ilber ortaylı

Kimdir?

ilber ortaylı (d. 21 mayıs 1947, bregenz, avusturya), türk tarih profesörü. yaşamı avusturya'daki bir göçmen kampında 1947 senesinde doğdu.[3] kırım tatarı kökenlidir. stalin'in politikaları neticesinde anavatanlarından ayrılmak zorunda kalan ailesiyle birlikte 2 yașında türkiye'ye göç etti. ilk ve orta öğrenimini ankara'da tamamladı. 1965 yılında ankara atatürk lisesi'nden mezun oldu. akademik kariyeri 1969 yılında ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi'ni ve ankara üniversitesi dil, tarih ve coğrafya fakültesi'nin tarih bölümünü bitirdi. viyana üniversitesi slavistik ve orientalistik bölümü'nde öğrenim gördü. yüksek lisans çalışmasını chicago üniversitesi'nde prof. dr. halil inalcık ile yaptı. ankara siyasal bilgiler fakültesi'nde "tanzimat sonrası mahallî idareler" adlı tezi ile 1974 yılında doktor, "osmanlı imparatorluğu'nda alman nüfûzu" adlı çalışmasıyla 1979'da doçent oldu. 1982 yılında devletin akademik politikalarına tepki olarak görevinden istifa etti. bu dönemde viyana, berlin, paris, princeton, moskova, roma, münih, strazburg, yanya, sofya, kiel, cambridge, oxford ve tunus üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, buralarda seminerler ve konferanslar verdi. 1989'da türkiye'ye dönerek profesör oldu ve 1989-2002 yılları arasında ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi'nde idare tarihi bilim dalı başkanı olarak görev yaptı. yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. ile 19. yüzyıllar arası osmanlı tarihi ve rus tarihi ile ilgili makaleleri yayınlandı. 2002 yılında galatasaray üniversitesi'ne, iki yıl sonra ise bilkent üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak geçti. şu anda galatasaray üniversitesi hukuk fakültesi ve bilkent üniversitesi hukuk fakültesinde türk hukuk tarihi derslerini vermektedir. galatasaray üniversitesi senato üyesidir. ayrıca ilke eğitim ve sağlık vakfı kapadokya meslek yüksekokulu mütevelli heyeti üyesidir. 2005 yılında topkapı sarayı müzesi başkanı oldu. 7 yıl bu görevde kalan ilber ortaylı 2012 yılında yaş haddinden emekli oldu ve görevi ayasofya müzesi başkanı haluk dursun'a devretti. ortaylı, uluslararası osmanlı etütleri komitesi yönetim kurulu üyesi ile avrupa iranoloji cemiyeti ve avusturya-türk bilimler forumu üyesidir. tarih vakfı ve afet inan ailesinin işbirliğiyle iki yılda bir verilen afet inan tarih araştırmaları ödülü’nün 2004 yılındaki sahipleri prof. dr. ilber ortaylı'nın da içinde bulunduğu jüri tarafından belirlenmiştir. 