1. "sizin en büyük sorununuz da bu. bir rakı sofrasında dost olup, ertesi sabah birbirinizi bıçaklayabiliyorsunuz. ilk tanışmada yakınlaşıp, birbirinizi tanıdıkça uzaklaşıyorsunuz. bizse tersini yapıyoruz. uzaktan başlayıp, ağır ağır yaklaşıyoruz. dost olmamız uzun sürüyor ama dostluklarımız kalıcı oluyor. doğu ile batı arasındaki fark hilal ile haç arasındaki fark kadar. hilal bombeli. haçtaysa dik açılar var. hilal altında yaşayanlar da bombeli hayatlara sahip. genişler, kurallarla ilgilenmiyorlar, zamanla ilgileri yok, çöl kumu gibi uçuşuyorlar. haçın gölgesindekilerse sert ve köşeli hayatlar yaşıyorlar. yasaları, kuralları olan, dik açılı hayatlar. hilalin altındaki insana, haçın gölgesindeki düzeneğe inanıyor. dolayısıyla hilalle yaşayanların her biri ayrı bir düzenek geliştiriyor. küçük çeteler. küçük düzenekler. haç, insana tek bir düzenek emrediyor. doğu ile batı arasındaki fark bu."

    malafa - hakan günday

    not: diyalog "batı düzeneğe inanıyorsa, batı bireyciliği nereden geliyor?" sorusu ile devam ediyor. merak eden olursa devamını da yazarım.
  2. meridyen başı 4 dakikadır.
  3. batıda kanun, doğuda hüküm
    batıda filozof, doğuda peygamber
    batıda gerçekçilik, doğuda hakperestlik

    ali şeriati öze dönüş kitabında şöyle söyler;

    ''orada iki bin üç yüz yıldan fazla bir zamandır demokratik yönetime sahipler ve siyasal felsefe, devlette (politik) halkın soyluluğuna, din dışı egemen iktidara, milli ruha, felsefi görüşe, maddi hümanizme ve belediyecilik sistemine dayalıdır. burada ise 2300 yıl sonra dahi demokrasi kelimesi anlamı belirsiz bir batılı sözcüktür. siyasal felsefesi, liderin soyluluğuna, yukarıdan ve dini güç kaynağına, daima iman, din ve ruhani görüşe boyun eğmiş milliyet ruhuna, liderlik ve siyaset (non-politik) temelli devlet düzenine dayalıdır...''

    doğunun rönesans'ı gerçekleşir mi bilinmez.

    ve yine ali şeriati aynı kitapta şöyle der;

    '' orada, düşünce inanç, dünya görüşü, duygu ve hayatın aydınlık yolunu seçme, siyasal, dini, felsefi, bilimsel, estetik ve sanatsal görüş, zevk ve sanatsal beğeni üzerine eski ve yeni savaşı, modernizm ve klasisizm savaşı söz konusudur. burada ise bazıları çarşaf ve peçeyi koruma derdine düşerken, diğer bazıları da süper mini etek ile batıya bağlanma derdinde. bu cenahta sakal ve şalvara karşı vefakarlık sergilenirken diğer cenahta sakalsızlık, ve batı müziğinden zoraki zevk alma. bazılarının birkaç ay sen ve times çevirisinde dönmek, ottival meydanı ve eyfel kulesi'ni temaşa etmek ve yabancıları görmek adına otuz yıldır konuştuğu ana dili kelime ve cümleleri çaresizce unutması ve bununla gurur duyması...''

    ''orada aydınlar, kendi halk, toplum ve kültürlerini tanırlar. burada ise aydınlar, başkaları gibi halka yabancıdır. bunlar kimdir? ne diyorlar? ne istiyorlar? ne düşünüyorlar? gerçekte hangi dille konuşuyorlar? niye onlar hakkında şaşkınlık içindedirler?

    onların manevi ve fikri geçmişi, aristo'dan descartes'a kadar; bizim geçmişimiz, ibrahim'den, budha'dan, zerdüşt'ten, musa'dan, muhammed'den, ali'den... ibn sina, gazali, hafız mevlana ve molla sadra'ya kadardır.

    onların burjuvaları; ilerici, yenilikçi, kilise karşıtı, devrimci ve özgürlükçü aydınlardır. büyük fransız devrimi onların eseridir. bizim klasik burjuvazimiz, mescidin itaatkar sınırları içerisinde yer alan pazardır; modern burjuvazimiz ise dış şirketlere teslim olmuş bir pazardır.

