• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (6.00)
du eolgurui yeochin - lee seok-hoon
"gu-chang'ın varlığı bile trajiktir. yedi yıllık kolej öğrencisi baş vurduğu tüm iş başvurularında sürekli olarak çuvallamakta ve boşanmış ablasının verdiği harçlıkla ve küçük yeğeninden aldığı parayla idare etmeye çalışmaktadır. bunlar yetmezmiş gibi, 30 yaşına geldiği halde hiç kız arkadaşı olmamış, bir ilk öpücük bile tatmamıştır. korecede 'gu-chang' demek 'ağız yarası' demekle eş anlamlı olmuştur.ama sonunda gu-chang için de bahar gelmiş gibidir, çorak aşk hayatının şiddetli kışı geçmiş, buz gibi havası ılınmaya başlamıştır... çünkü tatlı ve masum a-ni ile karşılaşmıştır.her şey harika gibidir, ve gu-chang güzel kız arkadaşını ilk kez öperken sanki cennetin tadını almaktadır -- ta ki, a-ni onun dilini ısırıp, bir de sıkı tekme attığında ha-ni ile tanışıncaya dek. böylece, gu-chang'ın kişilik bölünmesi yaşayan kız arkadaşıyla acı dolu ilişkisi başlar... bir an a-ni'nin çok tatlı çocuksu davranışlarıyla oyalanırken, bir an sonra ha-ni'nin döner tekmelerinden canını kurtarmaya çalışmaktadır."

hep alıntı bunlar bak.
  1. şindi size bu filmle ilgili laflar hazırladım. yov yov!

    öncelikle müziğimizi açalım ki, güzel güzel dinleyip okuyalım;
    https://youtu.be/Meh32MnziV4

    ehheh evet selami şahin!


    öhm!
    öncelikle bildiririm ki bu yazı hayvan gibi koca koca sıpoylırları bırak "filmi direkt yazmış hayvan!" içerir.

    !---- spoiler ----!

    film güzel bir gözlüklü japoncağızla açılıyor. bilgili, efendi, yakışıklı. sığırın teki de bu yağuşuklu delikanlının aşklarıyla goygoy yapıyor. vay neymiş de bi ona aşıksın bi buna.
    çocukceyiz dayanamıyor tabii ki ben diyor gerçek aşka diyor ulaşmak için diyor. ama sığır durur mu? çocuğun ağzına ağzına hayvan gibi gülüp liseli geyikleri yapıyor.

    sonra bizim güzel çocukceyiz "e yeter artıkın" diyerek "kardeş sen kimseylen birlikte oldun mu şindiye kadar?", "efendim, senin dudakların yanlışlıkla bile birinin dudaklarına değmedi diğ mi şindiye kadar?" gibi ölümcül okçul lafçıllar fırlatıp, o sığır hayvanı çatır çatır vuruyor.

    biz de "oh oldu!" diyerekten, az evvelki sığır oğlan gibi, sığır oğlanın ekrandaki ağzına ahhahahah diye gülüyoruz. yönetmenimiz ve senaristimiz efendimiz, bizi o sığırın yerine koymakta gecikmiyor tabii. "bu sığır dediğin oğlan, başrol!" deyip bizi vuruyor. ipne.

    o sığır oğlan gibi ah vah ediyoruz, vay başımı dağlara taşlara diyoruz, gidip elalemin ağzını ememem ya diyoruz, hayaller içinde spufff!! diye bir kapı açılıyor "ne de güzel olmuşsun beyazlar içinde!" bir kız geliyor, allah vere yapışıyoruz dudaklarına. işıklar yanıyor, gerçek hayata dönüyoruz ki, kesilmiş bir domuz kafasıyla öpüştüğümüz, ağzını burnunu böyle şıpır şıpır yaladığımızı görüyoruz.

    anlıyoruz ki biz o luzır dedikleri kaybeden sığırız. yo yo estağfurullah deme. sığırız. biz istemez miydik bi sevgilimiz olsun? adile naşit gibi "nasıl evlenmem efenim sevişiyoruz!" desin. kikir kikir gülsün. isteriz. ama luzırız napak. ben araştırdım, allah yazmamış.

    neyse bu gu-chang denen sığır kardeşin, o ve annesi enişteyi sömürmekten ötürü terkedilmiş, abla ve yeğeninin evinde yaşadığını öğreniriz. ablasının harçlıkları ve yeğeninden arakladığı parayla hayatını idame ettirdiğini anlarız. bi'gün yine yeğeninden arakladığı paralar ortaya çıkıp dayaklan evden kovulup 7 senedir okuduğu koleje geldiğinde bi cüzdan buluverir.
    acından geberiyor tabii hayvan. alıp cüzdanı bi sotede açar ki içinde küçük tatlı paralarlan bir fotoğraf bulur. fotoğrafta bir erkek ve bir kadın vardır. mutlu ve mesut tabii. fotoğraf böyle çekilir çünkü.
    bu hayvan, sen cüzdandaki parayla aç karnını doyur, fotoğrafı da iç et! kız çıkıp gelmesin mi? gelsin. cüzdanını aramasın mı? arasın. bizim hayvan buna bakakalmasın mı? kalsın. sonra itiraf etmesin mi? etsin. öylecene a-ni'mizlen tanışır.
    a-ni'miz küçük tatlı bir psikopattır. çok hüzünlü ve bir anda pürneşe olabilen bir psikopattır.
    "ülen köftehor!" deriz, "durdun durdun turnayı gözünden vurdun!" deriz bizim sığıra. anlar mı? anlamaz. kafa yok ki. mermer!

