• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
Yazar Karen Horney
nevrozlar ve insan gelişimi - karen horney
ve dünya büzüldü, son sibernetik devrimin yarattığı teknolojiyle her gün biraz daha gözler önüne serilen sonsuz olasılıklarla birlikte küçüldü, en temel ihtiyaçlarından yoksun bırakıian, sevgisizliğe, nefrete itilen küçücük insan, kendisi olmanın verdiği umutsuzlukla, orada, bir yerlerde onu bekleyen sonsuz seçeneklerin varolduğu duygusuyla, olmadığı birşey olmaya, "ideal" olmaya karar verdi. gündelik yaşamın ezici zorunluluklarından kurtulup, sonsuz güçlere ulaşmak için, faust gibi, şeytanla anlaşma yaptı. benliğini sürgüne gönderdi. ruhunu sattı. kendine yabancılaştı. kendini, benliğini, doğallığnı, özünü kaybetti. kendi yarattığı mekanik, robotsu dünyanın mekanik bir parçası oldu. oysa, içinde sonsuz güzellikler barındıran bir evren vardı. bir "gerçek özü" vardı. "gelişmek, çiçeklenmek isteyen, ister sevinç, özlem, sevgi olsun,ister öfke, korku, mutsuzluk olsun, duyguların kendiliğindenliğini besleyen, kendi duygu vedüşüncelerinden hoşnut kalan ya da karşı çıkan, benimseyen ya da yadsıyan, evet ya da hayır diyen kendiliğindenlik tepkileri üreten ve böylece yaratıcı, kendisiyle ve dünyayla barışık, kendi sorumluluğunu üstlenen bir birey olmasını sağlayabilecek olan gerçek özü vardı.
horney, derin felsefi yaklaşımıyla bu kitabında, "gerçek özümüz sürgünden dönebilir. yeterli arzu ve çabayla benliğimizi bulup yine kendimiz olabiliriz," diyor. (kitapyurdu)
  1. nevrozlar ve insan gelişimi, horney’ın son ve hacim olarak en geniş kitabıdır. horneyan literatüre en değerli katkısı olan bu kitap, düşlerin yorumu’ndan sonra belki de en geniş ve yapısal nevroz kuramı sunsa da psikanalitik literatürde hak ettiği ilgiyi şu ana kadar görmemiştir. bunun nedeni, hornayan literatür hakkında yazılan yazıların, yanlış bir odak kayması ile, kültür ve kadın psikolojisi üzerine odaklanmış olması olabilir.

    kitabın, horneyan literatürdeki önemi, ruhsal çatışmalarımız adlı kitabında horney’ın kişisel arası alanda kendini gösteren ve tanımlayan nevroz modelini, bu kitap ile birlikte içsel süreçlere odaklanarak ona, horneyan kuramı sadece bir ilişkisel kuram olmaktan çıkarması, kurama geniş kapsamlı ve çok boyutlu bir yapı kazandırarak horneyan kuramı olgun haline ulaştırmasıdır. horney kuramının bu kitaba kadar ilişkisel süreçlere odaklanması ve bu kitabın içsel süreçlere odaklanmasından bahsettiğimizde, elbette içsel ve dışsal süreçleri kesin bir sınır şeklinde birbirinden ayırmaktan bahsetmiyoruz. nitekim, horney’ın daha önceki yazınlarında bir çok kez içsel süreçlere atıflar bulunmaktadır. bahsettiğimiz şey ise, odağın yani temel ilginin gösterilmesi noktasıdır.

