• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.13)
toplumsal sözleşme - jean-jacques rousseau
fransa'dan kaçan kalvinisı bir ailenin çocuğu olan jean-jacques rousseau (1712-1778) isviçre'nin cenevre kentinde doğdu. çok küçük yaşta ona romanslar okuyan babasına kendisi plutark'ın yaşamlar'mı okumaya başladı. 16 yaşından sonra bir süre onu kültür dünyası ile tanıştıran ve onda müzik ilgisini uyandıran madame louise de vvarens ile birlikte yaşarken yoğun bir kendini eğitme dönemine girdi. paris'te bir süre için diderot'nun yakın dostu oldu; therese lavasseur'den olan çocuklarına babalk etmeyi ve bakmayı başaramadı. 1752'de operası "le devin du vlllage" ("köy falcısı") kral xv. louis için sahnelendi ve büyük beğeni ve başarı kazandı; yeni bir müzikal nota dizgesi gelişıirdi. romantik ve idealistik eğilimleri ile rousseau aydınlanmanın tipik materyalizmine ve oespotizmine herhangi bir duygudaşlık göstermezken, aydının ikonu olarak kabul edilen voltaire'de çok kararlı, amansız ve neredeyse kişisel bir düşman buldu. sivil dini savunması ve erdeme götürdükleri ölçüde tüm dinleri eşit ölçüde değerli görmesi fransa'da kilise ile çatışmasına yol açtı, kitapları yasaklandı ve birçok yerde yakıldı. rousseau'nun felsefesinin özeksel kavramı özgürlüktür ve buna göre istenci insanın özü olarak ve evrensel olarak kabul eder, onu en yüksek belirleniminde, devlette inceler, istenç onun için bir 'seçme özgürlüğü' ya da keyfi istenç, "herkesin istenci" değil, ama ussal istenç, genel istençtir volonîe generale. bireyin özgürlüğü ancak devlette gerçekleşebilir, çünkü özgürlük bilinçsiz dürtü, itki ve alışkanlıkların üzerinde güç olan ussal istencin kendisidir yurttaşın istenç ve duyuncunun anlatımı olan yasa. ussal, yani güzele, iyiye ve bilgiye eğilimli ve bu erek ile uyum içinde gelişmeye yetenekli bir insan doğası kavramını kabul eden rousseau'nun vargısı yurttaş toplumunda gelişimin önünde hiçbir engelin olamayacağıdır: "yurttaşları eğitim yoluyla iyi yapın, başka herşey gelecektir." yurttaş deal politik bilince doğru gelişebilir çünkü kendi kendisinin öğretmeni olarak özgürdür. bir ideoloji önermeyen rousseau sözcüğün gerçek anlamında bir hümanist olarak insan doğasına uygun ideal politik biçimin olanağını iyi ve güzel ve ussal olduğuna inandığı insan doğasının kendisinden çıkarsadı: "halk ve egemen bir olmalıdır." (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. "her insan yaşamını korumak için yine kendi yaşamını tehlikeye atmak zorunda kalabilir"
    abi
  2. toplumsal sözleşmecilerden rousseau'nun okunmaya değer kitabı. iktidarlar ve egemen güçler üzerine farklı bir bakış sunuyor. halk egemenliği ve emredici vekalet teorilerinin fikir babası olduğu öğretilen rousseau'nun, düşüncelerinin temellendirmelerini görebilmek için muhakkak okunmalı. siyaset felsefesinin vazgeçilmezleri arasındadır.
    ae
  3. nam-ı diğer toplum sözleşmesi.dönemini ele aldığımızda devletin doğal değil yapay bir kurum ve bu nedenle yasaların oluşumunu verdiğin taviz kazandığın çıkar olarak tutarlı açıklayıp adeta kutsal devletten özel hukuk sözleşmesini andırır devlet tanımlamasıyla aslında günümüzde bile aşılamamış fedakarlık yapmak zorunda olduğumuz sorgulayamadığımız devlet baba fikrini tartışan önemli bir eser.eserdeki pek çok fikre katılmasam da okunmalı okutturulmalı.
  4. okurken aldığım notları paylaşmak isterim. (ağır spoiler içerir)