    gel zaman, yok yok, git zaman bunlar tanışıklıklarını ilerletirler. tabii kendileri de geride kalmazlar. fıtı fıtı yetişirler tanışıklıklarına. a-ni'nin bir yarası vardır. gönül yarası. kanal d'de miydi neydi. öyle bir yara. küçükemrahmodeon yaralıııııyııım yaraaaaalıııııı küçükemrahmodeoff

    a-ni sevgilisinden ayrılmıştır. daha doğrusu terkedilmiştir. yağmurdan kaçıp doluya tutulmuş gibi bizim sığıra gün doğar tabii. bizim sığırın da 3 tane kankitosu vardır. ara ara bunlarla bunların evlerinde buluşur. a-ni'de gelir. eğlenir coşarlar. toplaştık ya, günaha da girmeliyiz diyerekten ne bulurlarsa haram zıkkım, içerler. sonra bizim üç kankitoş, gu-chang sığırına bi tane kondom verip, hadi beline kuvvet diyerek dışarı çıkıp, kaave önünde bekleyen ibraam datluses gibi yere çömelip bi keder cuvarası yakarlar.

    bizim sığır hiç kız mı görmüş? bişey yapamaz tabii. mal gibi oturup bekler içkiden sızan kızın başında. soracığıma kız bi uyanır! "aneyzi, ne içirdiniz lan bana?!!1bir!1" der. bizim sığırı elinde uzun yeşiiil kondom oturup cuvara tüttürürken görür. "la sen bana mı yürüyodun oğlum!" diyerekten bizim sığırı öyle böyle dövmez. olum kızın içinden tam bir buruş lii, bi yarım ceki çen, az biraz da jet liiğ çıkmıştır! bizim sığırın ağzı burnu kırılır, bilimum yerleri morarır, envai çeşit kanlara bulanır.

    meğerse bizim hatun kişiliğinde isyan çıkmış, bölücüler ayaklanmış ve kızın kişiliğini bölmüşler ya! zavallı perişan sığırımız, kızla tanıştığını onu sevdiğini filan anlatır. fakat kız "olum benim adım ha-ni!" der. üstelik bu namussuz a-ni'nin farkındadır ama a-ni bu ha-ni'nin farkında değildir. bayıldım sızdım sanır.

    ezcümle kızcağız yaşadığı bir acıklı hikaye yüzünden kişilik bölünmesine ulaşmış ve biri ne kadar naif, kırılgansa diğeri o kadar ipne ve dövüşken iki kişilikle yalamaya başlamıştır. yalamaya diil yaşamaya. l harfi ş'nin yanında, ondan yalnış. yanlış. yalnız. eheh.

    gel zaman git zaman, gu-chang sığırımız bi dayak yiyerek bi trip yiyerek, bi dövüşerek bi öpüşerek kızımızlan ilişkiyi tavan yapar. bu arada da kızın hikayesini öğrenir. meğerse kızın sevdiceyi güney kutbuna gidip ölmüştür de kız da kişiliğini böldürmüştür.

    kızımız bu sığıra "senin bütün sevgini alıp sana karşılığında hiçbirşey veremiyorum. :(" diyerek üzülür tabi. gider, gelir. hep bi kopamama durumu yaşarlar. allah yazmış işte abi, ölsek de beraberiz.

    kızımız ada ülkesinde yaşasa da hiç okyanus görmemiştir. o çekik gözleri hayvan gibi ışıldayarak en çok istediği şeyin okyanusu görmek olduğunu söyler bizimkine. bizimki durur mu? yapıştırır cevabı. alır kızı okyanus kenarına götürür. gecenin karanlığı. hep cinler filan var sağda solda. kızımız buna "bi de fener göreydim ne güzel olurdu." der. bizimki kapar el fenerini, uzağa gider, yakar feneri başının üstüne koyar "al ulan! sana fener olurum ne diyosun!" diyerekten pervane olur.

    sonra anlarız ki kızımız bu sığırı üzmemek için güzellikle terketme oyunundadır. kaybolur ortadan. meğerse kız ablasına söylemiş, tedavi olmak istemiştir.

    yatırırlar bunu karanlık bi odaya, başına bi psikiyatr koyarlar, hipnoz ederler ve diğer kişiliğini öldürürler. tabii hafıza da silinir.

    kız kendi sade hayatına döner, hep koşu filan, spor mpor takılır. hiçbir şey hatırlamıyordur. bizimki aşık ya, her gün kızın koşu saatini ve güzergahını bilip koşu yolunda bekler. kız yanından geçerken ayağa kalkıp yüzüne bakar. fakat kızımız geçip gider...

    sonra bigün kızımız evde bir telefon bulur. "aha karaköyde okuturum bunu!" der diye beklerken, kız telefonu bi açar aa bizim sığırın fotoğrafı duvarkağıdı!

