aylak adam - yusuf atılgan - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.16)
aylak adam - yusuf atılgan
her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... aylak adam... bir adı bile yok. "c." diyor yusuf atılgan kısaca.insan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürülebiler bir "karşı" yaşamı?c., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.


  1. aylak kelimesine anlamını kazandıran kitap. aylakla serseri arasındaki farkı bu kitaptan öğrenmiş olabiliriz. tdk nın yetişemediği yerde, bir kitap dolusu anlam yükleyen ender kitaplardan biri. dünya üzerinde yaşamakla birlikte, gezegenle ve üzerinde hakimiyet kuran adem oğlu ile sarsılmaz bağ kuramamışların kitabı.
  2. film tadında bir kitaptı. sanki böyle oturmuş seyretmişim gibi geliyor, hatta bi berber sahnesi var bir lirayı tezgaha koyuyor hiç konuşmazsan bu senin olacak diyor. resmen gözümün önünde ya yaşamışım gibi. demek ki güzel kitap böyle yazılıyor.

    gerçekten herkesin bir boşlukta bir zaman okuması gerek, çok başarılı.
    abi
  3. “çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”

    keşke dünya üzerindeki herkesin yalnızca "sinemadan henüz çıkmış insanlardan" ibaret olduğu bir anımız olsa ve birbirimizi çıkarsız dinleyip, anlayabilmek için olabildiğince uzatabilsek bu anı.
  4. hiç bitmesin dediğim, defalarca okuduğum tek kitap. her okuduğumda daha da anlamlı geliyor. başucu kitabı diye tabir ettikleri kitaba inanmazdım ta ki aylak adamla tanışana kadar. evet başucu kitabım oldu. yalnızlığımı c ile paylaşıyorum. kitapta altını çizdiğim bölümler ise;
    herkes onun gibi değil miydi? en az umutlanmaları gerektiği zamanlar en çok umarlardı.

    yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerde mi oluyordu?

    üzgünüm. haydi uzat ellerini , somurttuğum zamanlar yaptığın gibi yanaklarımı ger de güleyim.

    -neden bu kadar kötümsersin?
    -sen neden değilsin? çevrene bakmıyor musun?

    siz anlanamaz, sen anlanır. bazı kitaplarda sizi seviyorum'u okuyunca gülerim. sanki siz sevilebilirmiş! sen sevilir, değil mi?

    gitme kal dediğimde "bugün olmaz" demesi gibi... bugünün çok uzun olduğunu bilmiyor mu?

    yarına çabuk varmanın en kısa yolu uyumaktı.

    ne yamansınız dökme kalıplarınızla; birşeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.

    ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? hep öteye öteye uzar. gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. özgürlüğe susamışlıktır.

    "görürsünüz adam olmayacak bu çocuk." derdi. konuşmazdım. sevinirdim. babam adamsa ben olmayacaktım.

    insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. ama yapışıp kalıyor ona. onsuz olamıyor.

    ne öğrettim ona? dünyada tanımadığı bir deli daha olduğunu.

    insanlar yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar.

    rahatsınız. hem ne kolay rahatlıyorsunuz. içinizde boşluklar yok. neden ben de sizin gibi olamıyorum? bir ben miyim düşünen? bir ben miyim yalnız?

    insan bir şey yapmaya hep geç kalırdı.

    normal insanlardan korkarım ben.

    ama biliyordu: yetinemeyecekti. başka şeyler gerekti. güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.

    hem neden insanları bu kadar ciddiye alıyorsun? başkalarının saçmalarına için için gülmeyi ne zaman öğreneceksin sen?

    sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı .
  5. youreads eş zamanlı kitap okumalarında (bkz: çürümenin kitabı) ile birlikte ekim ayı listesinde yer alan kitabımız. yıllar önce okumuştum tekrar bakmama vesile oldu, öneren arkadaşa teşekkürler.

    bir alıntı ile gireyim yorumlamaya;

    !---- spoiler ----!

