağlam bir toplumsal eleştiri ile birleştirmesi ile ortaya tüm zamanların en sert filmlerinden birisini ortaya çıkarmış.
  2. ingmar bergman'ın çözünen imgeler üçlemesinin son filmi. persona ve vargtimmen'den farklı olarak toplumsal bir olayın etrafında şekillenen bir hikayesi var. yaşanan iç savaştan kaçmaya çalışan sanatçı ruhlu kemancı ailenin hikayesini anlatan film, ölüm korkusu nedeniyle iyice belirginleşen hayatta kalma içgüdüsünün insana neler yaptırabileceğini, insanı nasıl değiştireceğini anlatıyor. izlediğim filmler arasında klişelerden en uzak savaş filmi diyebilirim. daha doğrusu altyapısında savaş bulunsa da insan psikolojisini konu alan bir film.

    !---- spoiler ----!

    başlarda fazla duyarlı, zayıf bir kalbe sahip pasif bir karakter olan jan rosenberg, her ne kadar aralarında bir aşk olsa da eşi eva rosenberg tarafından savaş ortamında çocuk gibi davranmakla suçlanmaktadır. aynı zamanda çocuğu da olmamaktadır ki eva’nın en büyük hayali bir çocuk sahibi olabilmektir. tedaviyi de reddeden jan savaşta bir yaralıya yardım etmeye dahi korkup kaçıyor bir taraftan da eşini askerlerin itip kakmalarına karşı koruyamıyor. eva ise daha güçlü, daha cesur, daha soğukkanlı bir karakter. tabi tüm bunlar çiftin ilişkini zedeliyor, ancak savaşta tutunacakları kendilerinden başka kimse yok. ya beraber ölecekler ya da beraber hayatta kalacaklar. kaldıkları adaya sıçrayan savaşta bölge adına büyük bir sorumluluğa ve güce sahip bir adam bu çifte yardım ediyor ve karşılığında eva’yla alenen birlikte olmak istiyor. işte bence filmin kırılma noktası tam da burası. jan adamın eva’yla birlikte olmak istemesine hiç ses çıkarmıyor, korkuyor ve bence bu davranışıyla kendinden taviz vererek, sanki karısıyla olan yazısız anlaşmayı ihlal ederek, karısının istemediği bir şeye göz yumarak, “çocukça” davranarak, hayatta kalmayı seçiyor. tam da burada eva ise sanki adamla birlikte olmak zorunda gibi görünürken bence içten içe adamla isteyerek birlikte oluyor ve bence bunu açıkça belli ediyor. bir çocuk sahibi olmak istemesi, aralarındaki anlaşmanın kocası tarafından ihlal edilmesinin kırgınlığı, pasif ve güçsüz kocasına karşı aslında daha güçlü konumda olan bir adam istemesi gibi nedenlerle kocasını aldatıyor. (eva karakterini yani liv ullman’ı film boyunca hayran hayran izlerken, hayalimdeki kadın profiline oturturken, idealize ederken, kendisine aşık olurken öyle bir etkiledi ki beni kocasını aldatması, ben aldatılsam bu kadar üzülmezdim heralde). birazcık kadın psikolojisiyle ve sanırım hipergamiyle ilgili bir sahne. oldukça da gerçekçi bana göre, ne kadar üzülsem de anlayışla karşıladım ben liv ullman (eva) ‘ı. daha sonra aldatılmasından aşırı etkilenen jan bir para sorunu yüzünden eline intikam alma şansı geçince, tavuk bile vuramazken korkarak da olsa adamı vuruyor ve hayatta kalma içgüdüsüyle karakterinde vahşi bir değişim başlıyor. bilgi için rahatlıkla adam vuruyor, çok sevdiği karısına rest çekiyor, onunla hiç konuşmuyor, kaçma planı yaparken karısı eva’ya sen gelmezsen işlerim kolaylaşır diyebilecek hale geliyor ki bu sahne de çok etkiledi beni. eva kocası jan’dan tiksinmeye, utanmaya başlamasına rağmen hayatta kalabilmek için jan’la birlikte gitmek zorunda kalıyor. tıpkı vargtimmen gibi bu film de liv ullman’ın (eva’nın) sözleri ile oldukça etkileyici bir biçimde bitiyor:

    “bir rüya gördüm. çok güzel bir sokakta yürüyordum. ve yolun bir yanında yüksek kemer ve sütunları olan beyaz evler vardı. diğer yanda ise, gölgeler içinde bir park vardı. sokağın yakınında yeşeren ağaçların altında da, koyu yeşil renkte bir dere akmaktaydı. ve sonra yüksek bir duvarın yanına geldim, üstü güllerle kaplanmıştı. ve sonra bir uçak geldi ve bütün gülleri ateşe verdi. çok güzel olduğu için o kadarda korkunç değildi. sudaki yansımaları seyrettim ve güllerin nasıl yandığını gördüm. ve kollarımda küçük bir çocuk vardı. kızımızdı. bana sıkıca sarıldı ve yanağıma değen dudaklarını hissettim. ve tüm bu zaman boyunca birisinin söylemiş olduğu bir şeyi hatırlamam gerektiği aklımdaydı ama ne olduğunu unutmuştum.”

    !---- spoiler ----!

    filmin özeti olan cümleler ise yine eva’nın dudaklarından dökülüyor:

    “bazen her şey tıpkı bir rüya gibi geliyor. benim gördüğüm bir rüya değil de, rol almak zorunda olduğum, bir başkasının rüyası. bizi rüyasında gören kişi uyandığında ve ‘utanç’ duyduğunda ne olacak peki?”

    ayrıca liv ullman’ın en güzel göründüğü film bana göre. ona en çok bu filmde aşık oldum. filmin ilk sahnelerinde de liv ullman’ı çıplak görmemize izin verdiği için bergman’a teşekkür ediyorum.