2009 yılında izmir kitap fuarı'na katılmıştır. milli saraylar daire başkanlığı'nın dolmabahçe sarayı'nda düzenlediği vefatının 150. yılında i. abdülmecit ve dönemi uluslararası sempozyumu'nda açılış ve kapanış oturumlarına katılmıştır. ortaylı; türkçe; ileri seviyede almanca, fransızca, ingilizce, italyanca ve rusça; orta seviyede arapça, farsça, latince, ibranice, sırpça ve yunanca bilmektedir. özel yaşamı 1981 yılında mersin eski senatörü dr. talip özdolay'ın kızı ayşe özdolay ile evlendi ve bu evlilikten tuna adında bir kızı oldu. daha sonra 1999 yılında eşinden boşandı. ortaylı, bilgisayar ve internet kullanmayı sevmemektedir. herhangi bir sosyal medya sitesinde adına açılmış hesapların hiçbiri kendisinin değildir.[9] ilber ortaylı'nın ayrıca çocukluğundan beri büyük bir tutku ve özenle biriktirdiği minyatür otomobillerden oluşan büyük bir koleksiyonu vardır. televizyon programları ve yazıları 2004 yılında trt 2'de başlayıp trt türk'te haftasonları yayınlanan "ilber ortaylı ile" adlı belgeseli sunmuştur. ntv'de "ilber ortaylı ile tarih dersleri" adında bir program yapmıştır. günümüzde bloomberg ht kanalında "ilber ortaylı ile zaman kaybolmaz" adlı bir program hazırlamaktadır. 2000 yılından beri pazar günleri milliyet gazetesinde, aylık atlas tarih ve üç aylık doğu batı dergilerinde makaleler yazmaktadır. bir dönem yayınlanan popüler tarih ve tarih ve toplum dergilerinde ve habertürk gazetesinin habertürk tarih ekinde de makaleleri yayınlanmıştır.[12] halen doğu batı ve ntv tarih dergilerinin danışma kurulu üyesidir. aldığı ödüller prof. dr. ilber ortaylı, “osmanlı tarihinde aile” isimli eserinin yanı sıra, tarih alanında 1970’li yılların başlarından itibaren yaptığı çalışmaları, yayınladığı makaleler ve kitapları, tarih biliminin yaygınlaştırılması çabaları, tarihi her yaştan türk insanına sevdirme konusundaki faaliyetleri, yurtdışındaki bilimsel etkinlikleri ve türk tarihçiliğinin uluslararası alanda önemli bir ismi olması da göz önüne alınarak tarih dalında 2001 aydın doğan ödülü'ne değer bulundu. 2006 yılında italya'da lazio bölge yönetiminin başlattığı ve her yıl devam etmesi öngörülen akdeniz festivali'nde, toplumsal ve kültürel tarih alanındaki "avrupa ile akdeniz arasında lazio" ödülünün prof. dr. ilber ortaylı'ya verilmesi uygun görülmüştür. 2007 yılında rusya devlet başkanı vladimir putin imzasıyla rusya federasyonu tarafından rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan kişilere verilen puşkin ödülü'ne türkiye'den ortaylı layık görülmüştür.
  1. one
  2. cinim ya cok seviyorum ben bu adamcağizi cok tatli ...
  3. gündemimiz itibarı ile ilber hoca'nın 2004 yılında popüler tarih dergisinde yayınlanan yazısı okunmalıdır.