    "dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaydaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. herkesin, “- veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. daha gülünçleri de vardır. ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! bir kadın. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"


    !---- spoiler ----!
    aylak adam miras yedidir. aslına bakarsanız bir soruyu cevaplamaya çalışır; maddi kaygıları olmayan, istediğini yapabilme özgürlüğüne sahip bir insan ne yapar?

    kitap gerçekçi mi sorusunu cevaplamak gerek. kitap sadece c. nezdinde gerçekçi bu bakımdan okuması büyük keyif. karakterin bütünlüğü ile mirasyediliği onu arayışa sürükleyebiliyor. bunu belirttim çünkü bir başkası bambaşka hobilerle hayatını belkide daha güzel kılabilir. ama c. sadece aylak aylak dolaşıyor ve her şeyin ne kadar sahte olduğuna kafa yoruyor.

    arayışının adını da aşk koyuyor, fakat gerçek aşka bir türlü ulaşamıyor. hayatın anlamı çözümlemesini aşk üzerinden yaptığı için nihayet platonik olanla içindeki boşluğu dolduruyor. çünkü gerçeklik her şeyi bozduğu gibi aşkı da bozuyor.

    kitap sürükleyici, okuması keyif veriyor, her şeyden bağımsız bir edebi eser olarak muazzam. üzerinde çalışılmış kafa yorulmuş tutarlı. okumayan kalmasın diyebileceğimiz bir eser.
    abi
  6. kağızman'ın bir köyünde bir çift öküzüne tutunan veli ağa ile metropol insanının eşit derecede gülünç ve sahte tutamaklara sahip olduğunu söyler bu kitap.

    "dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır." cümlesi etrafında, sahte ve gülünç olmayan tek tutamağı, gerçek sevgiyi arayan bir adamın hikayesidir.
    adako
  7. üslup, tespitler, karakter, anlatılan hikaye, kurgu vs. vs. bir kitap için aklınıza gelebilecek tüm ögeler ülke standartlarının çok üzerinde. albert camus' nün yabancı' sında hayran olduğum meursault karakterine benzer düşüncelere sahip bir adam c. ve bir varoluş sorgusu/sorunu var kitapta; ne var ki meursault' nun o düşüncelerinin nasıl şekillendiğini bilmiyoruz ve dahası meursault' nun bir kavgası yok hayatla ya da kendisiyle, c. ise hem kendisiyle hem de hayatla kavgalı bir adam. issız adam diye bir film vardı, onunla bağlantılı demeyeceğim, başka bir şey anlatmak için andım bu, bence kötü, filmi. filmi izleyen her iki erkekten biri ''aynı beni anlatıyor'' demişti. şimdi o erkeklerin hemen hepsi evli. bu kitabı da okuyanlar benzer şeyleri söylüyorlar, oysaki c. aynı sizi anlatıyor olsaydı bu kitap olmazdı. daldan dala atlayıp gidiyorum ama söylemeden geçemiyorum bunları; orhan pamuk çok zeki bir yazardır. okuyucunun bu zaafını alıp neredeyse tüm kitaplarının teması yapmıştır, yani ''başkası olma isteği'', bir karakterde kendini bulma, kendini başka türlü yaşama isteği... c. farklı, meursault farklı, çünkü insanlar çok aynı; ve hepsinin kendini farklı ve özel sanması, belki de onların en benzeyen tarafları. c' nin hayranlık uyandıran yanları var, çok güçlü olduğu yanları var ama bir o kadar da acınası yanları var.
    c.' nin iletişim konusundaki sıkıntıları, tedirginlikleri, takıntıları; dilin, iletişim konusunda yetersiz bir araç olduğu fikri üzerine yazılmış kalecinin penaltı anındaki endişesi kitabının karakteri bloch' u anımsattı bana.
    ilişkilere bakış açısı konusunda da yine meursault' ya hiç benzemeyen bir adam c. meursault, önemsiz buluyor, bir korkusu endişesi yok, kaygısı yok; c. ise tam tersi, aynılaşmaktan korkuyor, kaygı duyuyor. meursault' nun toplumdan farklı olmak gibi bir çabası yok, c.' nin var. c. başta babası olmak üzere birilerine, bir şeylere benzememek üzerine bir hayat kuruyor ve tam bu noktada benim için bir şeylere benziyor aslında. çünkü herkesin farklı olmaya çalıştığı bir dünyada farklı olmaya çalışmak, seni aynılaştırır. bu bakımdan c., ilşkiler üzerine yaptığı tespitleri bir kenara koyarsam, benim açımdan öykünülecek, örnek alınacak bir karakter filan değil, çok sevilecek bir karakter de değil, ama meursault, o gerçekten çok zeki, çok güçlü. hayatımda kendimden başka olmak istediğim iki adam varsa biri meursault' tur, diğeri de holden, ne var ki ikisi de benden çok daha cesur olduklarından ve ben asla o kadar cesur olamayacağımdan hiç denemedim onlara benzemeyi. diğer yandan bir şeylere benzememe çabası da yaşantını kendin için olmaktan çıkartıp başkaları içine dönüştüren bir durum bence. bu paragraftaki tedirginlik ve sorgulama neredeyse aylak adam' ın, yani c.' nin düşünce dünyasının bir yansıması işte.
    kitapta bu anlatılıyor şu anlatılıyor demek anlamsız, arka kapaktaki tanırım yazısı zaten çok güzel özetliyor kitabı. en sevdiğim kısım ise yusuf atılgan' ın ilişkiler üzerine muazzam tespitleriydi. kitap benim için türk edebiyat tarihi' nin en iyi 10 kitabından biri ve değişeceğini de sanmıyorum, bir başyapıt.
    alıntılar bölümüne eklediklerimden sanırım 1 2 tanesi daha önce eklenmiş. gerçi pek çok alıntı da daha önce eklenmiş buna dikkat edip ekleneni tekrar eklemek istemezdim ancak kitapların altını çizmeyi sevmediğim ve kitaplarımda sadece kül, şarap, gözyaşı ya da kahve izi bırakmayı sevdiğimden altı çizili cümlelerimi bu sitede alıntılar bölümünde topluyorum.