    "anaaaa!" der ama japonca tabi, ben bu sığırı hatırlıyorum lan der!

    sonraki koşuda orada olacağını bildiği için, varıp gider yarenine. bulur bizim sığırı. ve allah yazmış işte, sevgili olurlar :'(

    bu arada kız bizim sığıra demiştir ya hani "senden tüm sevgini alıp karşılığında hiçbir şey veremiyorum. :(" diye. işte kızın hayatındaki en güzel anısı, sığırın deniz feneri olduğu anısıdır.

    bu da böyle biline.

    sonra vay ben sevemiyorum, yok benim yanlarım ağrıyor demeyin. çocukla öpüşürken dilini de ısırmayın. sonra döversiniz ne var? halla halla.

    mutlu son.

    !---- spoiler ----!

    çok tatlı bir filmdir. izlemeyin, bize kalsın.
  2. çok komik çok duygusal bir romantik komedi. ama öyle holivud romantizmi gibi efekt basılmış değil, içinizi ısıtan tatlış mı tatlış film. oyunculuklar çok abartılı olsa bile rahatsız etmiyor (hatta başroldeki hanım kızımızda aşırı sevimli durmuş) zaten esprilerde de mini absürtlükler söz konusu ki ben severim. neyse efendim benim için uzakdoğu romantik-komedi türünde en başarılı filmdir kendisi.
  3. ana akım filmlerinin etkisi gerçekten ilginç. film başladığında, başroldeki karaktere "bu ne lan" deyip sonra o karakter sizinle çok ciddi ters düşmeler yaşasa da o'nun hep mutluluğa erişmesini hayvan gibi istiyorsunuz. evet oluyor bu. mutluluğa erişince de sanki siz kerevetine çıkıyorsunuz. :)

    bizde, doğuda ve asya'da daha çok olduğunu hissettiğim sözün etkinliği durumu bu filmde de mevcut. ne oynadıklarına, nasıl söylediklerine değil de ne söylediklerine bakıyorum. ve söylenilenler güzelse, sanki çok güzel oynuyorlarmış gibi oluyor. tabii bu ana akım için geçerli bir durum. :)
    mesela başrol erkek, ara ara güzel tavırlar alsa da genel olarak mimik yoksunu. gülüyor ve bağırıyor. hele donukluğu sahnenin geçmesini bekletecek tarzda. fakat birkaç yerde bu karakterin tavrına bayıldım. aklıma iki yer geliyor, biri fırça olarak kullanıldığı, diğeri de an-i'nin arkasında biri varmış gibi seslenip, a-ni arkasına bakınca koşup kaçması. :)

    kızın ha-ni olduğu karakter ayrı, a-ni olduğu karakter ayrı lezzetliydi. ha-ni olduğundaki o kabadayı hal, sokak jargonu tavır çok iyi oturmuş. bakışları filan, gözlerini devirmeleri çok güzeldi. sonra a-ni olduğu karakter de müthiş sevimli olmuş. nasıl yapıyorsa iki karakterde de ayrı bir gülüş tavrı takınıyor. karakter geçişleri a-ni'den ha-ni'ye güzeldi fakat ha-ni'den a-ni'ye biraz sorunluydu. başkarakteri sürekli dövmesi, onun da buna artık razı olması çok güzeldi. bir de baş karakterin bu namussuz ha-ni rolündeyken üzerine oturup tükürüyor oyunu çok iyiydi. çok hoşuma gitti yahu!

    diğer ana akımların aksine, bu filmde itörnıl sanşayn of dı sıpotlıs maynd'daki gibi bir fikir olması çok keyif verici. ne yaparsan yap, mutlaka seni hak eden kişiyi aslında senin de seviyor olduğunu ve fakat hayatının en güzel anısının bu sevgi olduğunu görmediğini anlatması çok güzeldi.

    her yabancı kaliteli komedi izlediğimde, hele ki böyle bize ne kadar yakın tarzda olduğunu gördüğümde, bizim bunu üretemiyor oluşumuz çok dert oluyor içimde.
    komedi filminde aşk gerek, aşk izletir. fakat biz yapınca komediden vıcık aşka dönüyor.
    adamlar o kadar güzel işlemişler ki, tüm film boyunca yalnızca ikisinin aşkını izlemenize rağmen, daha da çok izlemek istiyorsunuz.

    kaliteli komedi ve aşk filmidir. bu kategoride asya'dan zirvem olmuştur kendileri.
    ayrıca, aynı dayağı yemeye razıyım küçümen psikopatımdan. bi tek kıçıma çivili sopa gelmesin yeter. ağzına tükürürüm yoksam.

    haftaya tekrar görüşmek üzere, saygı ve sevgilerimle, esen kalın efenim.
    öpiyim?