    1-"özgürlüğümüz elimizden her nasıl alındı ise onu aynı yöntemlerle geri almak meşrudur."

    not.1: buradan şunu anladım birileri bizden zorbalıkla özgürlüğümüzü almaya kalkarsa bunu kabul etmemizde sakınca yoktur çünkü günü geldiğinde aynı zorbalıkla bizim de geri alma hakkımız duruyordur. peki bugün baktığımızda zorbalıkla mı alındı özgürlüğümüz? çok daha karmaşık bi sistem kuruldu, aslında kaçınılmaz bir karmaşıklıktı bu. demek ki özgürlük ancak benzer yoldan gidilerek geri kazanılınca meşru sayılacak. devrim taşla sopayla olmayacak gibi görünüyor.

    2-"insan boyun eğmeye zorlanıyorsa, boyun eğmek zorunda değil demektir."

    not.2: güçlü olunca elde edilen haklar, gücü kaybettiğimizde elimizden gidiyorsa buna tam anlamıyla hak diyemeyiz. doğru kelime istismar, ödül, kazanç, çıkar vs olmalıdır. örnek vermek gerekirse bir işe gireriz ve özel hastanede muayene olma hakkı elde ettiğimizi düşünürüz. işten çıkınca bu hak devam etmiyorsa buna hak denmesi sakıncalı. sadece bir çeşit çıkar elde etmişizdir, bu da geniş açıda güce ortak olmanın bir mükafatıdır. "güç" ile ilişiğimizi kestiğimizde bu bir kaybedişe dönüşür. oysa hak başka bir mevzudur, koşula göre değişmeyen güç'ten bağımsız bir şeydir. yaşamak gibi. toplumun bir araya gelip sözleşme imzalamasının birinci nedeni yaşama hakkının korunmasıdır. peki ya özel hastanede muayene olma hakkı?

    3-"özleri birbirinden ayrı olan şeyler arasında gerçek ilişki kurulamaz."

    not.3: savaşlar insanlarla insanlar arasında gerçekleşen bir şey değildir. insanla kendi hallerindeyken başka insan topluluklarına düşman kesilmezler. savaşta çarpışanlar insanlar değil devletlerin askerleridir. birbirine düşman olanlar devletlerdir. bir insan bir devlete düşman olamaz. savaşın verdiği öldürme hakkı bir insanın bir insanı öldürmesine hak vermesi şeklinde değil, bir devletin askerinin diğer devletin koruyucusunu öldürme hakkıdır.

    4-"bir kalabalığı boyunduruk altına almakla, bir topluluğu yönetmek farklı şeylerdir."

    not.4: toplumun bir ortak çıkar doğrultusunda bir araya geldiğini unutalı kaç yıl ya da kaç yüzyıl oldu acaba? ulusları bir arada tutan şey devletler değildir ki, devletler sadece bir arada tutunan uluslarda toplum yararına hizmet etmek üzerine kurulmuş bir düzenektir. devlet hangi zamanda bizzan bir grup tarafından ulusu boyunduruk altına alınarak kuruldu bugüne kadar? halkın toplumun bizzat yönetici seçmediği bir topluluk ne şekilde köleliği bu denli kabul eder hale geldi? devlet ve toplum ilişkisi, yönetici ve halk ilişkisi ihanetin daniskasıdır. halk bir amaç uğruna devlet sistemini oluşturmuşken güç dengeleri halk aleyhine döndüğü andan itibaren devlet ve organları bizzat ihanet içine düşmüş, halkın bir bölümüne(zengin sınıfı) diğer bölümünü(fakir sınıfı) hizmetkar eyleyerek komisyonculuğa soyunmuştur.

