• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
aylaklığa övgü - bertrand russell
bu kitap, toplumsal sorunların, siyasal çatışmalar arasında gözden kaçabilecek yanları üzerinde duran denemeleri içine almaktadır. bu kitap özellikle, düşünce alanında aşırı derecede örgütlenme ve eylem alanında aşırı gayretkeşliğin tehlikesine parmak basmaktadır. bu kitap benim faşizmle de, komünizmle de neden aynı görüşte olmadığımı ve her ikisinin ortak yanından nerede ayrıldığımı açıklıyor. denemeler, bilginin öneminin sadece bilginin doğrudan doğruya uygulama alanındaki yararlılığından ileri gelmeyip, aynı zamanda onun insan kafasında geniş ve derin bir düşünce alışkanlığı kazandırmasında da bulunduğu tezini ileri sürüyor; bu esastan bakıldığında, zamanımızda "yararsız" etiketi yapıştırılan birçok bilgide yarar bulunabilir. bu kitapta, mimarlığın çeşitli toplumsal sorunlarla, özellikle küçük çocukların iyiliği ve kadınların durumu sorunuyla ilişkisi üzerine bir tartışma yer alıyor.
  1. (bkz: başlık boş kalmış)

    nobel edebiyat ödüllü yazar bertrand russell aylaklığa övgü'yü (in praise of idleness) 1932 yılında yazmış. türkçe'de de yanılmıyorsam ilk kez 1992 yılında cem yayınevi tarafından yukarıda gördüğünüz kapakla basılmış. o yıllarda oldukça popüler olduğunu hatırlıyorum.

    "aylaklık", "tembellik" ve "boş zaman" hakkı sanki giderek daha az dile getirilebilir kavramlar haline geldi. işçi sınıfı örgütsüz, güvencesiz ve aslında işsiz. hayatını idame ettirebilmek için kırk takla atıyor insanlar. işsizler, hali hazırda işi olanlar için tehdit olarak kullanılıyor patronlar tarafından. fransa gibi işçi sınıfının örgütlü olduğu ülkelerde çalışma koşullarındaki kazanılmış hakları çalışanların ellerinden alınmaya çalışılıyor. örneğin haftalık çalışma saati 35'den 46'ya çıkarılmak isteniyor. türkiye gibi ülkeleri hiç saymıyorum. çalışma yaşamında kuralsızlık kural olmuş çalışanların aleyhine. yüksek çalışma saatleri, esnek ve güvencesiz çalışma çok yaygın. her an kapının önüne konulma tehdidiyle baş başayız. sınıf örgütsüz olunca daha az çalışma, "insani" çalışma, daha çok "boş zaman" taleplerinin dile getirebilmesi de neredeyse olanaksız oluyor. sanırım bu yüzden aylaklığa övgü eskisi kadar popüler değil.

    !---- spoiler ----!

    "bütün bunlar sadece bir girişten ibaret... gayet ciddi olarak şunu söylemek isterim ki, modern dünyada çalışmanın erdem olduğuna inanma yüzünden çok büyük zararlar doğmaktadır ve mutluluğa giden yol, refaha giden yol, çalışmanın örgütlü bir düzen içinde azaltılmasından geçer.

    önce: çalışma nedir? çalışma iki çeşittir: birincisi, yeryüzünde veya yeryüzüne yakın bulunan maddenin durumunu, böyle başka bir maddeye göre değiştirmek; ikincisi de, başkalarına, yeryüzünde veya yeryüzüne yakın bulunan bir maddenin durumunu, böyle başka bir maddeye göre değiştirmelerini söylemektir. birinci cins çalışma tatsızdır ve az para getirir ikinci cins çalışma ise çok tatlıdır ve çok para getirir. ikinci cins çalışma çok çeşitlidir: emir verenler yanı sıra, ne gibi emirler verileceği konusunda akıl verenler de vardır. genellikle, iki insan grubu tarafından aynı anda, birbiriyle taban tabana zıt iki cins akıl verilir; buna da siyaset denir. bu cins çalışma için gerekli marifet akıl verilecek konu üzerinde değil, mesela reklamcılık gibi, inandırıcı konuşma ve yazma sanatı üzerinde bilgi sahibi olmaktır.

    amerika’da değilse bile, bütün avrupa’da, bu her iki cins işçi sınıfından çok daha fazla saygı gören üçüncü bir sınıfa mensup insanlar vardır. bunlar toprak mülkiyetini ellerinde bulundurmak yoluyla , yaşama ve çalışma hakkını kendilerine bir imtiyaz diye verdikleri başka insanlardan bu imtiyazlara karşılık para alanlardır. bu toprak sahipleri aylaktırlar, bu bakımdan, benim onlara övgü düzeceğim sanılabilir. ne yazık ki, bunların aylaklığı ancak başkalarının emeği sayesinde mümkün olabilmektedir; gerçekten de, bunların rahat aylaklığa duydukları arzu, çalışmayı öğütleyen tüm kutsal vaazların tarihsel kaynağıdır. bunların en istemeyecekleri şey, başkalarının da onlar gibi aylak kalmasıdır."

    "çalışma ahlakı anlayışını bir an için açık yüreklikle, kör inançlara bağlı olmaksızın düşünelim. her insan hayatında ister istemez belirli miktarda bir insan emeği ürünü tüketir. çalışmanın genellikle tatsız bir şey olduğunu kabul edersek, insanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir."

    !---- spoiler ----!

    ayrıca (bkz: tembellik hakkı - paul lafargue)
  2. cem yayınevi 'nin korsan kitap hissiyatı yaşatan kapak baskısı olmasa güzel kitap. su gibi akıcı, zevkle okudum. zaman filozof bertrand 'a kulak verme zamanıdır.

    "yalnız kişisel nitelikli amaçlara yönelmiş bir hayat büyük ihtimalle, er ya da geç, çekilmez derecede ıstırap verici olacaktır. hayatın trajik yanlarına ancak, daha geniş ve daha az korkunç dünyalara açılan pencereler sayesinde dayanılabilir."
  3. böyle yatmalı aylaklık değil tabii. adam, ortalamayı alınca, günde 7 sayfa falan yazmış...
    0f