    horneyan kuramı gelişimsel açıdan incelediğimizde, sürekli genişleyen ve kendini aşan bir nevroz teorisi ile karşılaşırız. horney’ın kadın psikolojisi üzerine yazdığı makaleleri dışarıda bırakıp, çağımızın nevrotik kişiliği kitabını başlangıç noktası aldığımızda, horney’in düşünsel alanda gelişimini takip etmek heyecan vericidir. çok kısa bir özet ile bu gelişimi takip eder isek, kültürün nevrozlara etkisi ile başlayan süreç, temel güven kavramı ile temellendirilmiş, temel kaygı ve onu üreten öteki ile ilişkilere olan odaklanmış, ruhsal çatışmalarımız adlı eserde, bu kişisel arası boyut büyük bir gözlem gücü ile betimlenmiş, nevrotik yapının denge kurmak ve dengeyi sürdürmek için kullandığı yapılar ve süreçler, öteki ile ilişkiler üzerinden açıklanmıştır, ötekiler ile ilişkide kullanılan katı savunma grupları ünlü horneyan tipleri oluşturmuştur. katı savunma gruplarının oluşturduğu nevrotik tiplerin, (insanlara yönelen, insanlara karşı, insanlardan uzak) birbirlerini dışlayan ilişkisi “nevrotik çatışmalar” terimi ile kavramsaltırılmış olup, nevrotik çatışmalar, nevrotik kişinin, öteki ile ilişkisinde kullandığı savunmalar gruplarının bir biri ile çatışan ilişkisi olarak tanımlanmıştır.

    bu kısa gelişim özeti, nevrozlar ve insan gelişimi’nin horneyan kuramdaki yerini görmemize yardımcı olacaktır. bu kitabın horneyan kurama en büyük eklentisi, insan ilişkilerinde kendini gösteren nevrotik çatışmalara ek olarak bir çatışma kuramı daha ortaya atmasıdır. bu çatışma, merkezi iç çatışma olarak adlandırılmıştır. horney’in ifadesi ile “merkezi iç çatışma, gerçek özün yapıcı güçleriyle gurur sisteminin köstekleyici güçleri arasındaki, sağlıklı gelişimle ideal özün kusursuzluğunu gerçek yaşamda kanıtlama itkisi arasındaki bir çatışmadır. “ bu tanımlama ve içerdiği kavramlar aslında, kitabın içeriğini ve kurama olan katkısını açıklamaktadır.

    gerçek öz, horney’ın daha önce “bütün insanlarda vorolan, buna karşın her insanda eşsiz (tek) ve gelişimin derin kaynağı olan temel içsel güç” olarak tanımladığı kavramdır. bu kitapta ise, bu kavramın önemi üzerinde daha fazla durulmuş olup, bu kavram kitabın odaklandığı içsel sürecin içerisinde merkezi bir yere sahiptir. gerçek öz’ün potansiyeline ulaşamayacağı bir çevrede gelişmesi sonucu, kişinin gerçek özü ile bağlantısı giderek zayıflar ve ona olan yatırımı azalır. merkezi iç çatışmanın süreci ve bu süreci yaratan sistemler kitapta detaylı olarak betimlenirken, odak gerçek özdür. nevroz, gerçek öz ile ilintili bir yapıdır. bu ilintiyi açıklarken, horney ruhsal çatışmalarımıza benzer bir yöntem uygulayarak, nevrozlara bakış açısının aynı kaldığını gösterir. kitabın ilk bölümlerinde, nevrotiğin algıladığı kaotik ortamda horney’in ifadesi ile “bütünlük” yani bir tür denge kurmaya yönelik bir nevrotik süreç, daha sonra bu kurulan “bütünlüğün” yani dengenin korunumu için harekete geçen sistemler betimlenir.