    edit: ben bunu başka siteye yazmıştım ki kitaplarla ilgili yazdıklarım hep başka siteye yazdığımın alıntılanmasından ibarettir. o sitede alıntılar bölümü vardı, burada yok. o yüzden alıntılar nerede lan diye düşünmeyin.
  8. okuduktan sonra hoşlanmadığını söyleyenleri hiçbir zaman anlamayacağım, yusuf atılgan'ın başyapıtı. şöyle bir yer vardır ki kitabın sonlarına doğru, insanın içini acıtır:

    !---- spoiler ----!

    çevresine bakındı. yoktu. oturma odasını da aradı. orada da yoktu. bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. kadınlar da böyleydi. dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.

    !---- spoiler ----!

    selam olsun sana be güzel insan yusuf atılgan.
    oz
  9. “çevresine bakındı. yoktu. oturma odasını da aradı. orada da yoktu. bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. kadınlar da böyleydi. dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.”
  10. yaşamını çiftçilik yaparak geçiren yusuf atılga'nın yayımladığı ilk ve bana göre en harika romanıdır. cumhuriyet gazetesi'nde düzenlenen bir yarışmaya son başvuru gününün son saatinde yetiştirmiştir bu romanı. ikincilik ödülü olan iki bin lira ile de köyde yıkılan duvarını yaptırmıştır. gazete birinci ve üçüncü olan romanları yayımladığı halde atılgan'ın romanını yayımlamamıştır. ikincilik ödülüne rağmen aldığı tepkiler hep bir köylünün istanbul aydınlarını ve aylaklarını nasıl bu kadar iyi anlatabileceği yönünde olmuştur ve atılgan'a bu sorulduğunda “evet, ben bir köylüyüm ama köy romanı yazmak için köylü olmak yetmez. kent insanının, aylaklığını anlatmak ki bunun batıdaki karşılığı bohemliktir, çok daha kolaydır. ben istanbul'da okudum. bu yüzden biraz istanbul hasretimi gidermeyi biraz da yaşadığım gariplikleri yansıtmak isterken ortaya aylak adam çıktı.” cevabını vermiştir.

    varoluşçuluğu ve yabancılaşmayı işleyen (bkz: yabancı) , (bkz: dönüşüm) , (bkz: bulantı) , (bkz: varolmanın dayanılmaz hafifliği) gibi romanların yanında ülkemizde bu yabancı romanlar kadar değerinin bilinmediğini düşündüğüm romandır. saydığım kitapları okuyan insanlara aylak adam'ı sorduğumda 'hiç duymadım' cevabını aldığım bile olmuştur. her cümlesinde kendinizi ve içinde bulunduğunuz toplumu birebir göreceğiniz bir kitap. belki de bu yüzden yayımlamadılar bu romanı, insanların ve toplumun gerçeklerini kabullenemedikleri için. ancak atılgan öyle bir anlatmış ki bu gerçekleri, öyle güzel ışık tutmuş ki, anlamak ve kabullenmemek mümkün değil.

    !---- spoiler ----!

    “ben toplumdaki değerlerin iki yüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü gördüğümden beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum. gerçek sevgiyi! bir kadın. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”

    !---- spoiler ----!