• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.75)
suffragette - sarah gavron
1900'lerin başında, ingiltere'de kadınlar oy hakkı için zorlu bir mücadele veriyor ve seslerini dünyaya duyurmaya çalışıyor. bir çamaşırhanede oldukça kötü şartlar altında çalışan maud'un eylem yapan süfrajetlerin arasında kalması ve sonrasında mücadeleye dahil olmasına tanık oluyoruz.
  1. şu sıralar başka sinema'da izlenebilecek 2015 yapımı filmde maud karakterini carey mulligan, kimyager edith'i helena bonham carter, süfrajetlerin lideri pankhurst'ı ise meryl streep (kendisi çok kısa görünüyor) canlandırıyor.
    sinematografik açıdan çok başarılı olmadığını söyleyebilirim, öyle bir derdi de yok sanki. karakter odaklı bir film değil dolayısıyla karakterleri fazla tanıyamıyoruz. onun yerine asıl odaklanmak istediği konuya, kadınların mücadelesine odaklanmış ve bunu oldukça başarılı yapmış. izleyen her kadının derinden etkileneceğine eminim. bugün sahip olduğumuz hakları geçmişte büyük acılar çekmiş kadınlara borçlu olduğumuzu hatırlatması açısından izlenmesi ve izlettirilmesi gereken bir film.

    !---- spoiler ----!

    !---- spoiler ----!

    özellikle hükümetin ve polislerin kadınlara uyguladığı mücadeleyi yok sayma, küçümseme ve şiddet politikası, çamaşırhanede olanlar ve bunların görmezden gelinmesi, maud'un kocasının tavırları izlerken sinir krizlerine sebep olabilir.
    finalinde ise emily davison'ın cenazesinde çekilmiş görüntülere geçiş oldukça etkileyiciydi.

    !---- spoiler ----!

    !---- spoiler ----!
  2. film elbette çok güzeldi, ama eksik ve kısaydı sanki. daha uzun ve içi daha da dolu olabilirdi dediğim film.
  3. filmde kadınların mücadele edecek bireyselliğe sahip olması bile aslında başlı başına bir medeniyet örneğiydi. inandıkları değerler uğruna başka kimsenin hayatına kıymadan sadece kendi hayatını veren insanlar, o değerleri yüceltiyor.
  4. öncelikle bu filmi izlemekte bu kadar geç kaldığım için kendime kızıyorum. irdelendiğinde fazlasıyla sanatsal ya da sinema övgülerini hak edecek ayrıntılar yok, fakat bu filmin buna ihtiyacı da yok aslında. anlatılan fikir ve akış olduğu gibi ortada ve mesajlar net veriliyor. bu filmin hakkı oldukça sadelik ve açıklık. öyle de olmuş nitekim.

    !---- spoiler ----!

    filmin içeriğine gelirsek dönemin ingiltere'sindeki kadınlar var olan çalışma şartları içerisinde erkeklerden daha fazla mesai ve işgücü altında olmalarına rağmen onlardan daha düşük düzeyde maaş alıyor. ve yasalar erkeklerin hükümranlığında. bunun ayrımında olan bazı kadınlar sesini çıkartmaya ve acımasız düzeni eşit ve kadınlar için yaşanılır hale getirmek için kendi canları pahasına mücadeleye başlıyor. fakat bu mücadeleyi hükümet çok yakın bir plandan izleyip ve en ufak kıvılcımlanmada kadınları hapse boyladıkları için gizli yapmaktalar. maud oy savunucuları arasına girdikten sonra oğlunu alma isteğinde olsa dahi eşi yasaların bu hakkı kendisine verdiğini ve o ne isterse öyle hareket edeceğini söylüyor. daha sonra çocuğa bakamayıp evlatlık veriyor. kendilerine eşit şartlarda hak tanımayan yasaların içinde yer bulamadığını bilen maud mücadeleye daha sıkı bağlanıyor. hükümet her şeyin farkında ve kadınlara yenik düşmek istemiyor, bu yüzden hapiste olan eylemci kadınların açlık grevlerine izin vermemek için zorla besin takviyesi yapıyorlar zira içlerinden birisi kendi eylemleri uğruna şehit olup ön plana çıktığında ülkedeki diğer kadınların ayaklanmasından korkuyorlar. nitekim filmin son sahnelerinde komiser arthur'un çabalarına rağmen kazanan kadınlar oluyor ve korktukları şekilde kadınların arasından bu mücadele uğruna şehit vererek.

    filmde dikkatimi çeken bir nokta da belki garip ama maud'un eşinin maud'a hiç şiddet uygulamamış olması. türkiye'de öyle alışmışım ki erillik kavramının ne olduğuna ve kadınlara nasıl bir kaftan biçildiğine. adam yalnızca yasaları arkasına aldığında dahi şiddete başvurmayacak kadar güçlü oluyor, çünkü yasalar onu koruyor. çocuk ona ait ve ne isterse yapar. şiddeti uygulayan siviller değil hükümetin kolluk kuvvetleri oluyor.


    "yasalar kadınları tanımıyorsa o yasaları değiştirmeliyiz" fikriyle yolan çıkan ve feminizmin sayılı başkaldırılarından biri olan bu ingiliz kadın hareketini ve eylemcilerine ayrı bu konuyu ele alıp harikulade bir film ortaya çıkaran bu kadın yönetmene ayrı teşekkür ediyorum.

    "senden değerli de, değersiz de değilim."

    "asla pes etme, savaşmaktan asla vazgeçme."

    "- sizi durduracağız?
    - ne yapacaksınız? hepimizi içeri mi tıkacaksınız? her evdeyiz. dünya nüfusunun yarısıyız. hepimizi birden durduramazsınız."


    !---- spoiler ----!

    bu filmi hangi düşünceden olursa olsun her kadının izlemesi gerekir. türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1934'te atatürk tarafından yasalaştırıldı ve ona minnet borçluyuz. ama bu türkiye'deki kadın hareketinin o tarihte başladığını elbette göstermez, osmanlı dönemindeki kadın hareketleri ve dergileri bunların birer örneği. bu ülke için önemli olan konuların başını çekiyor kadın hareketi. şu anda da yasalarımızın görünürde eşitlikçi fakat pratikte hiç de öyle olmadığını biliyoruz karşılaştığımız haberlerden.

    kadınlar vardır, ve her kadın kendi sahip olduğu gücün erkek egemenliği altında değil kendilerine ait olduğu bilmeli.

    edit: imlâ.