    !---- spoiler ----!

    29 ekim 1914’te osmanlı imparatorluğu, alman-avusturya bloku yanında savaşa girdi. bütün türk tarihinde, böylesine çocukça ve hayalperest bir fiil görülmez. zira uzun türk devlet geleneği, gerçekçi davranışlar etrafında var olabilmiştir. zaferine inanılan cephe, yani alman orduları, marne’da ‘muzaffer fransa’ tarafından durdurulmuş ve geri çekilmiştir.
    enver paşa’nın ordu komutanlığı ile alakası olmadığı, en seçkin kıtalarımızı sarıkamış cephesinde perişan etmesiyle anlaşıldı. alman genelkurmayı’nın ikna ettiği başkumandan vekili, ilk anda rus cephesine saldırmıştı. ancak ne askerimizi sevk edecek yol (demiryolu ankara’da bitiyordu) ne de askeri kış savaşına hazırlayacak donanım vardı.
    ’1915 ermeni tehciri, ihtimal dahilindeki bir isyana karşı düşünülmüş bir tedbir değildir. 1915’deki zorunlu göç kararı, fiiilen ortaya çıkan isyan ve düşman orduyla işbirliğine karşı alınan ve günün şartları içinde kaçınılmaz olan bir karardır.’

    düşmanla işbirliği
    seçkin askerlerimizi, siperlerinde bekleyen ruslar değil, ağır kış şartları telef etti. çekilen kolordumuzun yarattığı boşluğu doldurmak için ilerleyen rus ordularına, ermeni komitaları öncülük ediyordu. bölgedeki müslüman halka karşı çok gaddar davrandılar; katliamda bulundular. öncü ermeni komitalarının bu acımasızlığını bizzat rus genelkurmayı belirtmektedir. olaylar niye böyle gelişiyordu?
    taa selçukilerin türkiye’yi kurmalarından beri, müttefik hıristiyan halk, ermenilerdi. ananeleri, mutfakları, musikileri, kaç göç anlayışları, aile düzenleri itibariyle ermenilerin anadolu türkleri’nden ayırdedilmeleri çok zordu. ama tarihte, habeşistan (etiopya) halkı gibi, ilk milli kiliseyi oluşturuyorlar ve dolayısıyla dinleri ve ibadetleriyle dilini koruyan bir halk sayılıyorlardı.
    19. yüzyılda ermeniler, özellikle yunan ayaklanması sonrası, babıali’de, tercüme odası’ndaki ve hariciye nezareti’ndeki görevleri ele geçirdiler. ticarette beynelmilel bir konuma yükselmişlerdi; yetişkin gençleri, çalışkanlıkları ve sanatkâr yetenekleriyle türk devletinde resmi mimarlık, barutçuluk, darphane nazırlığı gibi stratejik görevleri de ermeni seçkinleri yani âmira sınıfı yüklenmişti. bununla birlikte, ermeni halkı arasında, farklı bölgelere ve bilhassa farklı mezheplere mensup olmaktan ileri gelen çekişme ve gerilim, eksik değildi.


    bölgenin şartlari
    yunan bağımsızlığından sonra bütün osmanlı hıristiyanlarını harekete geçiren bağımsızlık isteği, ermenileri de sardı, bu kaçınılmazdı. ne var ki ermeni siyasi liderleri, aralarında iyi iletişim kuran, siyasi tecrübe bakımından yetişkin kadrolar değillerdi. evvela tarihi haklarına dayanarak, nüfusça azınlıkta oldukları bir bölgede devlet kurmak istediler. etraflarında kürtler ve türklerden, arapça konuşanlardan oluşan müslüman bir nüfus, süryanîler ve kaldanîler gibi dindaş ama ayrı bir dil ve kültür taşıyıcısı milletler vardı.
    böyle bir ortamda ermenilerin bağımsızlık mücadelelerine, balkanlardaki bulgar komitalarının örgütlenme biçimine benzer örgüt ve yöntemlerle girişmeleri; bölgenin müslümanlarına karşı kanlı bir mücadele yolunu seçmeleri, tepki ve intikam hissi uyandırmıştır.


    hamidiye alaylari
    1896 olayları neticesinde ortaya çıkan hamidiye alayları’nı sadece sultan ii. abdülhamid’in bir entrikası olarak yorumlamak, doğru değildir.
    bölgenin kürt aşiretleri, ermenilerin savaş isteğine aynı yöntemle cevap vermektedir. doğuda ermeni ve müslüman gruplar arasındaki çatışma, bir mukateleye (boğazlaşma) dönüşmektedir.
    mesela o dönemde ortaya çıkan siyonist liderlerin rafine (incelikli) propoganda yöntemleri ve dünya musevilerini filistin’e yerleştirme çabaları gibi başarılı ve olgun bir siyasi çalışma, ermeni lider ve siyasi örgütlerinde göze çarpmamaktadır. ermenilerin o günden bugüne başlıca hataları, batıdaki kamuoyunu biçimlendiren iletişim araçlarına (medya) olduğundan çok daha fazla önem vermeleri ve bu aracın nihai başarıyı tayin edeceğine olan mutlak inançlarıdır.


