• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
the verdict - sidney lumet
frank galvin alkol bağımlısı bir avukattır ve kariyeri pek de iyi bir gidişatta değildir. çevresinde uyandırdığı genel kanıyı yıkmak ve hem kişisel hem de profesyonel namını tekrar kazanmak için zorlu bir davayı kabul eder. katolik kilisesi hastanesinde yürütülen hatalı ameliyat sonrası komaya giren bir kadının davasına bakacak ve kazandığı takdirde kariyeri düze çıkacaktır. davayı mesleki ve kişisel bir hırsa dönüştüren frank galvin'in kısa bir süre içerisinde davayla arasında duygusal bir bağ oluşur. kurbanın ailesinden habersiz bir şekilde hastanenin ödemeyi teklif ettiğinde tazminatı geri çevirmesiyle işler iyice karışmaya başlar.
frank galvin karakterine paul newman'ın hayat verdiği the verdict, sidney lumet'in imzasını taşıyan unutulmaz bir klasik.
  1. !---- spoiler ----!

    yanlış anestezi kurbanı bir kadının bitkisel hayata geçişinin ardından açılan bir davada, davacı tarafı temsil eden avukat frank galvin olarak paul newman' ı görürüz... film bana bir ara klişe adalet sistemi eleştirisi izlenimi vermiş olsa da tam anlamıyla klişe bir film de sayılmaz. amerikan sinemasının kemikleşmiş doğası gereği richard prather'in dediği gibi, yani... başkarakteriniz yerde kıvranıyorsa, gidin bir tekme de siz vurun! prensibinden hareketle seyreden filmin doyurucu nitelikte olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    zenginlerle fakirlerin savaşını anlatan bir sürü filmle karşılaşmışızdır. bu da onlardan biridir kuşkusuz, lakin işleyişi biraz farklıdır. fakirleri temsil eden sözcüler idealist ve iyi karakterlerdir. bizim avukatımız frank galvin ise tam anlamıyla iyilik meleği sayılmaz ilk etapta. filmin başlarında frank'in sicilinin kötü olduğu izlemine varırız. kazanılması muhtemel olan 600 bin doların 200 binlik kısmını düşünmektedir. ideali para odaklıdır. idealinin değişme anı ise bitkisel hayattaki müvekkilininin fotoğraflarını çektiği andadır. karşı tarafın davadan çekilmeleri karşılığında yaptığı 210 bin dolarlık teklifteyse kahramanımız işi temelli onur meselesi haline getirir. frank bu sahnede bile bende bir şüphe uyandırdı, gerçekten mağdur durumdaki kadını mı düşündü? yoksa kazanabileceği daha fazla parayı mı? bu bağlamda frank karakterinin safkan idealist biri olarak gözükmemesi güzel bir detaydı... keşke morrisey ve laura'nın konuştuğu sahnede frank karakteri saflaştırılmasaydı...

    210 binlik teklife geri dönersek frank, bu tekliften müvekkilin kardeşine bile söz etmez. hatta aralarında bu teklifi reddetmesinden dolayı sürtüşme dahi yaşanır. işte tam olarak bu noktadan sonra richard prather'in prensibi devreye girer. umutsuzluk, acı, kaos, casusluk, kötü yargıç, yok sayılma, aşk, belirsizlik...

    ortada trajik bir durum, bu durumdan kazanç güden yoksul enişte, yoksul olan ama aynı zamanda karşı tarafın ceza çekmesini isteyen kız kardeş, imajını korumak isteyen popüler doktorlar ve hastane sahipleri, kaybettiği imajını kazanmaya çalışan bir avukat, mesleği elinden alınmış ve acı çeken bir hemşire, tutarlı ve güzel bir senaryoya sahip sidney lumet filmi daha ne olsun?

    !---- spoiler ----!