• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.86)
solyaris - andrei tarkovsky
"belirgin bir bilince sahip bir gezegendir solaris. oraya gelen dünya insanlarının zihinleri ile oynamak ise en büyük gücü ve yeteneğidir. insanların bilinçaltına süzülüp oraya müdahele ederek, hafızalarındaki şeyleri maddeleştirir. burada olanları araştırmakla görevli olarak ilgili üsse gönderilen kişi de gezegenin gücünden payını alacaktır şüphesiz. böylesi bir gizemle büyülenirken kendi geçmişi ile burun buruna gelecektir. tarkovski’nin üzerinde çok durulan bu çalışması, bazı yerlerde kubrick’in 2001’ine rusya’nın verdiği yanıtı olarak değerlendirilmektedir. ancak genel olarak bağımsız bir çalışmadır. hatta bir roman uyarlaması olduğu halde özgünlüğünü koruduğu söylenebilir." beyazperde.com'dan alıntıdır.

stanislaw lem tarafından yazılan solaris romanından uyarlama. yönetmen andrei tarkovsky. uzun metrajlı olarak çekilen film 167 dk sürüyor. başrollerinde natalya bondarchuk, donatas banionis'in oynadığı film rusça ve almanca olarak çekilmiş.
  1. stanislaw lem - solaris'inden bir uyarlama olsa da müthiş bir bilimkurgu ve psikolojik gerilim filmi çıkmıştır ortaya.

    bilimkurgu derken aklınıza ışın kılıçları, robotlar gelmesin, elbette doğaüstü olaylar oluyor, mesela insanın bilinçaltına attığı ve geçmiş kişilerin tekrar "maddileşmesi" gibi, ancak film boyunca bütün bu olaylar bilim ile açıklanmaya çalışılıyor ve tabi bu doğa üstü maddileşme ile bir de duygusal bağ kurulması anlatılıyor.

    !---- spoiler ----!

    insanlık kurtuluşunu utancında bulacak… insanın insana ihtiyacı var.

    !---- spoiler ----!

    her ne kadar filmde bizim daha kararlı atomlardan oluştuğumuz maddileşen geçmişin ise kararsız nötronlardan oluştuğu söylense de, bu dünyada kararsız nötronlardan oluşan çok insan var...
  2. bir seferde izleyemedigim ve buna ragmen begendigim nadir filmlerden. ozellikle " overly long highway scene" tam bir "gercek sinema izleyicisi" turnusoludur. halen ruyalarima girer bu sahne.
  3. tarkovsky'nin en derin filmidir belki de solyaris.

    film şu sahneyle açılır. bu, dünyanın dizgeselliğine işaret eder. tarkovsky önce lineer olanı yani logosmerkezciliğimizin 'lineerleştirdiği' dünyayı böyle sunar. solaris gezegenini de bu şekilde yansıtır. yani non-lineer, kaotik olarak.

    film bu kontrast üzerine kuruludur. bilinen apollonik ve dionizyak bu ikilik, dizgesel tarafın 'bilim' ile katışıklaştırılarak sunulmasıyla şekillendirilir tarkovsky'ce. bu apollonik dizgeselleştirmeyi açımlarsak, bunu nietzsche ağzıyla yapabiliriz, şöyle der nietzsche;

    ' bilim, o şimdiye kadar nesnelerin tam anlamıyla karışıklığının her şeyi sözde 'açıklayan' varsayımlarla bertaraf edilmesidir. yani aklın kargaşadan nefret etmesinin bir ürünü. bu aynı nefret, kendimi mütalaa ederken beni içimden yakalar: iç dünyamı ben de bir şema ile tablomsu olarak tasarımlamak isterdim ve ussal karışıklıklarımdan kurtulmayı arzulardım. ahlak, işte böyle bir basitleştirişti. insanı tanınır, bilinir olarak aks etti, öğretti. lâkin biz ahlak'ı yok ettik ve şimdi kendi kendimiz için büsbütün belirsiz hale geldik.
    fizik ruh için bir iyilik olarak ortaya çıkıyor. bilim, ahlakın yaptığı gibi tanımaya, bilmeye götüren bir yol olarak, ahlaktan sonra ahlak'ın yerini alıyor. ahlak'ın ilk büyülü zamanlarındaki gibi bilim de şimdi bir büyü yaratıyor. '