    neden tehcir?
    birinci dünya savaşı’ndaki ilk yenilginin ardından, istilacı ordulara gösterilen silahlı ermeni desteği, alman genelkurmayı’nın da ısrarlı önerileriyle tehcir (zorunlu göç) kararının alınmasına sebep oldu. yakın zamanlara kadar, talat paşa’nın ‘soykırım’ emrini içeren telgrafının, doğruluğu ispatlanan bir belge olduğunu söylemek, güçtür. tehcir kararında ordunun hareket alanını güvenceye almak ve müslümanlarla ermeniler arasındaki çatışmaları önlemek amacı olduğu açıktır. kuşkusuz idare bu işlemi uygularken, aktif ermeni militanlarıyla sivil halkın çatışmaya karışmayacak unsurlarını ayırdedemezdi. tehcir işlemini kimi idareciler oldukça kansız biçimde gerçekleştirdi, bölgelerindeki nüfusu, öbür bölgeye aktarabildi (tehcirin hedefi suriye ve mezopotamya idi).
    bir kısım idareci, sürgün edilenlere karşı sorumsuz ve genelde beceriksizce davrandı; birçok yerde ise intikamcı unsurlar yağma ve katl olaylarına giriştiler. ulaşımdaki imkansızlıklar da üste binince, istenmeyen olaylar zinciri karşılıklı acılar, mütareke döneminde de sürecek karşılıklı çatışmalar, boğazlaşmalar devam etti.


    tehcirin zamani
    1915 ermeni tehciri, olabilecek, yani ihtimal dahilindeki bir ermeni isyanına karşı düşünülmüş bir tedbir değildir; bu nokta çok önemlidir. 1915 tehciri, fiiilen ortaya çıkan isyan ve düşman orduyla işbirliğine karşı alınan ve o günün şartları içinde kaçınılmaz olan tatsız bir karardır.
    osmanlı imparatorluğu savaşa girmeden önce, 1914 yılında büyük devletlerle bir yeniköy antlaşması yapmıştır. buna göre, doğudaki altı vilayette ermeni nüfusun yerel temsil organlarına girmesi ve bölgeyi, maaşı dahi tesbit edilen bir norveçli genel vali’nin yönetmesi konusunda karara varılmıştır.
    savaşın çıkması bu antlaşmanın yürürlüğe girmesini önledi ve savaş içindeki olaylar sonucunda, doğu anadolu’da böyle bir antlaşmayı yürürlüğe sokacak unsurlar da tarihten kalktı…


    soykirim kavrami
    ‘genocide’ (soykırım) kavramı, ikinci dünya savaşı’ndan sonra önem kazanması üzerine, batı’da ermeni olayları için çok kullanılıyor. bunun nedenleri vardır.
    yahudi soykırımının ağır suçluluğunu taşıyan alman-fransız çevreleri ve macarlar gibi kavimler, özgün suçlarını yayıp paylaşacak tarihi ortaklar arıyorlar. ermeniler ise davalarını yahudiler ölçüsünde başarıyla kabul ettireceklerini düşünerek de bu kavrama dört elle sarılıyorlar. ermeni tehciri ve mukataleyi ‘genocide’ olarak nitelemeyi reddeden bernard lewis gibi bilginleri mahkum ettiriyorlar, aynı fikirde olduğunu söyleyen gilles veinstein gibi fransa’nın tanınmış bir türkoloğunu protesto ediyorlar, college de france’a seçimini engellemeye çalışıyorlar.

    yıl 1915: diyarbakırda yakalanan ermeni komitacılar, silah ve bombalarıyla.


    neden türkiye?
    batı avrupa’daki çevreler, ‘genocide’ suçunun ne olduğunu biliyor ve solcusundan sağcısına, bu suçu türkiye’ye yamıyorlar. amaç; bazı siyasilerimizin temcit pilavı gibi tekrarladıkları, sadece siyasi, iktisadi kontrol kurmak, bölgeyi bölmek değildir. tek başına ermeni propoganda imkanlarının da bu kadar yaygın sonuç elde etmesi mümkün değildir.
    bizim ülkemizde ise ne hükümet çevreleri ne milliyetçi tarihçiler, ne liberal entelektüeller ‘genocide’ kavramını yeterince tanımıyorlar. genocide, mürur-u zamana (zamanaşımına) tabi olmayan bir suçtur. hukuki sonuçları yanında, kültürel olarak da bir milletin hem mazisini hem de geleceğini bağlar.
    ’1915 olayları, tıpkı müteakip pontus hadiseleri gibi, yanlış politikaların, gerçekçi olmayan isteklerin, dış kışkırtmaların da hızlanmasıyla yaratılmış, geliştirilmiş boğazlaşmalar, acı tarihi sayfalardır. bunları soğukkanlı biçimde incelemek ve sağlıklı sonuçlar elde ederek, birbirine çok yakın yönleri olan iki halkın yakınlaşmalarını temin etmek icab eder.’