    5-toplum sözleşmesi şudur: "her birimiz bütün varlığımızı ve bütün gücümüzü bir arada genel sistemin buyruğuna verir ve her üyeyi bütünün bölünmez bir parçası kabul ederiz."

    not.5: bütünün, yani devletin meşruluğu buradan gelir. her birey kendini verir ve herkesin en az kendi kadar er şeyiyle topluma ait olduğunu kabul eder. her birey parçaları oluşturur, br aradayken bütüne ulaşılır. politik bütünlükte üyeler edilginse ona devlet denir, üyeler etkinse egemen varlık denir, diğer devletlere karşı egemenlik denir. bu doğrultuda devletin üyeleri bir birlik olarak halk, egemen varlığın üyeleri yurttaş, egemenliğin üyeleri ise uyruk olur.

    6-"insanın toplum sözleşmesiyle kaybettiği şey, doğal özgürlüğü ile isteyip elde edebileceği şeyler üzerindeki sınırsız haktır. kazandığı şey ise toplumsal özgürlükle, elindeki şeylerin sahipliğidir.

    not.6: nihayetinde gelinen noktada toplum sözleşmesi mülkiyeti verir doğru, ama uzun vadede gözümüzle de gördük ki bu sözleşme "zenginin malını, fakirin canını" korumaya yönelik evrilmiştir. bugün aile mirası olmayan sıradan bir vatandaşın mülkiyet edinmesi için hayatının çok önemli bir bölümünü yoksulluk ve hizmet ile geçirmesi gerekiyor. kaldı ki bu mülkiyet elde etme hakkı yanında yeterli sosyal hakları getirmediğinde halk, yurttaş ya da uyruk denilen büyük çoğunluk belli bir zümrenin hizmetine amade hale geliyor. şu dünyada miras kadar saçma bir şey var mı acaba çok merak ediyorum.

    7-"salt isteklerimizin itisine uymak kölelik, kendimiz için koyduğumuz yasalara boyun eğmek özgürlüktür"

    not.7: herkesin salt istekleri doğrultusunda hareket etmesi özgürlük alanımızı hayli daraltırdı. en azından ölüm riskimiz hayli artardı. kendimiz için koyduğumuz yasalar bizim can güvenliğimizi sağlayarak aslında özgürleşmemizi sağlıyor. peki ya diğer yasalar? karmakarışık bu sistemin amacı nedir. sıradan bir insan toplumdan ne ister ki, devasa bir sistem kuruluyor. kimse onu öldürmesin, eğitimini alsın, kendine uygun bir işe girsin çalışsın, aile kurabilsin, sevdiği işlere vakit ayırabilsin. bu kadar yani. peki tüm bu ahlak, hukuk, din kuralları neden var? bu işin bir yerlerinde sınıfsal ayrım elbette var. (her şeyi buraya bağlayacağım evet, üzgünüm.)

    8-"toplum hali" insanlar için, hepsinin bir şeyleri olması ve hiçbirinin gereğinden çok şeyi olmaması halinde yararlı olur"

    not.8: ne kadar güzel söylemiş. toplum insanlara vatandaşlık tabanında eşitlik sunar. devlet nazarında her birey eşittir, eşit haklara sahiptir. bir kimsenin güçlü ya da zeki olması yasaları değiştirmez. değiştirmemeli yani, şimdi bugüne bakayım diyorum yeminle kafamı çevirmekten korkuyorum. hangi eşitlik, adam yalıda doğuyor? trilyoner diye kavram var, sahi bunu da ayrıca merak ediyorum ben, insan trilyonu ne yapar ki? lüks içinde yaşar mülk edinir, gene mülk edinir, gene mülk edinir, sonra da ölür çocuğuna bırakır. miras ne saçma bir şey demiştik değil mi?

    *kitap 1 olarak ayırdığı kısmı böylece tamamladık. 2. kısıma kadar biraz mola veriyorum.
    abi
  5. http://youreads.net/yorum/20894 buradan devam.