    devam etmeden önce bir noktayı vurgulamamız gerekmektedir. gerçek öze verilen önemden ve gerçek özü eksen alarak sistematize edilen bir nevroz tablosundan bahsettik. peki gerçek öz’e verilen bu önem ne anlama gelmektedir ve kaynağı nedir? “nevrotik süreç, insan gelişiminin özel bir biçimidir ve —bu gelişimin içerdiği yapıcı enerjilerin boşa harcanması yüzünden— özellikle talihsiz bir süreçtir. bu, sağlıklı insan gelişiminden nitelik olarak ayrılmakla kalmaz, ona, bizim bildiğimizden çok daha geniş boyutlarda birçok yönden zıtlık da gösterir. elverişli koşullar altında insan enerjisi, kendi potansiyellerinin gerçekleştirilmesinde kullanılır. ve böyle bir gelişme tek biçimli olmaktan uzaktır.” horney’a göre gerçek öz, insanın bir tür ahlaki yüceliği ve motivasyonudur. varoluşçularının verdiği öneme benzer bir önem ile, kierkegaard alıntıları eşliğinde savunduğu bu süreç, insanın potansiyel olarak gelişebilecek ve gelişmeye motive olan yapısının olduğunu savunmaktadır. etik problemlerine çok fazla değinmeden kısaca özetlemek gerekirse, bu ahlaki tavır, insanı iyi ya da kötü olarak görmek yerine, insanı potansiyeli olan bir varlık olarak görür. nevrozlar, kişinin kendi özünü geliştirme yetisini ketlediği ve enerjisinin, “hayali” bir yüceltilmiş benlik ve gurur sistemi tarafından gasp edilmesine enden olduğu için için trajik bir süreç olarak değerlendirir. bu açıklama aynı zamanda, gerçek öz’ün horneyan kuramda böylesine merkezi bir yer almasını da açıklar.

    gerçek özün potansiyeline ulaşmasını engelleyen düşmanca algılanan çevre, kişide savunma tepkisi yaratır. bu kitaptan önce kullanılan savunmalar “katı ilişkisel nevrotik tutumlar” olurken, bu kitapta buna ek olarak “hayal gücü”’nün içsel dünyadaki savunma işlevine odaklanılır. kişi gerçek özünün küçülmesini izlerken, güvende kalmak için kendine ilişkin yüceltilmiş bir ideal bir öz geliştir. öz-idealleştirme, kişinin kırılgan yapısını telafi etme ve kendi içinde bir denge oluşturmak için giriştiği geniş çapta bir çözümdür. her nevrotik çözüm gibi, kısır döngüler içerir ve kişinin gerçek özünden uzaklaşmasına ve çok geniş çağlı çatışmalara maruz kalmasına neden olur . yine ideal öz, horney’in daha önceki kitaplarında bahsedilen, bir savunma işlevi olarak değerlendirilen bir yapı olmakla birlikte tıpkı gerçek öz gibi asıl değerini nevrotik yapının ve merkezi iç çatışmanın asıl unsurlarından biri olarak değerlendirilerek bu kitap ile birlikte bulmuştur.

    ideal öz’ün gelişmesi ve korunmasını sağlayan yapı ise “nevrotik gurur sistemi” olarak adlandırılan yapıdır. bu bir çok süreci içeren, karmaşık bir yapıdır. “yüceltilmiş öz sadece arkasından koşulacak bir yanılsama olmakla kalmaz; bireyin kendi gerçek varlığını değerlendirdiği bir ölçü cetveli de olur. ve bu gerçek varlık tanrısal bir kusursuzluk bakış açısından değerlendirildiği zaman öylesine utandırıcı bir görünüm alır ki, birey onu küçümsemekten başka bir şey yapamaz. ayrıca dinamik açıdan daha da önemlisi, bireyin gerçek varlığının onun üne kaçışma engel olmaya —önemli ölçüde— devam etmesi ve bu nedenle bireyin giderek kendinden daha çok nefret etmesidir. ve gururla öz-nefret gerçekte bir bütün oluşturduğundan, konunun içerdiği etkenlerin toplamını ortak bir adla tanımlıyorum: gurur sistemi..”
    kişinin kendini savunmak için ideal öze sığınması, ideal özü korunması gereken bir yapı olmasını sağlar. kişi kaybettiği denge ve bütünlüğü telafi etmek için oluşturduğu bu yapının savunmasını, “gurur sistemi”’ üstlenir. gurur sistemi, bir tür diktatör gibi her zaman daha fazlasını isteyen, baskıcı bir sistemdir. gurur sisteminin bu kadar güçlü olmasının nedenini araştırdığımızda karşımıza iki önemli etken karşımıza çıkar. birincisi, gurur sistemi, kişiye bütünlük ve “güven” duygusu sağlamaktadır. ikinci olarak, gurur sistemi, öz-aşağılama ve öz-nefret yaratma gücü olan yıkıcı bir yapıdır. kendi taleplerinin gerçekleştirilmemesine ve gerçek özün kendisine yönelik bu aşağılama ve nefret, nevrotiği gurur sisteminin talepleri konusunda çaresiz bırakmaktadır. öte yandan, “ cennetin krallığı dışsal mimiklerle ayakta kalamaz.” ideal öz’ün gerçeklikten uzak yapısından dolayı, gerçeklik tarafından sık sık yaralanır ve darbe alır. kişi, ideal özün aldığı bu darbeler sonucunda yoğun bir öz-aşağılama ve öz-nefret gösterir. gerçeklik tarafından alaşağı edilen nevrotik, her zaman kendi tarafından yoğun bir aşağılamaya ve öfkeye maruz kalmaya yazgılıdır. sürecin bu açıklaması, nevrozlarda görülen yoğun öz-aşağılama ve öz- nefret tepkilerini anlamamıza yardım eder. freud’un mazoşistik eğilim olarak gördüğü yapı, horneyan literatürde, ideal özü korumaya çalışan gurur sisteminin işlevidir