    sözün kısası ‘genocide’, sadece yapanı değil, onun mensup olduğu milleti de bağlar. yahudi soykırımından dolayı benzer fikirleri savunan martin luther ve protestanlık, hitler kadar suçludur. her şeye rağmen bugünkü alman kuşakları da babalarının fiilini ister istemez üstünde taşımaktadır. soykırım faaliyetlerine iştirakten dolayı sadece vichy hükümeti suçlu değildir. fransız kültüründe bu işin kökleri voltaire’e kadar gider.
    soykırım ne devletle ne idare adamlarıyla ne de belirli bir partinin ideoloji ve fiiliyle sınırlı kalır. bunlarla aynı kimliği paylaşan herkes ‘bunlardan biri’ olarak tavsif edilir.
    1915 olayları, tıpkı müteakip pontus hadiseleri gibi, yanlış politikaların, gerçekçi olmayan isteklerin, dış kışkırtmaların da hızlanmasıyla yaratılmış, geliştirilmiş boğazlaşmalar, acı tarihi sayfalardır. bunları soğukkanlı biçimde incelemek ve sağlıklı sonuçlar elde ederek, birbirine çok yakın yönleri olan iki halkın yakınlaşmalarını temin etmek icab eder. ermenistan ve türkiye, bir arada yaşaması ve karnını doyurması gereken iki devlettir.


    soykirim nedir?
    her boğazlaşma, her etnik çatışma, ‘genocide’ olarak nitelendirilemez. reich almanya’sının bu özgün suçu, rastgele dönemleri ve kavimleri nitelendirmek için uygun değildir ve beşeriyetin her kesimini bu suça ortaklıkla itham etmek de, sağlıklı ve adil bir değerlendirme değildir.
    soykırım için gerekli olan önyargılar, küçümseyici ifadeler, olumsuz bir ayırımcılık (negative discrimination) osmanlı-türk kültüründe yoktur. hatta ermeniler hakkında bir takım hıristiyan milletlerin kültüründe var olan bu gibi önyargıların onda birine, müslümanlar ve türkler arasında rastlanmaz. 1914’te harbe giren imparatorluğun hükümetinde, ermeni nazırlar vardı (bunların, savaşın ilanına karşı çok vatanperverane bir tepki göstererek, istifa ettiklerini de belirtmeliyiz).
    hayat görüşlerini ve yaşam biçimlerini paylaşan iki kavmin arasında, ‘genocide’i uygulatacak bir münâferet (soğukluk) ortamı yoktu. dahası, bizzat ittihat ve terakki çevrelerinde, tehcir kararını tasvip etmeyen kimseler vardı.
    ermenilerin tarihi gelişimleri ve ulaşacakları hedef, zamansız ve gereksiz bir harple sapmaya uğramıştır. çoğunlukta olmadıkları bir bölgedeki gerçekleşmesi zor siyasi amaçları, diğer grupların tepkisini yaratmıştır. harbin getirdiği ani yıkımın yarattığı panik, bu olaylar zincirini ortaya çıkartmıştır. bunu böyle bilmeli, olayların tarihini olduğu gibi konuşmalı, yazmalı ve soykırım suçlamasını devletten önce halk olarak reddetmeliyiz.


