1. enstantane (hız) ve diyafram (açıklık) ilişkisi.

    bir süredir yazmayı istiyorum ama kısmet bu zamanaymış… diyerek başlayan bir cümlem olsun isterdim hep, ama maalesef aceleci bir ruha sahip olmam sebebiyle aklıma düşeni yapmak için kolları sıvamışımdır hep. bu yazımda da durum böyle. youser’ ların belki bilmek isteyeceği bir bilgidir diyerek, bildiğim ve fotoğrafçılıkta temel olarak isimlendirilen bu ilişkiyi kolay örneklerle açıklayayım (daha doğrusu açıklamaya çalışayım) istedim. umarım faydalı olur.
    haydi bakalım…

    *

    fotoğrafla ilgili olarak öncelikle gözümüzün görme yetisinden kabaca bahsederek örnek vermek faydalı olacaktır.

    görmek;
    bir cisimden gelen ışığın, süzülerek, beyninizin ilgili bölümüne iletilmesi ile, o bölgenin ışığın kodlarına göre (kayıtlı verilerini de kullanarak) işlemesinin sonucu olan “görü” halinin, bilinç altından referans alınan “şey”lerle ilişkilendirilip, “görüntü” halini kazanmasının fiziksel adıdır.

    insanda görme işlemi için kısaca şu şartlar gereklidir.
    1.görülecek şey (obje), 2. işık (bildiğin ışık), 3. göz bebeği (diyafram) 4. mercek sistemi (göz), 4. ters görüntü (retina), 5. iletici sistemler (sinirler), 6. görüntü işleme ve görme (beyin)
    fotoğraf makinesinin görme (fotoğraflama) işlemi için ise şu şartlar gereklidir.
    1.görülecek şey (obje), 2. işık (bildiğin ışık), 3. açıklık (diyafram) 4. mercek sistemi (objektif), 4. ters görüntü (prizma), 5. görüntü işleme ve fotoğraflama (sensör)
    bunları, liseye giden herkes bilir. bilinmedik bir şey yok.
    ama fotoğraf çekme adına, konu başlığı gereği mantığı pekiştirmekte fayda var.

    *

    şimdi,
    göz bebeği, denilen şey aslında bir delik. etrafındaki kaslarla, çapı değiştirilebilmektedir. delik nedir? bir taraftan bakınca diğer tarafı görmeyi sağlayan fiziksel bir boşluk. o halde, bir boşluğun varlık sebebi ne ola ki?
    peki ama niye göz merceği kadar bir büyüklükte değil de, çok daha küçük bir nokta ve neden o noktanın belli katı büyüyor?
    çünkü göz, için belli miktarda ışığa belli bir süre duyarlıdır. böylelikle göz bebeğinin, ışık miktarı ile ilgili olduğu açık. işık miktarı, göz merceğinin iznine bağlı olarak girebiliyor.

