• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
Yazar yu hua
yaşamak - yu hua
aile servetini yiyip tükettiği gençlik günlerinde, uzun bir hayatın ona neler sunacağından habersizdir elbette fugui.

yıllar sonra, yaşlı öküzüyle tarlasını sürerken tanıştığı bir yabancıya hayatından söz etmeye başladığında, şımarık bir gencin başına gelenlerden fazlasını sayıp dökecektir bu yüzden: fugui, kendisiyle birlikte altı insanın hayatını, kaderin sürprizlerini, yaşamın acılarını ve sevinçlerini anlatır. onun dilinden -daha doğru bir ifadeyle yu hua'nın kaleminden- dökülenler, insanlık durumlarına dair epik bir romana dönüşür böylece. basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur: sabanın toprakta bıraktığı izlere benzer kâğıt üzerinde satırlar. yaşamın her şeyi kapsaması gibi, yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...

yayımlandığında ülkesinde yasaklanmasına rağmen, bir hayat öyküsü okumamış da sanki bir hayat yaşamış olduklarını söyleyen okurlarının her geçen gün artmasıyla bir "modern klasik"e dönüşen yaşamak'ı bahar kılıç, çince aslından çevirdi.
  1. bahar kılıç'ın titiz çevirisi ile çince aslından çevrilmiş bir roman "yaşamak". yazarı yu hua james joyce ödülü almış bir yazar. tanınırlığı da sanırım bu şekilde artmış olacak ki, sonunda çinceden çevirisini okuma fırsatı bulduk.

    yu hua ve mo yan okumaya batı edebiyatı ile farklılıklarını anlayabilmek ve hiç bilmediğim bir kültürü biraz olsun öğrenebilmek için başladım. benzer merakları olanlar için iki yazarın romanlarını da gözü kapalı tavsiye edebilirim.

    yu hua'nın bu romanının içeriği, edebi değerinin yanında çin kültürünü anlayabilmek açısından da önemli öğeler barındırıyor. ancak bu olumlu durum aynı zamanda benim okuyucu olarak açmazım da oldu. hikayedeki sonsuz sabır ve sevgi sahibi, iyi niyet timsali kadın karakter bir noktadan sonra kadına yapılan işkencelerle birlikte (karısının sırtına binip eve kadar kendisini taşıtan erkekler vs...) dayanılmaz, kadına kanıksatılmış bu derece sabır ve suskunluk ise çekilmez bir hal alabiliyor. yanı sıra devrimden sonra komünist rejimin kırsal kesimde yaptığı yanlışlar ve halk üzerindeki kötü etkileri gibi romanın arka planını oluşturan savları değerlendirebilmek için de konuya daha derinlemesine hakim olmak gerekiyor. bu anlamda romanın meraklısına yeni sorular sordurduğunu, yeni kapılar araladığını söyleyebiliriz. çin'i anlamak için tek bir yazarın, tek bir kitabın ya da fikrin kendi başına yetebileceğini iddia etmek zaten safdillik olurdu.

    kitaptan uyarlanan bir film de var, to live - zhang yimou
    mesut
  2. merak edenler için tadımlık kısa bir parça bırakayım:


    !---- spoiler ----!

    öküz yine yavaşlamaya başlamıştı, ihtiyar yine bağırarak onu azarladı: “erxi, youqing, hadi bakalım, kaytarmak yok. jiazhen ve fengxia ne güzel işliyor toprağı, kugen bile beceriyor bu işi.”

    bir baş öküzün bu kadar çok adı olur mu hiç? meraklı meraklı tarlaya yürüdüm, ihtiyara yaklaşınca, “bu öküzün kaç adı var?” diye sordum. ihtiyar sabandan destek alarak doğruldu, beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdükten sonra sordu:
    “sen şehirlisin, değil mi?”
    “evet,” diyerek başımı salladım.
    ihtiyar kendinden emin bir şekilde, “ilk bakışta anlamıştım zaten,” dedi.
    “peki, bu öküzün gerçekte kaç adı var?” diye tekrar ettim. ihtiyar, “bu öküzün adı fugui. sadece bir ismi var,” diye yanıtladı.
    “ama sen az önce birkaç tane daha isim saydın.”
    ihtiyar keyifli bir kahkaha attı. gizlice, eliyle işaret etti, beni yanına çağırdı, ben yaklaşırken bir şey söyleyecekti ama sonra vazgeçti. öküzün kafasını kaldırdığını görünce hemen onu
    azarladı: “kulak kabartma hemen, eğ başını önüne bakayım!”

    öküz haliyle eğdi başını ve bu sırada ihtiyar bana şöyle fısıldadı: “tarlayı yalnız başına sürdüğünü anlamasından korkuyorum, bu yüzden onu kandırmak için birkaç tane isim
    sayıyorum. etrafında, diğer öküzlerin de onunla beraber tarlayı sürdüğünü duyunca üzülmez, daha verimli çalışır.”

    ihtiyarın, güneş ışığında hayat dolu gülümseyen esmer yüzündeki çizgiler neşeyle kırışıyordu. tıpkı, tarladaki çamurla dolmuş arıklar gibiydi. daha sonra, ihtiyar adam o kocaman yapraklı ağacın altına oturdu ve o güneşli öğleden sonra hikâyesini anlattı bana.

    !---- spoiler ----!
    mesut