    9- "toplumsal bağı kuran şey, birbirinden farklı çıkarlar arasındaki ortak şeydir. toplumlar bu ortak çıkar doğrultusunda yönetilmelidir. iktidar değişebilir ama genel istem hep aynıdır"

    not.9: iktidardakinin istemi genel istemle kimi zaman uyuşma halinde olabilir. hatta iktidar olabilmenin ön şartı budur. çünkü iktidar olabilmek için halkın oyunu alması gerekir. fakat bu hiçbir koşulda uzun soluklu olamaz. bugün bir iktidarın istemi egemen varlığın (toplumun) istemi ile uyuşuyor diye yarın da uyuşacak anlamına gelmediği gibi uyuşacak olsa bile bunun bugünden kabulü halk olma bilincine terstir. halk kendini ortak amaçları gördüğü anda köleleştiremez. ileri dönük pozisyon almak doğru değil, iktidar genel istemle uyumlu olduğu sürece yönetimde kalabileceğini fakat bunu özel istemlerine çevirdiğinde o koltuktan ineceğini bilmeli, hissettirilmeli. aksi halde kısa vadede efendiler ve köleler olarak ikiye bölünmek kaçınılmazdır.

    10- "halk hiçbir zaman bozulmaz ama çoğu kez aldatılır"

    not.10: genel istem er zaman doğrudur. genel istem halkın ortak kararıdır. fakat bugün baktığımızda halkın can damarlarına kadar girilip bölünmesi suretiyle genel istem ortak çıkarlar ekseninden çıkarılıp, manipüle edilmek suretiyle bazı zümrelerin istemlerine endekslenmiştir. özellikle medya organları, internet siteleri bu ayrışmayı sağlayacak argümanlar olarak kullanılınca insanlar kendi çıkarını bi kenara atmaya başlamış, haliyle genel istem de saçmalama hatta yok olmaya başlamıştır. zümrelerin istemleri ise bazı güçler tarafından dikte edilerek ortak çıkarlar yok edilmeye çabalanmıştır. bugün bir iktidar genel istem, özel istem hepsini aynı zeminde toplasa bile etki altındaki kimseler o iktidarın yönetimine meşruluk kazandırmak istemez, kısaca oy vermez.

    11-"devleti insanla kurar, insanları da toprak besler. politik bütünlüğün oranı şudur; halkın geçinmesine yetecek kadar toprak, toprağın besleyebileceği kadar da insan olacak."

    not.11: topraklar ekilecek, verimli kullanılacak ki dışa bağımlı olunmayacak. aynı zamanda verimli topaklar ekildiğinde insanlar aç kalmayacak. tabi şimdilerde ithalatın ana kalemi enerji olduğu için toprak ekmek biçmek geri plana atıldı. nasıl olacak da enerjide dışa bağımlı olmayacağız hesapları yapılırken şehirleşme artıyor. sanayileşme arttıkça sanayi tipi gıda maddeleri tüketiliyor. insan ömrü kısalıyor, verimsizleşiyor. böylece yine ana dengeye ulaşılmış olacak. toprağın besleyebileceği kadar insan kalacak.

    12-"her yasama sisteminin iki amacı vardır. özgürlük ve eşitlik. eşitlik olmadan özgürlük olmaz. eşitlikten güç ve zenginlik olarak herkesin aynı olması değil, hiçbir yurttaşın ne başkasını satın alacak kadar zengin, ne de kendini satmak zorunda kalacak kadar yoksul olmaması gerekir. "

    not.12: toplum hep anı toplum olarak kalmaya devam ediyor, töresine ahlakına bağlı insanlar sözleşmeye uygun hareket etmeyi amaç ediniyor. fakat gelir dağılımındaki eşitsizlik ve makasın her geçen gün daha da açılması devlet sistemini çürütüyor. birey kendi çıkarı için toplum sözleşmesini imzalıyor, toplum ideal yönetim için devleti kuruyor. demek ki devlet aslında bireylerin çıkarı için oluşturulmuş bir yapı. devletin çürümesiyle birlikte tüm bu toplumsal güç belli zümrelerin emrine geçiyor, bırak bir kişiyi satın almayı binlerce insanı satın alabilecek sözde bireyler meydana getiriyor.

