• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.75)
to kill a mockingbird - robert mulligan
ekonomik buhranın hüküm sürdüğü 1930’lar amerika’sında, alabama eyaletinde yaşanan gerçek bir olaydan konusunu alan film, ırkçılığın şiddetinin son noktaya ulaştığı bu dönemi gerçekçi bir üslupla işliyor. beyaz bir kadına tecavüz suçuyla tutuklanan siyah bir gencin avukatlığını üstlenen başarılı bir avukat çevresi tarafından şiddetle eleştirilip davadan geri çekilmesi yönünde baskılara maruz kalır. ancak idealist avukat yolundan dönmeyecektir.
  1. harper lee'nin aynı adlı çok satan romanından sinemaya uyarlanan 1962 yapımı film. aynı kitaptaki gibi filmde de hikaye küçük scout'un bakış açısından anlatılmıştır. başrolünde gregory peck'in yer aldığı film, ünlü aktöre bu rolüyle akademi ödülü kazandırmıştı.
  2. özellikle çoukların oyunculukları pek bi güzel olan film. insan bunlar nasıl çocuk diye sormadan edemiyor.
  3. bir sahnede çocuklar babalarının görev aldığı bir davayı izlerler. o sahnede benim bile göğsüm kabardı.

    !---- spoiler ----!

    ayağa kalkın babanız geçiyor

    !---- spoiler ----!
  4. harper lee'nin ilk basımı 1960'ta yapılan ilk, ve 2015'te basılan "tespih ağacının gölgesinde"den önceki tek kitabından aynı isimle uyarlanan, 1962 yapımı bir robert mulligan filmi.

    ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. Kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. Aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.

    !---- spoiler ----!

    hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, hikayenin ırkçılığın ve adaletin; bu konseptlerin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.


    izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.

    atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:

    "Şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. Bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. Mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. Bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"

    tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin, ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken; sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.

    mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). Mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. Avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.


    ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. Çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. Oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. Kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. Yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.


    İkinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.


    tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.

    !---- spoiler ----!

    toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de. ayrıca filminin çok hoş bir soundtracki de vardır. gregory peck, atticus finch rolüyle akademi ödülü'ne layık görülmüştür.