    farkli ermeni cemaatleri ve amerikan misyonerleri
    bir kısım ermeni, haçlı seferlerinden beri katolik inanca girmiştir. özellikle çukurova ve ankara ermenileri bu zümredendir. katolik ermeniler dünya görüşleri ve kültürel seçimleri itibarıyla kendilerini asıl ermeni gruptan ayırmayı tercih etmişlerdir. her ne kadar 19. yüzyılda bazı katolik ermeniler laik ulusçu bir tavırla asıl ermeni grupla bağdaşma yolunu seçmişlerse de iki grup arasında her zaman için derin bir münâferet (soğukluk) vardı. 19. yüzyılda aslen bir katolik rahip olan ormanyan’ın ortodoks gruba geçmesi ve imparatorluk tarihinde en uzun süre görev yapan ermeni ruhani lideri olması gibi bir olay dahi istisnaidir.
    katolikler, milli ermeni kilisesi’ne yanaşmamışlardır. cizvitlerin propogandası, hatta 18. yüzyıl sonunda katolik propogandasına karşı çıkan patrik avedik’i buradan paris’e, bastille’e kaçıracak kadar cüretkâr davranmaları, katolik ermenilerin kuvvetlenmesine neden olmuştur. imparatorlukta bilhassa 17. yüzyıl sonunda, sivaslı mehitar gibi bir katolik rahibin ortaya çıkmasıyla katolik ermeniler, batı kültürü ve siyasetiyle daha çok bütünleşmiştir. belirtmek gerekir ki, batı medeniyetini ermenilere tanıtmakta, ermenileri de batıya kabul ettirmekte çok etkili olmuşlardır. mehitarist cemaat venedik, viyana ve paris gibi merkezlerde matbaa, okul ve manastırlar teşkil etmiş; ermeniliği batıyla bütünleştirmekte hizmet etmiş, osmanlı ermenileri arasında da bu gibi okulların açılmasına öncülük etmiştir. ama doğu’daki ermenilerin hayatını ve siyasetini asıl etkileyen akım, boston’dan kaynaklanan amerikan misyoner faaliyetidir.
    kısa zamanda doğu bölgesinde ve mezopotamya’da sayıları 400’ü geçen okul, yetimhane ve sanayi mektebiyle amerikalı misyonerler; ermeni cemaatı arasında çatışmalara da neden olan üçüncü bir mezhebin, protestanlığın doğuşuna neden oldular. ermeni halkının en fakir ve en eğitimsiz kesimini, yüksek eğitime hazırlamak yanında, zenaatkâr olarak da eğiten misyonerlerin yeni militan bir grubun doğuşunu hazırladıklarına hiç şüphe yoktur.
    galiba çağdaş ermeni diasporasını (yurt dışında yaşayan ermeni cemaatler) yönlendiren dünya görüşü ve siyaset, bugün de bu eğitimin sonucu olarak devam etmektedir. bu ermeni ulusçuluğunun osmanlı yönetimine karşı yöneliminden çok, asıl buhran, ermeni uyruklar arasındaki mezhep ve parti çatışmalarıydı. hınçaklar, daşnaklar gibi sosyalizan ve milliyetçi militan gruplar dışında, ramgavar gibi anayasacı liberal burjuvazinin yükselişini temsil eden partiler de vardı. ama her şeye rağmen, kültürü, yaşam biçimi, siyasi meşruiyetçilik anlayışıyla, osmanlı devletine ve imparatorluk sistemine sadık ve bütünleşmiş ermeni unsuru da göz önünde tutmak gerekir. işte bu sonuncu grupla milliyetçiler arasındaki çatışma ve gerilim, ermeni hayatını ve yakın tarihini şekillendiren bir başka unsurdur.

    — ilber ortayli
    a.ü. öğretim üyesi

    !---- spoiler ----!
  4. halil inalcık'ın öğrencisi olmuş popüler tarihçi ve münevver.
    türk idari tarihi hakkında (sanırım doktora teziydi) yazdığı kitap bu dalda önemli bir eser.
    bunun dışında özellikle topkapı sarayı müdürlüğü görevini sürdürdüğünde yazdığı kitap ve makalelerle kendini takip eden bir kitle yarattı.
    son yıllarda kendisi için yapılan capslerle sosyal medyada fenomen oldu.
    ne yazık ki söylemleri üzerinden takım tutar gibi fanatik tartışmalara konu olmakta.
    en son ekşi sözlük'te türk-kürt tartışmalarına konu oldu.
    kendi politik tavrına uzak söylemini duyan için tu kaka; tavranı destekleyen için peygamber sınıfında....
  5. çok cahilsiniz keşke okusanız.

