• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
1q84 - haruki murakami
"yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir"
sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
öyleyse kemerlerinizi bağlayın. erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

romantik misiniz?
evet, bu kitapta aşk da var… iki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.
yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?
düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman.
hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.
yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen haruki murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1q84'le bir imkânsızı başarıyor.

nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor.
  1. haruki murakami gerek bu eserinde gerek sahilde kafka'da sizi sürüklüyor,biryerlere fırlatıp atıyor. kalktığınızda aynı yerde olduğunuzu farkediyorsunuz.
    ssri
  2. 2014 mart ayındaydı sanırım. isminin ikincisi naz olan hayatıma değer katan bir kadın elinde kağıda sarılmış bir tuğla boyutunda cisim ile yanıma geldi. yazı yazmayı sevdiğimi bilirdi. oturduğumuz cafede o gülümseyerek bana, ben ise şaşkınlık içinde masaya koyduğu tuğlamsı cisme bakıyordum. çok geçmeden dayanamadı, hadi aç dedi gözlerinin içi gülerek. inanın kitap olduğunu elime alıp, üzerinde ki kaptığı yırtmadan anlayamadım. " 1q84 hmm " dedim sesli bir şekilde, tepki veremedim. aklıma 1984 romanı gelmişti, japonca da q 9 yerine de kullanılırdı. ucuz bir takliti zannederek burun büktüğümü fark etmeden hediyeyi kabul ettim. bundan dört ay kadar önce ayrılma kararı aldık, o yoluna ben yoluma gittik. fikirler uyuşmadı sözde, hayat mantığımız birbirimizi kabul etmememize sebep oldu diye düşündük ikimiz de, ne kadar yanılmışım... geçen ay kitaplığımda yatan bu 1200 sayfalık tuğla ile göz göze geldik, bir şans vermeye karar verdim. (bkz: old boy) u japonların ezik dövüş filmlerinden biri zannederek açan ben, bu sefer çok daha büyük bir şoka girmişti. betimlemelerler uzun fakat yorucu değil, kurgu da çok olay var fakat hepsi bağlantılı. üç gecede roman elimde parçalanmıştı. bittikten sonra fark etmiştim isminin ikincisi naz olan kızı tanımadığımı...
  3. fanatik bir kitle tarafından nobel ödülü alması beklenen murakami'nin reklam kokan hareketleriyle süslü, tekdüze kıvırmalarıyla ünlü edebiyat okurlarının eline yaklaşık 500 sayfası fazladan konulmuş bir kitap.

    şimdi şöyle bir durum var, kültürler arası farklılığı, o farklı kültüre ayak basmanızı gerektirmeden fark ettiren toplumlar genelde asya'dadır. bu durum beslenme biçimleri, yaşayışları, insanı ele alış biçimleri falan derken uzar gider. 1q84 e kadar asyalıların edebiyatta ortaya neler koyup çıkardıklarından bihaber, bir takım filmlerle ve özellikle anime ve manga serileriyle bu farklı kültür dozuna bulanıyordum. bir şekilde batı kültürünün etkisiyle yozlaşmış bir kültürle yaşamlarını sürerlerken başka bir şekilde de öz kültürlerine olan gereksinimlerini özellikle medya yoluyla genç kitlelerin zihinlerine aktarıyorlar. özellikle amerikan kültürünün etkisiyle yoğun bir kumaşın içine sığmaya çalışırken, bu kumaşı o eski kimonaların üstüne uydurmaya çalıştıkları fark ediliyor.

    iki yıl evvel aralık ayında doğum günü hediyesi olarak elime geçen devasa tuğlaçabucak da okunmuştu. kaç sayfa idi; 1200'? belki ancak mühim değil .

    kitapta neyin anlatıldığına geçersek, aomame adlı bir bayan karakter ile tengo adlı bir erkeğin birbirleriyle pek ilişkisi olmayan yaşamları anlatılıyor. her bölüm tengo ve aomame diye adlandırıldığını fark ediyorsunuz. geçmişinde yaşadığı olumsuz etkiler nedeniyle kadınlara şiddet uygulayan erkekleri, aldığı emirler doğrultusunda kansız ve olaysız bir şekilde öldüren, bir spor kulübünde eğitmen olarak çalışan aomame kendine güvenen, geceleri barlara gidip herhangi bir erkek kovalayıp cinsel ihtiyacını gideren ve pek fazla arkadaşı olmayan sıradan bir yaşam sürüyor. evet çok post-modeeern ve avangart tüyolar geliyor bu şekilde.