    daha kitaptan aktarılacak çok şey var aslında...
    merak eden olursa yazmayacağım. kitabı edinmenizi tavsiye ederim.
    35cc
  4. necip fazıl kısakürek ideolocya örgüsü adlı eserinde teferruatlariyla bu konuyu irdeler. çok enfes tespitleri cok edebi bir dili vardır. meraklısına tavsiye edilir.
  5. batıda barbaros şansal eleştirmen kabul edilir. doğu da ise linc edilir.
  6. doğu;
    doğmaktır,
    ilk olmaktır...
    başlangıçtır.

    felsefe buradan başlar,
    evlilik, cinsellik, kölelik, matematik, insanlık hep buradan yükselir.

    doğu, dünyanın küresel şeklini gerçekleyen yegane kanıtıdır.

    burada başlayan, buradan yayılır.
    genişler evren gibi.
    o bilgi sığmaz doğuya... gider batıya.
    evrilir yolda.
    değişir ve gelişir. arada bir çatışır kendiyle.
    büyür, yetişir.

    batıya vardığında sarsılır bilgi,
    orada kaldığı süreyle orantılı olarak olgunlaşır, bazen de yozlaşır.
    ama tıpkı, gençken yerinde duramayan, hayallerini yaşamak isteyen idealist gençler gibi gittiği o gelişmiş topraklardan dönmek ister yaşlandığında.

    bilgi harmanlandığı doğuya, geri döner.
    ama artık doğduğu gibi değildir bilgi. ve doğu, onu terk edenlerin acısıyla yıkılmıştır.

    küreselliğin temel felsefesi olan başladığın noktaya geri dönmektir aslında bilginin yaptığı ama yaşlı olsa da doğduğu topraklarla çatışır. çünkü bilgi artık çıkarı için vardır... doğuya uymaz bu.

    *

    bu yüzdendir ki, bilim doğu ile oturamaz bir masada. bilimin yaptığı atasını hor gören bir veledin şimarıklığıdır.

    doğu öz' dür.
    kadimdir.
    batı gidecek ama o kalacaktır.

    ekleme: bilim ve insan doğuya yönlenmeden bilimin depresifliği değişmeyecek ve arayışı sürecektir.
  7. galileo galile 500 yıl önce dünyanın yuvarlak olduğunu keşfetmesiyle bu tartışmayı sonlandırmıştı galiba.
    yok
  8. bu başlığı bir hafta kadar önce gördüğümde finallere çalışıyordum. finaller bitsin yazacağım dedim. finaller bitti, oturdum yazmaya başladım. konuyu başlıkta ağılıklı olarak yapıldığı gibi romantik değil daha 'bilimsel' daha 'mantıklı' daha gözlemsel ele almaya çabalayarak yazmaya çalıştım. baktım ki yazı çok uzadı, yazıyı gerekli ölçülerde bölmem gerektiğini düşündüm. böldüm, onları da farklı başlıklarda yayınladım;

    (bkz: enformasyon sistemleri kuramı)

    (bkz: kültürel boyutlar kuramı)


    bu başlıklardan yola çıkarak; kaba hatları ile ele alacak olursak;

    batı toplumları genelde zamanı monocrone algılar, doğu toplumları ise polycrone
    batı toplumları genelde dili dar bağlamda kullanır, doğu toplumları ise geniş
    batı toplumlarında güç aralığı düşüktür, doğu toplumlarında ise güç aralığı yüksektir.
    batı toplumları bireycidir, doğu toplumları ise kolektivist.

    batının disiplini, monocronic oluşundan gelir, doğudaki, akdenizdeki tembellik polycronic oluşlarından. "batı" kültüründe dil kullanımında, dar bağlam tercih edilir ve cümle genelde hedefe atılan bir ok gibidir, bir manaya net bir anlama sahiptir. bu sebeple zamanında ingilizce için "bilim ve mantık dili" diyenler çıkmıştır. (haksızlar, hiçbir dil bilim ve mantık dili değildir, onu kullanan bilim ve mantık insanı ise o dili yeteri kadar bilimsel ve mantıksal hale getirir zaten. ha şu var; bazı diller, "bazı" açılardan bazı işler için daha elverişli olabilir, fakat "bazı açılardan" kısmına dikkat çekmek isterim. topyekün dilin kendisi söz konusu değil bu noktada.) doğu toplumlarında ise dil, örümcek ağı gibidir, kültüre hakim olmayan biri için anlam belirsizliği vardır, yeteri kadar bilgi aktarılmamıştır ve ucu açıktır. batı toplumlarında güç aralığı düşüktür, bu kendini öylesine gösterir ki, aile-okul-iş hayatı gibi gündelik olaylardan tutun, dinlerine, edebiyatlarına ve doğal olarak siyasetlerinde kendini net şekilde gösterir. günlük hayattaki izlerinden kültürel boyutlar kuramıbaşlığında yeteri kadar bahsettiğim için bu güç aralığı mevzusunu biraz daha farklı bir açıdan ele alayım burada.