    diyafram, yani açıklık:
    diyafram, (son sistem dijitallerde) dolaylı olarak fotoğraf makinesinin, doğrudan ise objektifin göz bebeğidir. göz ile arasındaki fark, merceklerden sonra olmasıdır. çünkü, fotoğraf makinesinin mercekleri, göz merceği kadar hassas olmamakla birlikte, güneş ışığına olan duyarlılıkları teknolojiye göre üretilmelerini sağlamaktadır.
    diyafram “f” ile gösterilir. eski sistemlerde, diyafram halkası ile idare edilirken, şimdilerde bu özellikleri yavaş yavaş kaldırılmakta ve elektronik olarak kontrol edilecek şekilde üretilmektedir. (otomatik olmayan lenslerde, halen diyafram halkası bulunmaktadır.)
    f /1.0- f /1.2 – f/1.4 – f/1.8 – f/2 – f/2.8 – f/4 – f/5.6 – f/8 – f/11 – f/16… gibi değerler alır.
    bu değerler neyi ifade eder?
    f/1.8 demek, azami açıklığın (göz bebeği olarak algılayın) 1.8’ de 1’ i anlamına gelir ki, keskinliğin kontrolü zorlaşır. 1.2 veya daha da büyük bir delik olarak düşünecek olursak, f/1.0 için diyebiliriz ki; azami açıklığın kendisi kadar. yani “sonuna kadar açtım.” demek ister… ki bu gerçekten zor bir kontrol demek.
    size bir örnek;
    göz bebeği, göz merceğini korumak ve otomatik olarak doğru ışığın içeri girmesin sağlamak ile tanımlanıyorsa, aydınlıktaki çapı, loş ortamdakinden daha küçük olması gerek değil mi? evet aynen öyle.
    işığın çok yoğun olduğu ortamdan az yoğun olduğu ortama geçişlerde, göz bebeği daha da büyür. ve uzun süre zifiri karanlıkta kalırsanız, artık gözleriniz ağrımaya başlar. aslında ağrıyan gözleriniz değil, göz bebeğinizi açık tutmak için uğraşan kasların ağrısıdır ve sistem bir bütün olması sebebiyle göz ağrısı gibi gelir. neyse.
    örnek şöyle ki; göz doktorları, muayene sırasında göz bebeğini, bulunduğu ışıklı oda ortamındaki ışık için olan açıklığından daha fazla bir açıklıkta tutmak ister ve bunun için bir solisyon kullanır. bu solisyon sizin göz bebeklerinizi kocaman yapmak içindir. bununla birlikte gereğinden fazla ışık alırsınız. muayene bittikten sonra bir süre daha ilacın etkisi devam ettiği için, göz bebeğiniz değişmeyen sabit bir büyüklükte ve olması gerekenden daha büyük bir genişlikte kalır. ve şunu dersiniz; “net göremiyorum”
    işte bu açık diyaframın sebebidir. açık diyaframın iki etkisi vardır. birinci etkisi; ışık miktarı çoğalır, ikincisi ise, netlik kontrolü azalır. yani insanda göz merceğinin, objektifte de mercek sisteminin dizilimi ve yine kalitesi ile odaklandığınız konu dışındaki kısımlarda netlik kaybı olur. bu durum, fotoğraf için bazen istenen, bazen de istenmeyen bir özelliktir.
    derler ya, “beni net, arkamı flu çek” diye, işte istedikleri şeyi sağlayan şey, bu prensiple olur.

    enstantane veya bilinen adıyla (ki bu anlatım bozukluğudur) enstantane hızı nedir?

    enstantane; ışığın, açıklıktan ve dolayısıyla sensöre düşme hızıdır. bu, göz kapaklarınızın açılıp kapanma hızı veya kapalı ya da açık kalma süresi olarak algılayabilirsiniz… (obturatör veya deklanşör konularına filan girmeyeceğim)
    enstantane, şimdilerde ortalama bir makine için azami olarak 1/4000 şeklindedir.
    1/4000 ne demektir?
    1 saniyenin 4000’ de biri demektir. (1/4000)” şeklinde düşünülmelidir. yani, ışığın, açıklıktan geçtiği süre ve daha net bir ifadeyle, sensörün ışığa maruz kaldığı süredir.
    sıralanımı biraz farklı olsa da, pratik olarak şu şekilde ayarlama standartları mümkündür. 1/4000 “– 1/2000” – 1/1000” – 1/500” – 1/250” – 1/125” – 1/60” – 1/30” – 1/15” – 1/8” – 1/4” - 1/2” – 1” – 2” – 4” - …. 30” ve “bulb” modu.

    düşünün, saniyenin 4000’ de 1’ i kadar hızla gözünüzü açıp kapattığınızdaki gözünüzün aldığı ışık miktarı ile, 30” boyunca açık tutarak aldığınız ışık miktarı neyi ifade eder size?

    hemen söyleyeyim, video çekmek ile fotoğraf çekmek arasındaki ilişki gibi değil mi?

    buraya kadar anlaşıldıysa, bir örnekle pekiştirebiliriz.