    aynı şekilde sıradan bir yaşam süren, iri kıyım karakterimiz tengo, bir dershanede öğretmenlik yaparken bir dergide de editörlük yapıyor ve tek amacı yazdığı bir romanı bitirmek, ayrıca kendinden büyük, evli bir kadınla da ilişkisi var.

    bir süre sonra tengo'nun çalıştığı dergiden komatsu, 'yeni yazarlar yarışması' için fukueri adındaki genç bir kızdan gelen bir öyküyü tengo'dan romanlaştırmasını ister ve endişesine rağmen eğer kız kabul ederse bu riskli oyuna katılmaya gönüllü olur. olaylarda bu şekilde başlar. 'pupa hava' adlı metni düzelten tengo bu öyküde anlatılan olaylardan etkilenir ve içselleştirip başarılı bir roman haline getirir. sonrasında 16 yaşındaki kızın yazmış olduğu roman patlar.

    kitabın geri kalan kısmını, herhangi bir açık vermeksizin şu şekilde açıklayacak olursam, fukueri adlı güzel kızımız bir tarikattan kaçmış ve yazdığı öykünün cemaat içinde yaşanan bir takım olayla ilişkisi olduğunu düşünen tengo'da metni düzelterek kendini olayların içinde buluyor ve aomeme ile de yolları bir şekilde kesişiyor. fukueri'nin yazdığı 'pupa hava' da ise 'little people' adlı bir halktan bahseden kız bunların havadan pupa(koza) yapmasını anlatıyor. gerisi entrika, yeşilçam ve çok satılması için yazılmış bir kitap olarak sonlanıyor.

    şimdi, normalde pek beğenmediğim bir kitabı burada yazıp uğraşmazdım ama aklıma takılan bazı şeyleri belirtmem de yarar var;

    - 'little people' ve havadan pupa yapmak güzel şeyler fakat kitabı okurken çok daha farklı şeyler bekliyorsunuz, en azından bahsedilen şeyleri biraz daha öğrenmek falan ama bir şey olmadan kitap bitiyor.
    - murakami nedense pek sevilen, yazdıkları övülen bir yazar hatta nobel alması bekleniyor, evet yazarını seven bir okurun hakkıdır bu ancak nobel ödülü hakkında konuşacak olursam zaten işler iyice çığrından çıkacaktır. konumuza dönersek, inandırıcı diyalog kurmak en temel gerekliliklerden biridir okuru romanda tutabilmek için, ya da tek ben rahatsız oldum bu kitabı okurken diyaloglardan, neden mi;
    günlük konuşmalarımızda şöyle konuşur muyuz şöyle bir örnek vermeye çalışayım;

    "orhun uykun var senin, gözlerin akşam batan güneşin denizdeki dalgalara vuruşu gibi kızarmış."

    şimdi 1q84'de olan durum bu, tengo'dan aomame'ye, kamatsu'dan tamaru'ya, hemşiresinden doktora tüm karakterler bu şekilde konuşuyor. yok yavaşlayan bir tren gibi, uçuşan kuşlar gibi, ateşte yanan kuru yaprak gibi bla bla bla.. büyük bir edebiyat harikası olarak yaşamak istediğim süreç prefabrik bir yapmacıklık edebiyatı ile o şık avangart hücrelerimizi harekete geçiriyor.

    - 1q84 ve orwell'in 1984'ü arasında bir ilişki olduğunu tahmin edilmesi zor değil ve kısmen de olsa bir ilişki okudukça göze çarpıyor, yazar da sıkla bunu vurguluyor. ancak bu etkililik kısmı o kadar sığ ve yüzeysel ki sat babam sat kitaplarını murakami diyorsunuz.

    - kitapta tokyo adı geçmese japonya'da yaşandığını anlamayabilirsiniz. tamamen batı medeniyetinin etkisinde olan bir yazar gibi yazmış murakami. belki de bizim gördüğümüz çekik gözlü asyalılar da bizi çekik gözlü olarak görüyorlardır. bilmiyoruz, gerçekten.

    -10 yaşında iken aşık olduğunuz biri yaşama sebebiniz olabilir mi? off yeşilçam filmi izlemeyin diyorum olmuyor.