    *kitap 2 denilen kısımdan notlardı.

    edit: kitap bitti, insanın ufkunu açan şahane bir eser. müsait bi zamanda herkesin oturup baştan sonra okuması gerek.
    abi
  6. toplum üzerine yazılmış dili anlaşılır. güzel başlıklandirilmis bir eser. okunmalı.
  7. jean jacques rousseau'ya ait olan, siyasi iktidarın kaynağını ve meşruiyetini açıklamaya çalışan kuramdır. rousseau'ya göre egemenlik genel iradenin kullanılmasıdır ve genel irade de her bireyin özel iradesinden oluşur.

    rousseau, toplum sözleşmesi'nin 3.kitabının 1.bölümünde der ki: "diyelim ki, devlet on bin yurttaştan oluşmuş olsun. egemen varlık, ancak kollektif bakımdan, bir bütün olarak düşünülebilir. ama her insan yurttaş olarak bir birey sayılır. onun için, egemen varlığın yurttaşla ilişkisi on binin bire ilişkisi gibidir, yani devletin üyelerinden her birinin payına - tamamen devlete tâbi olmakla birlikte - egemen gücün on binde biri düşer. isterse halk yüz bin kişi olsun uyrukların durumu yine de değişmez, her biri yine kanunların kaleme alınmasını on kat daha az etkiler. uyruk hep bir tek kaldığı için, egemen varlığın ilişkisi, yurttaş sayısı ölçüsünde artar ve sonunda, devlet ne kadar büyürse özgürlük o kadar azalır."

    halk egemenliği devredilemez, hükümetin halkı temsil etmesi, genel iradenin devredildiği anlamına gelmez. hükümet, yalnızca egemen gücün(halkın) aracıdır ve ancak kanunların uygulayıcı organı olabilir. yani hükümetin kullanabildiği tek erk yürütmedir. egemen güç ile hükümet birbirine karıştırılırsa günümüz türkiye'sindeki manzaranın benzerlerinin ortaya çıkması kaçınılmazdır.

    rousseau'nun toplumundaki bireylerin iradesi daima iyiyi ve doğruyu gösterir. zaten bu görüşün ütopya olarak kalmasının ve eleştirilmesinin sebebi de budur. rousseau bir "tanrılar toplumu" yaratmak istemektedir.

    fransa'daki 1793 tarihli montagnarde anayasası, rousseau'nun halk egemenliği görüşüne dayanılarak kaleme alınmıştır. bu anayasanın "yöneten demokrasi"yi getirdiği söylenir. yöneten demokrasinin püf noktası, temsilcilerin halk iradesini yansıtanlar değil, halk iradesini yaratanların olmasıdır. bu anayasa hiç bir zaman geçerlilik kazanmadı. fakat her zaman efsanevi bir değer taşıyacaktır. eğer geçerlilik kazanmış olsaydı iradenin devredildiği kişiler, sadece kanunları yürütme yetkisine sahip basit birer memurdan öteye geçemeyecekti.

    ülkemiz açısından bakıldığında pratik açıdan uygulanması neredeyse imkansız. fakat yine de hayalini kurmak hoşuma gidiyor. şu an mecliste olan kişiler tamamen halkın iradesine tâbi olup, sadece yürütme erkini kullanabiliyor olsalardı daha güzel günler yaşayabilirdik.
  8. muhteşem bir eserdir. kısaca anlatmak istediği şudur;

    !---- spoiler ----!

    üyelerinden her birinin canını, malını, bütün ortak güçle savunup koruyan öyle bir toplum biçimi bulmalı ki, orada her insan,
    hem herkesle birleştiği halde yine kendi buyruğunda kalsın, hem de
    eskisi kadar özgür olsun. işte, toplum sözleşmesinin çözüm yolunu
    bulduğu ana sorun budur

    !---- spoiler ----!
  9. "bana, 'sen kral mısın, yoksa yasacı mısın ki, politika üstüne yazı yazıyorsun?' diye soracaklara vereceğim karşılık şudur: ben ne kralım ne de yasacı; onun için politika üstüne yazıyorum ya! hükümdür ya da yasacı olsaydım, ne demek gerektiğini söyleyip vaktimi boşa harcamaz, ya yapacağımı yapar ya da susardım.

    özgür bir devletin yurttaşı ve egemen varlığın bir üyesi olarak dünyaya geldiğim için, kamu işlerinde sözümün etkisini ne denli az da olsa, oy verme hakkım bu işleri öğrenmek görevini yüklenmemi elverir."