• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.14)
bilinmeyen adanın öyküsü - jose saramago
"bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, bana bir tekne ver."

bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta saramago'nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar. emrah imre'nin portekizceden çevirisi ve birol bayram'ın desenleriyle okurun minör başyapıtlarından olacaktır bilinmeyen adanın öyküsü.
  1. (bkz: büyüklere masallar)
    saramagoya giriş 1:
    baktığında masal, baktığında kısacık, bir seferde okunası.
    kraldan tekne isteyecek kadar, bilinmeyen, henüz bulunmamış bir adayı aramak için denize açılacak kadar cesur olan adamın öyküsü.

    büyüklere bir masal aslında, ama çocuklara da okutulmalı.
  2. bir kez daha anlıyorum ki daha çok saramago okuyacağım. masalsı anlatımıyla bir anda bitti ve muhteşemdi. saramago'nun tarzını zaten çok seviyorum. kitabın son cümlesini alıntılamamak için inanın zor tutuyorum kendimi. aslında denizci olmayan ama denizciliği, kimsenin bilmediği adayı bulmaya çıktığında öğrenebileceğini düşünen bir adamla sarayın kararlar kapısından çıkan ve bir daha o kapıdan girmeyeceğini söyleyen bir kadının öyküsü.
  3. çok az sayıda sayfaya saklanmış çok uzun bir hikaye. çok uzun çünkü her cümlesini dikkatle, birçok cümlesini de tekrar tekrar okuduğunuzda ve üzerine düşündüğünüzde bitmek bilmeyen bir hikaye çıkıyor karşınıza. benim "her şeyde gizli bir anlam arama" paranoyaklığım mıdır, yoksa jose saramago'nun ilk bakışta çok yalın görünen cümlelerin altına bir dünya sığdırma yeteneği midir bilemedim. özellikle "bilinmeyen ada" ve "kendin olmak" üzerine uzun uzun düşündüm. beynimi dürten ve beni düşündüren cümleleri yazmak isterim:

    !---- spoiler ----!

    "...bu bilinmeyen adayı kimden duydun, diye sormuş kral biraz ciddileşerek, kimseden, öyleyse niçin var diye tutturuyorsun, çok basit, bilinmeyen bir adanın var olmaması mümkün olmadığı için."

    "beğenmek, sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek."

    "kendinden çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin."

    !---- spoiler ----!

    umarım bir gün kendimi tanır ve bilinmeyen adayı arama cesaretine kavuşurum.
  4. okuduğum en naif öykülerden biri, belki de en naifi..

    nasıl desem, ne anlatsam bilmem ki.. kitapta tek bir noktanın olmamasından mı başlasam, diyalogların ne denli şahane yerleştirildiğinden mi..

    olağanüstü bir uzun öykü. bilinmeyen bir adanın, bilinmeyen bir adam üzerinden anlatılışı. aynı zamanda bir aşk öyküsü. arayış öyküsü.
  5. krallar, hepsi ayni. hep bana hep bana. benim istedigim olacak, ben hediyelere bogulacagim, ama yapmam gereken hicbir gorev, sorumluluk olmayacak; baska?
    josé saramago bu kral tiplemesiyle basliyor uzunoykusune.

    ardindan onsozde publishers weekly'nin de bahsettigi gibi psikolojik, romantik ve toplumsal altmetinlerle devam ediyor oyku.

    bir de "insanın yanı başında duran insanı görmemesi"nden bahseder ki "kim oldugunu bilmeden kendin olamayacagin"la ne de uyumludur dusununce.. kim oldugumuzu bilmeden baskalarini gorebilir miyiz ki?

    !---- spoiler ----!

    "...işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak içini elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hâlâ, geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikâye, diye homurdanıp dururuz."

    "mühim olan varış değil, gidiştir mi demek istiyorsun yani, kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir."

    "beğenmek, sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek."

    "çünkü işten evlerine dönen erkekler, midesi olan ve karnını doyurması gereken varlıkların sadece kendileri olduğunu zannederler."

    "kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin"

    "işte göz yanılması, insanın yanı başında duran insanı görmemesi böyle olur."

    "rüya hünerli bir sihirbazdır, varlıkların boyutlarını ve birbirlerine olan uzaklıklarını değiştirir, yan yana uyuyan kişileri ayırır, birbirine uzaktaki
    kişileri kavuşturur,"

    !---- spoiler ----!
  6. "kadın tam gidecekken geri dönüp, neredeyse unutuyordum, demiş ve cebinden iki mum çıkarmış, bunları temizlik yaparken buldum, ama kibritim yok, benim var demiş adam. kadın mumları tutmuş, iki elinde iki mum, adamsa bir kibrit çakmış ve parmaklarını büküp elini alevin önüne siper ederek dikkatle mumların eski fitillerini yakmış, fitiller alevlenmiş ve ışıkları tıpkı ay ışığı gibi yavaşça artarak temizlikçi kadının yüzünü aydınlatmış, o anda adamın aklından geçeni söylemeye gerek yok, güzel, diye düşünmüş tabii ki, fakat kadının düşündüklerini aktarmak gerek, belli ki adamın gözleri bilinmeyen adadan başka bir şeyi görmüyor, diye düşünmüş kadın, işte göz yanılması, insanın yanı başında duran insanı görmemesi böyle olur..."

    öncelikle müthiş bir hikaye ve anlatım tarzı, arka arkaya üç defa okuduğum tek kitap.
    yalnız hiç isim olmaması çok güzel değil mi? bilinmeyen adanın öyküsü... belki de bilinmeyen ada, bu isimsizlerin anlatıldığı adadır? öyle ya, adam belki de ismini kazanmak için bilinmeyen bir adanın peşine düşecektir.
    kralların her zamanki gibi soyluluk egosu, ülke yönetiminin gereksiz ve saçma bürokrasisi, halkın korkusu ve mesnetsiz ümitleri...

    her güzel hikayeden akıllarımıza kazınan, kendimizle özdeşleştirdiğimiz kahramanları hatırlar mısınız? axl deriz, beatris, tristran. adı olmayan bir adamla özdeşleştirmek kendimizi, ne ilginç bir lezzet. ne lezzetli bir ilginçlik. adı olmayan ay ışığının şavkıyla ortaya çıkar gibi karanlığı aydınlatan kadın? peri kızı sevdiceğimiz değil mi? elimizi uzatsak dokunacağız, geminin şuncacık yerinde.

    çok naif ve lezzetli bir aşkın, hani aşkın en güzel yerlerinden biri olan başlangıcını okuyoruz. kadını çok seviyoruz mesela, adamın peşine takıldığı için. oh be! bizden güzel yaşayacaksın diyoruz. adamı da çok seviyoruz, hele kadını düşünüp gemiye yemek getirişini? kendi ülkelerini kurup, birbirinin kral ve kraliçesi oluyorlardır belki bilinmeyen adada. olmalılar da çünki.

    özlü sözler diyip geçemeyeceğim güzellikte sözler var, buraya yazmayacağım. çünkü okumalısınız bu kitabı mutlaka ve ölmeden. ve bir defa değil, birkaç defa okumalısınız. en sevdiğinize okutmalısınız. bir de bu kitap üzerinden sevmelisiniz en sevdiğinizi.

    zerre utanmadan, bilinmeyen adam olup, ne varsa tabu niyetine yıkamıyorsanız da yıkılsın diye kapısında yatmalısınız. o'nu seviyorsanız, küçücük ve kısacık dünyada bilinmeyen ada'm olmanın sonsuz ve devasa lezzetini yaşamalısınız.

    kitabı lütfen ve mutlaka okumalısınız.