    doğuda, güç aralığı öylesine yüksektir ki, dinleri "sonsuz" derecede güçlü kadiri mutlak tanrılar var etmiştir. o yenilemez, asla karşı konamaz bir baba figürüdür. karşı gelindiği takdirde hışmı çok kötüdür. batıda ise tanrılar dahi kısıtlı güçlere sahiptir, bir nevi süper insandır ve yeteri kadar uğraşılırsa yenilebilir, kandırılabilirler. bu, babaya karşı gelmeyi, otoriteye başkaldırabilmeyi, "hayır" diyebilmeyi, "özgürlüğü", eleştiriyi ve eleştirilme isteğini, günümüzde algıladığımız manasıyla bilimi (bkz: yunan mucizesi) doğurmuştur. ki bu güç aralığı farkını ve etkilerini hala görmekteyiz. doğuda, bu "tek"in hakimiyeti, tekin muktedirliği sebebiyle devletler kurumlaşma konusunda eksik, şahıs tabanlı yönetimlerden ileriye gidememiş, insanlar bir şeyleri hep birlikte değil, hep "bir"in önerliğinde başarma ihtiyacı duymuştur. bugün, demokrasi denen şeyin "doğuda" sıkıntılı olmasının temel sebebi, işte bu kültürel özelliktir. onun sebeplerini ise irdeleyebilecek adam ben değilim. en azından şimdilik.

    şimdi, kendi yorumuma geçmeden önce başlıkta yazılanlar hakkında bir şey diyebilir miyim diye baktım ve yakaladım o romantik sızlanmaları, o şiirsel fakat boş sözleri. biraz onlara değinip yorumu kapatayım.


    "bu yüzdendir ki, bilim doğu ile oturamaz bir masada. bilimin yaptığı atasını hor gören bir veledin şimarıklığıdır.

    doğu öz' dür.
    kadimdir.
    batı gidecek ama o kalacaktır.

    ekleme: bilim ve insan doğuya yönlenmeden bilimin depresifliği değişmeyecek ve arayışı sürecektir."

    şimdi, anlamadığım, bir şeyin başlangıç olması, bir şeyin temel olması onu nasıl değerli, önemli veyahut "daha pozitif" herhangi bir şey kılıyor? pek çok şeyin temeli, genelde o şeylerin en ham ve işe yaramaz, daha sonradan yok olan, yerini başkasına bırakan halleridir. bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum, hayır, fakat "doğu öz' dür. /
    kadimdir. /batı gidecek ama o kalacaktır." gibi lafların edildiği bir yerde bunları söylemem ve şu soruyu sormam gerekiyor; nasıl, neye dayanarak, neyden yola çıkarak ediliyor bu laflar? açıkçası, şu sözlerin nereden geldiğini bilmiyorum ama mantıktan gelmediğinden eminim.

    "bilimin depresifliği" gibi bir kelime öbeği kullanılmış ve bilimin doğuya yönelmezse arayışının biteceği söylenmiş. yahu işte, problem de bu ya, bilim, ki varlığının sebebi arayıştır, arayışı olmazsa kendisi de olmaz, doğuya yöneldiğinde "tek"in, "eleştirilemez"in hükmü altına girecek, arayışı sonlanacaktır. en azından, doğunun, tarihte kısa bir dönem hariç çizdiği profil, bunu göstermektedir. öte yandan, "bilimin depresifliği" kelime öbeğine dönecek olursak; merak ediyorum, bilim nasıl depresif olabiliyor? aksine, bilim, isanlar tarafından yapıldığı ele alınmaksızın, kendi başına, salt olarak ele alındığında, matematikteki sıfıra eşittir. bir tavrı, bazı şeylere optimist veyahut pesimist, hele hele hüzünlü, melankolik, "depresifçe" bir bakış açısına sahip değildir. e, bugünkü "bilim" anlayışını "batı" ortaya koyduğuna ve geliştirdiğine göre, benim "bilim" derken bilime yüklediğim anlamları "batılılar" var ettiğine göre, batı da bilimi "depresifçe" anlamayıp "depresifçe" gerçekleştirmiyor demektir. e neyin depresifliği bu? yani, bu cümleleri, şiir gibi ele alıp, kelimelerin ahengine önem verip, ortaya koydukları anlamı önemsememeli miyim? çünkü, anlamayı beceremiyorum.

    son olarak, aynı entryde evliliğin ve cinselliğin doğuda doğduğu söylenmiş. enteresan, bugün, bu başlık altında "doğu" olarak addettiğimiz sınırlar içersine afrika da mı giriyor? çünkü evrimin ve insanlığın filizleri, bildiğim kadarı ile orası, dolayısıyla cinselliğin ve evliliğin tarihi bir miktar geriye uzanıyor.