    bir oda düşünün…. sadece tek kanatlı, cam yerine ahşap kaplı bir penceresi var. kapalı ile ışık almıyor. pencerenin tam karşısında duvara yaslanmış biri var. siz de, eliniz pencerede beklemedesiniz.
    pencere kapalı ve içerisi zifiri karanlık. ama dışarıda, pencereye tam karşısından güneş vuruyor.
    duvara yaslanmış olan kişi, pencereye doğru normal hızında yürüyor. ve siz pencereyi, 1/4000” de açıp kapatıyorsunuz ve yürüyen kişinin üzerindeki etkisini görmeye çalışıyorsunuz… sonra her seferinde, yürüyen kişiyi yeni baştan yürüterek 1/2000”, 1/1000” ve en sonunda da 1/8” kadar pencereyi açıp kapatıyorsunuz.
    gözlemlediğiniz durumlar şunlar olacaktır.
    giren ışığın şiddeti her seferinde sabit olacağı için; 1/4000” de belli detayları hareketsiz göreceksiniz. yani sanki hareket etmiyor gibi ve tam da ışıklanmamış halde yani.

    (diskolarda, saçma sapan dans etseniz de, kimsenin dansınızdaki saçmalığı anlamamasının temel nedeni alkolle ilgili olmayıp, tamamen yukarıda yanıp sönen renkli projektörlerin açık kalma sürelerinin 1/2000” kadar olmalarındandır. donuyorsunuz çünkü. insanlar sizi hareketsiz görüyor. projektör kapalı kaldığı zamanlarda da görünmediğiniz için, beyin sonraki hareketin yeni gördüğü hareket ile devam niteliğinde olduğunu algılayamıyor… neyse geçtik)

    sonrasında 1/2000” de ynie belli detayları daha aydınlanmış göreceksiniz ve beraberinde, o süre içerisine sığabilen bir hareketi var ise onu hissedeceksiniz. 1/1000”, 1/500” ve devam ederek 1” kadar açık tuttuğunuzda, gözleriniz artık karşıdakinin hareket hızına bağlı olarak, tabiri caiz ise, bir video kaydı gözlemleyecek. peki 30” pencereyi açmış olmanızla neyi gözlemlersiniz? aynı şekilde, 30” lik bir video izlemiş olursunuz.
    iyi de kardeşim, fotoğraftan başladın, video anlatıyorsun!?
    ortalama bir video görüntüsü saniyede 24 karedir değil mi? peki, yukarıdaki örnekte olduğu şekliyle, 30” açık kalan pencerenin önünde yaşanan her şeyi bir tek kareye sığdırsak?? yani gözün algıladığı 24 x 30 karedeki hareketi tek bir karede görsek? işte buna uzun pozlama denir ve bilinen adı fotoğraftır.

    aynı odada devam ediyoruz…
    bu kez, oyuncular, ışığın şiddeti ve oda aynı. ama pencere büyüklüğü farklı olup, boyutları iki katına çıkıyor… o zaman ne olacak?
    aynı enstantanelerde 2 kat büyük bir pencereyi açıp kapatacağız… bu kez, tahmin edildiği gibi, ortama aynı sürelerde daha şiddetli ve yoğun ışık girecek. bir önceki durumda, yeterli ışık sağlayan ve enstantane değerlerine gelmeden belki 3-4 süre önce istenilen ışığı elde edeceğiz. ve süre arttıkça, artık gözlerimiz (yani buradaki görevi sensör) duvardan bize doğru gelen kişiyi ışıktan dolayı göremez hale gelecek. yani bu şu demektir. sensör, kapasitesinden fazla ışık alması sebebiyle, görüntüyü detaylandıramamaktadır.

    işte dostlar, enstantane ve diyafram arasındaki ilişki bu.
    bunu, fotoğrafa merak sardığı halde, 1500 tl verdiğimde çekerim nasılsa diye düşünen ama ille de anlamak isterim diyenler için, elimden geldiğinde örneklendirerek anlatmaya çalıştım.
    basit ve bir süredir fotoğrafla uğraşanlar için bilinen bir şeydir ama meraklısı için işe yarar olabilir.

mesaj gönder