1. bu sevgi pıtırcıkları evlendikten sonra işe sosyal medya hesaplarından başlıyorlar. nişan, düğün, balayı resimlerini sürrealizm resim sergisi hazırlayan kreatörler gibi büyük bir özenle hazırlayıp paylaşıma sunuyorlar.

    koçişkom, karımcım gibi vıcık vıcık kelimelerle resimlerin uzun bir izahını yazıyorlar. bulundukları her ortamda siyam ikizleri gibi yapışık geziyorlar. "baaaak benim kocam var", ya da "baaaaak benim karım var" egosuyla gerim gerim geriniyorlar. içimden varsa var ne yapalım allah bir yastıkta kocatsın da, bu kadar uluorta belli etmenize gerek yok diyorum.

    bir de balayı resimleri sosyal medayada paylaşılır. damat şort giymiştir. üryani eriği gibi yarı cıbıldak poz verir. ya mecbur muyum sayfamda senin kocanın göğsü kıllı bedenini görmeye. ya da birbirinzle dudak dudağa özel resimlerinizi görmeye.

    düğününüz bitti tamam anladık hayatı, evi, bedeninizi paylaşacaksınız da e bize ne?
    bunlar özel olmalı.

    100 tane 200 tane gelinlikli fotoğraf paylaşımı görmekten yeminle gelinlikten, düğünden soğudum. giymeyeceğim gelinlik falan, düğün müğün de istemiyorum bıktırdılar artık.
  2. saçma sapan hayallerini gerçekleştirmek için kitap defter dinlemeyen harcamalar yapmaları buna örnektir. evlenen kadın kocasından, kocası asgari ücretle çalışan birisi bile olsa, onu kraliçeler gibi yaşatmasını ister. bu yönde de bir sürü istekte bulunur. yok şu son model telefon, yok bu tablo, yok o pahalı televizyon, akvaryumlar, şamdanlar... bunun sebebi de facebook'ta instagram'da ne kadar mükemmel evlilikleri, evleri, havuzları, arabaları olduğunu kanıtlamadan duramayan insanlar ve onlara duyulan gereksiz kıskançlıktır. çevremde çok görüyorum bu insanları. evlendikten sonra karayipler'e giden mi dersin, düğünde takılan altınlar ile hemen araba alan mı dersin ne ararsan var (çok lazımdı sanki). yok kadının hayaliymiş karayiplere gitmek, yok erkeğin 2. karısı olurmuş arabası. geçin bu işleri artık. aslında bozuk bir evliliğin tohumlarıdır bunlar. bu tür evlilikler biraz sevgi ve çoğunlukla "aman evlenelim de hayatımız düzene girsin" üzerine kuruludur.

    bu insanların evliliklerinin 3 türlü sonu vardır:

    1) eğer kocası biraz hesap kitap yapmayı bilmiyorsa tutarlı olmaları gerektiğini söyler. bu kadar harcamayı kaldıramayacaklarını, işin sonuçlarını bilir. fakat kadın bunu anlamak istemez! neden? çünkü o evlendi! ve sen onun kocası olarak her istediğini yapmak zorundasın. çünkü diğerleri hep yapmışlar bak facebook'ta hep fotoğraflar, yazılar var! bu adam bu noktada ayvayı yemiş olan adamdır. karısı ondan bu isteklerini yerine getirmediği sürece asssssla ve asla memnun kalmayacaktır çünkü. "başkalarının ne güzel evlilikleri var benim neden yok! senin yüzünden yok!" kafası ile kocasını da kendini de mutsuz edecektir(*:dışa vurmasa da içinden)(*:çocukları etkiler böyle şeyler).

    2) eğer kocası da kadın gibi hesapsız birisiyse (veya 1. maddedeki baskıdan bıkmış ise), kredi kartı borçları birikir ve kendilerini kutsal döngüye sokarlar (bkz: faiz) . olmayan parayı harcayan bu çiftlerin evliliği ise bankaların ne kadar sabırlı olduğuna göre değişen bir süre içinde biter (ya da baya sıkıntı içinde devam eder).

    3) ikisi de durumlarını kabul edip öylesine yaşamaya devam ederler. gerçekten de hayatları düzene girmiştir, hem de mükemmel düzendir o düzen (!) (bkz: monoton) .
  3. sağdıç veya nedimenin bir görevi varsa o da gelin ve damada görgüsüzlük yapmamaları gerektiğini salık vermektir. genelde yeni evli çiftleri o toplara girerken görüyoruz çünkü.

    evli değilim ve umarım büyük konuşmamışımdır.

    bu davranışların birçoğu bizleri "ilgilendirmediği" halde gözümüzün içine sokulan davranışlardır.
  4. bu paylaşım ve dantelli tost gibi olayların altında ciddi psikolojik rahatsızlıkların olduğunu düşünüyorum...
    zira ta çocukluğumuzdan gelen "yarış atı modu" ile "komşunun çocuğu ile kıyaslanma" felaketleri yüzünden birileriyle yarış/rekabet halinde olduğumuz kafamıza kazınıyor; sonra bu teog, kpss, lys derken gitgide pekişiyor; ayşe 450 puan ile istanbul üniversitesi iksitat'a yerleşiyor da emre 389 puan alınca kıyamet kopartılıyor... "neden sakarya sosyoloji kazandın, bak ayşe'ye..." diye başlayan katliam dolu cümlelerle eziyoruz emreleri, gizemleri, salihleri...

    sonra gizem emre ile evlenir... kendini ispatlamak zorunda hissettiğinden eltisi geldiğinde "hazırlıksız" yakalanmamak için bisküvileri kurdele ile bağlar ve instagram fenomeni olur...
    ispat çabası öyle yoğundur ki ekmekler dantelle süslense bu kesinlikle anormal olmaz...
    "kocişle kahvaltı keyfi" keyiflidir ama aslında "mutluyum ben" durumunu ispata çalışmaktır bu...

    çocuk olunca da her yer bebek fotoğrafı olur; hiç söz hakkı yoktur zavallı bebeğin, ya istemiyorsa her yerde boy boy paylaşılmayı? ben şahsen istemezdim...

    pazarlama, ispat ve akabinde beğenilme kaygısı yüzünden bütün bunlar...

    hatta itiraf edeyim/öz eleştiri yapayım şu an bu yaptığım da bildiğimi ispat etmekten başka bir şey değil...
    ve sizinki de tam olarak bu...