    • tanzimat'tan sonra mahalli idareler (1974)
    • türkiye'de belediyeciliğin evrimi (ilhan tekeli ile birlikte, 1978)
    • türkiye idare tarihi (1979)
    • osmanlı imparatorluğu'nda alman nüfuzu (1980)
    • gelenekten geleceğe (1982)
    • imparatorluğun en uzun yüzyılı (1983)
    • tanzimat'tan cumhuriyet'e yerel yönetim geleneği (1985)
    • istanbul'dan sayfalar (1986)
    • studies on ottoman transformation (1994)
    • hukuk ve idare adamı olarak osmanlı devleti'nde kadı (1994)
    • türkiye idare tarihine giriş (1996)
    • osmanlı aile yapısı (2000)
    • tarihin sınırlarına yolculuk (2001)
    • osmanlı imparatorluğu'nda iktisadi ve sosyal değişim (2001)
    • osmanlı mirasından cumhuriyet türkiyesi'ne (taha akyol ile birlikte, 2002)
    • osmanlı barışı (2004)
    • barış köprüleri: dünyaya açılan türk okulları (2005)
    • osmanlı’yı yeniden keşfetmek-1 (2006)
    • kırk ambar sohbetleri (2006)
    • osmanlı’yı yeniden keşfetmek-2 (2006)
    • eski dünya seyahatnamesi (2007)
    • avrupa ve biz (2007)
    • batılılaşma yolunda (2007)
    • osmanlı’yı yeniden keşfetmek-3 (2007)
    • mekân ve olaylarıyla topkapı sarayı (2007)
    • tarihimiz ve biz (2008)
    • tarihin izinde (2008)
    • tarihin işığında (2009)
    • türkiye'nin yakın tarihi (2010)
    • defterimden portreler (2011)
    • tarihin gölgesinde (taha akyol ile birlikte) (2011)
    • yakın tarihin gerçekleri, timaş yayınları (2012)
    • cumhuriyetin ilk yüzyılı 1923-2023, timaş yayınları (2012)
    • ilber ortaylı seyahatnamesi, timaş yayınları (2013)
    • imparatorluğun son nefesi, timaş yayınları (2014)
    • eski dünya seyahatnamesi, timaş yayınları (2014)
    • türklerin tarihi, orta asya'nın bozkırlarından avrupa'nın kapılarına, timaş yayınları (2015)
  6. bu adamın akademik kariyeri ülke ortalamasının çok çok üstünde. ülkenin nadir tarihçilerinden. keşke ülke yönetiminde söz sahibi olsa. gerçek bir aydın kendisi, kıymetini bilmediğimiz..
  7. kullandığı cahil,cühela,taş gibi samimi tavırlarıyla gençlerin ilgisini çekmiş, tarih profesörü.
  8. bir rivayete göre cv'sini uç uca ekleyince dünyanın çevresini iki kere dolaşıyormuş.
  9. eskiden keşke her hafta tarihin arka odasına çıksa diye dua ederdim.ara sıra çıkar bilgi yüklemesi yapar biz hazmedinceye kadar ortada gözükmez sonra ansızın gene konuk olarak karşımızda bulurduk. tarihin arka odası bitti şimdi her çarşamba (tabi ödül almaya ya da konferans vermeye gitmediği çarşambalar) fatih altaylı ve celal şengör ile tadından yenmeyecek bir program olan "teke tek" programına katılmaktadır.ben elimde kalem, önümde defter ilber hoca'dan istifade etmeye çalışmaktayım.daha yakından tanımak isteyenler işbankası yayınlarından söyleşi kitabını okuyabilirler. (bkz: zaman kaybolmaz - nilgün uysal)