    kişi, enerjisini gurur sisteminin taleplerine aktardıkça, gerçek özü cılızlaşır. gerçek öz cılızlaştıkça ise, gurur sisteminin çalışması ve talepleri artar. başlangıçta, kişinin zedelenen güven algısını telafi etmek için kurulan bu yapı, giderek kişiyi gerçek benliğinden uzaklaştırarak, onun gelişimini ketler. bu süreçte “kendine yabancılaşma” nevrozlar açısından kaçınılmaz bir sonuç olarak görülür. günümüzde, hala popülerliğini yitirmemiş gibi görünen bu yabancılaşma olgusu, horney’e göre, kişinin gurur sistemi aracılığı ile, enerjisini gerçek olmayan yüceltilmiş bir benliğe aktarması sonucu, kişinin giderek kendi gerçek öz’ünü güçsüzleştirip kaybetmesi anlamına gelmektedir. gerçekten de, özellikle kişilik bozuklukları gösteren hastalarda dikkatimizi çeken şey, kendine dair algı ve anlayışında göze çarpan yoğun bir belirsizlik, davranımlarda ve tutumlarda sürekli olarak ortaya çıkan çelişkiler arası salınımlardır.

    kitabı, horneyan kurama büyük bir eklenti niteliğinde olduğunu belirttikten sonra bu eklentileri kısaca özetlemeye giriştik. şimdi yapmamız gereken, bu eklentileri horneyan kuramın yapısallığı içerisinde değerlendirmektir. merkezi iç çatışma ve gurur sistemi kendisini hiç şüphesiz insan ilişkilerinde de gösterecektir. horneyan kuramın ve özel olarak nevrotik çatışma’nın temel yapısı değişmemiştir, betimlenen bu içsel süreçler nevrotik çatışmayı ve nevrozların ilişkiselliğini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. horney, ruhsal çatışmalarımızda betimlenen, insan ilişkilerindeki köklü ve katı savunma yapılarını, nevrotik gurur sisteminin sağladığı bilgiler ile yeniden değerlendirmeye girişir. insan ilişkilerine kendini gösteren horneyan tipoloji, içsel süreçleri de yapısına katarak daha yapısal ve sağlam bir temele oturur. taşkın tip, öz-gizleyici tip, çekingen tip adı altında gelişen bu eğilimler, bahsedilen içsel süreçler ile birlikte betimlenir. bu eğilimler, sadece savunma amaçlı olarak değil, aynı zamanda gurur sistemine hizmet eden bir yapı haline gelmişlerdir. popüler bir örnek üzerinden açıklarsak, narsistik tip, kendi ideal özünü, onaylamak için sürekli hayranlık peşindedir. bu, eğilimlerin bir diğer amacı da kişinin bütünlüğünü sağlamaktır. bu belirtilen tipler, aynı zamanda, kullandığı mekanizmalar ve içsel süreçler tarafından ayrılır. kitabın, bu yapıları detaylı olarak açıklaması, günümüz kişilik bozukluklarına yönelik büyük bir kavrayış potansiyeli içermektedir.