    -editör komatsu'nun yazarlıkla ilgili söylediği bazı şeyleri cidden işe yarar buldum.

    -fukueri'ye ne oldu, açıklansaydı ya, kitapta iyi işlenmiş tek karakter fukueri iken aniden kızımız ortadan kayboluyor.

    -tengo'nun okuduğu bir kitapta anlatılan 'kediler şehri' hikâyesi kitaptan nadir hoşlanma nedenim oldu.

    - murakami'nin toyotaları, marlboroları, guccileri, ray-banları, arasında gidip geldim. reklam dünyasının en kuvvetli metin yazarı kuşkusuz kendisi.

    -bir insan içmeye gittiği yerde kitap okur mu? yoksa tüm genellemeler yanlış mıdır cidden?

    aklıma takıldı işte bunlar, bir süre böyle macera romanlarından uzakta durmak en iyisi olacak.

    son olarak 1200 sayfayı aşan kitap okuru meraklandırarak, biraz da elindeki ağırlıktan kurtulması ile de alakalı olarak çabucak sonlanabilir. fakat akıcı bir roman değil 1q84, sürekli durağan, ne olacaksa olsun diyerek bitirmek için kendinizi zorladığınız bir kitap. ya da ben çok abartıyorum. netice itibari ile hafif paralel evrenler, aşk, hafif kovalamaca, müzik, elitist ve asosyal yaşamın bir arada olduğu bir senaryonun içine balıklama dalacaksınız.

    sahilde kafka, 1q84 gibi başarılı pazarlama işleri, edebiyata iliştirdiği olağanüstü öğenin yeterince başarılı biçimde işlenemeyişi hayır hayır, post modern dünyanın dili nakışlı avangart işlemeleri bunlar.
  4. tekrar olacak ama murakamı okumaya bu kitapla başlamanın iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.
    valla bu kitaba ayılıp bayılanlarla da aynı edebiyat düzleminde değilim. japon'lara da şaşırıyorum. bu ada'mın kitabı'nın çıkacağı duyulunca sabah erkenden uzun kuyruklar oluşturuyorlarmış. ( ülkemizde de görelim bu tür manzaralar inş )
    hatta murakamı fazla ilgiden bunalıp abd ye taşınmış.
    ada'mı bir dergiye verdiği röportajda tanımıştım ve sözleri hoşuma gitmişti yumurta ve duvar örneği ile.
    ama ne bileyim, bu kitabını sevmedim.
    ama uyku kitabını çizimlerini herşeyini beğendim.
    belki sahilde kafkayı da severim, bir de öyle şans vereceğim.
    bu kitap dershane öğretmeni haricinde hiçbir tip çok da ilginç değildi.
    yani aşırı değişik tipler çok ilgiyle okunacak diye bir kural da yok bu kitapta bunu da öğrenmiş oluyoruz.
    benim tavsiyem bu kitapla ilgili çok şey okuyun ve öyle alın.
    zira biri bir sözlükte gelin size özetleyeyim de boşuna para vermeyin zamanınız paradan da kıymetli demişti. önyargılı eleştirici deyip çok yorum okumadım.
    sonuç; okuma hızım gelişti, zaman kaybı
    murakamı okudum , okuma yelpazem genişledi.
    okuma skalam iyice genişledi. neyse bunların hepsi sadece teselli
  5. akıcı bir üsluba sahip murakami kitabı.her zamanki gibi güzel müzikler ve alışılmışın dışında karakterler ile bezeli bir romana benziyor.okuma sürecim devam ediyor bu sebeple daha fazla yorum yapamayacağım.

    not: böyle uzun romanlar için e-kitabın faydası her zaman hissedilir.
    (bkz: don kişot)
    (bkz: anna karenina)
  6. 3 cilt olarak daha "pratik" şekilde sunuldu. ama tek cilti bile 450-500 sayfa. tek ciltle olmaz 3 cilt okumaya da gücüm yeter mi dahası buna değer mi bilemiyorum. yarıda bırakmak işime de gelmez, 1.cilt masamda duruyor ama kapağını açmaya da korkuyorum bu sebeplerden...

    okuduğum yorumlar da kitabın aslında o kadar iyi olmadığı ve "şişirildiği" yönünde.

    bakalım, belki bir cesaret...