    işte filmde tarkovsky tam da bu nietzsche'nin değindiği dizgesel logosun, bilimin sallantıdalığını aks ediyor. nasıl yapıyor bunu irdeleyelim;

    solaris'e adım atıldığında solaris seni kendi kaotikliğiyle hemhal edip seni buna içkinleştiriyor. logosmerkezciliğini tarumar ederek seni kendisine dahil ediyor.
    solaris'te düşünceler yaratıma dönüşürken bu sadece düşünenin düşüncesinin değil düşüncenin yaratıma dönüşüşü oluyor. mesela solaris'e yeni gelen psikoloğun 'yarattığı' kadının elbise kolunun yırtıklığı solaris'teki doktorun doğum gününde giydiği elbisede de görülüyor.
    burada dizgesel düşünceler kaotik bir şekilde her yere yayılıyor. adamın düşündükleri, varlığa sadece deterministik olarak işlemiyor. nereden fırlayacağı, ortaya çıkacağı belli olmayan şekilde işliyor.

    lâkin sonra dünya'dan miras kalan logossal lineerlik bu kaotikliği törpülemeye başlıyor.
    filmdeki solaris'te uzunca zamandır bulunan iki bilim adamının imgelemsel yaratıları, psikoloğun yaratısı kadın gibi tastamam 'özgür' değillerdir. onlar çokca zamandır solaris'te olduklarından dünyasal lineerlikleri kendilerini tutsak etmiştir, 'özgür irade' ironisi ile. adam kadın'ı henüz yeni yarattığı, solaris'in bu kopuklaştırmasıyla henüz yeni 'tarumar' olmuşken adam kadın'a direnemiyor ve hep yanında oluşuyor.
    adam, diğer doktorlar gibi logosca törpülendikçe artık kadın ondan uzakta bile var olmaya devam edebilir hale geliyor. ve bu şekilde var oldukça artık dünyasal dizgesellikteki gibi bir dizgeye girmeye başlıyor.
    id'sel bu düşünümler, arzulanımlar artık 'özgür irade' ile kadını insanlaştırarak, logossallığına evrilirken bir tutsaklığı, insanlığın en büyük tutsaklığını, mantıksal hapishanedeliği yürürlüğe koyuyor.
    tarkovsky bunu adamın hastalandığı sahneyle apaçık yüze vurur. artık adam hastadır.

    adam hastalanır, solaris gezegeninde 'adalar' oluşmaya başlar, logos artık id'sel arzulanımlardan utanç duydurmaya başlar v.s.

    sonra adam 'dünya'ya' geri dönmek ister. ve film adam 'dünyadaki' evinde iken şöyle bir sahneyle sonlanır.

    bu tarkovsky tokatı, bize şu soruları sordurur;

    solaris ile dünyanın farkı nedir?
    dünyada da, solariste de id'sel kaotikliği, sahih insanı dizgeselleştiren bu logos'tan bir çıkış yolu var mıdır?
    aslında dünya da solaris gibi kaotik bir yer iken onu 'mantıklılığımız' ile sadece 'mantıklılığımızın' sınırları içerisinde 'adalar' yaratarak olması gerektiği gibi kullanmıyor, onda özgürce yaşamıyor muyuz?
    'var edişlerimiz' bunca tutsak iken hangi varoluş bizim insancalığımızı bize hissettirebilir?
    otlar'ın suyun aktığı yöne sürüklenişi gibi bu suyun temsili logosumuz bizi daha ne kadar bu sürükleyişe mahkum edecek?
    su bir gün durulacak mı?
    yoksa ot'luğumuz ilelebet sürecek mi?