    kitabın son bölümlerinde ise, kitap boyunca betimlenen nevrotik yapı ve mekanizmaların, insan ilişkilerinde kendini gösterimi detaylı olarak açıklanır. nevrotiğin içsel süreçlerinin, ilişkisellik çerçevesinde değerlendirirken, nevrozların insan ilişkilerine olan olumsuz etkilerinin trajik yapısının bu detaylı betimi, bize nevrotiklerin yaşadığı zorlukları anlama konusunda yardımcı olacaktır.
    kitabın 14. bölümü olan psikanalitik terapi yolu ise, kendi kendine psikanaliz adlı kitabında işlenen sürecin detaylı bir açıklaması, ayrıca yeni kavramların bu sürece dahil edilmesini içermektedir. terapide karşılaşılacak terapi başlangıcında ve sonrasında zorluklar ve dirençler, yine kitapta işlen içsel süreçler ile birlikte açıklanmaktadır. horneyan terapinin önemli vurgusu, semptomların özelinde sistematize edilen terapi anlayışı yerine kişiliğe bütüncül yaklaşım gösteren bir yapı göstermesidir. aynı zamanda, kişinin “güncel” savunmalarının derinlemesine analizi şeklinde sistematize edilen terapi, çocukluğa ya da semptomların kaynaklarına direk olarak inme amacını taşımayarak, betimlenen iki çatışmanın, şimdiki görünümünden yola çıkarak, çatışmaların ve savunmaların kişiliğin tümel yapısı içerisinde açıklanmasını ve kavranmasını hedefler. bu hedef doğrultusunda, horneyan terapinin en önemli amaçları, gerçek özü güçlendirmek, kişinin enerjisini “nevrotik amaç, inanış ve savunmalar”’a yatırmasını engellemek, ideal öz ve gurur sistemi tarafından cılızlaştırılan gerçek özün potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır.

    kitabın son bölümünde ise, horney kuramsal tartışmalara girişir.kuramının gelişim aşamasını özetleyerek başladığı bu bölüm, freudyen kuram ile kendi kuramını karşılaştırarak devam eder. bu bölüm, psikanalizde yeni yollar adlı kitaba ek niteliğindedir. ün-arayışı, nevrotik hak talepleri kavramlarını freud’un narsizm kavramı ile karşılaştırır ve kendi kavramlarının, nevrotik süreci kapsayan bütüncül bir vurgu yaptığına işaret ederken, freud’un bu bütüncül vurguyu çeşitli nedenlerden dolayı gözden kaçırdığını ifade eder. öz-nefret ile mazoşistik eğilimler konusunda benzer bir tartışma yürüten horney, en büyük farklılığı, freud’un karamsar insan doğası ile kendisinin potansiyele ulaşmaya odaklanan insan doğası arasında bulur.

    nevrozlar ve insan gelişimi kitabı, nevrozların içsel doğasına yönelik gösterdiği ilgi ve nevrozların sistematiğinin çok yönlü açıklanması açısından bir baş yapıt niteliği taşımaktadır. horneyan kuramı olgun ve bütün haline ulaştıran bu kitap, kişilik psikolojisi ve patolojileri konusunda eşsiz bir kaynaktır. aynı zamanda kişinin kendini gerçekleştirme yolunda, onu engelleyen ve ona ket vuran güçlerin detaylı betimlemesi ile insanın kendini tanıması ve geliştirmesi noktasında başucu eseri olma sıfatını hak etmektedir.