1. yani bakıyorsun lafta sürekli canım cicim ama bir de arkalarından çevirdikleri işlere bakıyorsun ki tam bir rezalet. en yakın arkadaşının sevgilisine göz koyan mı dersin, acımasızca kıyafetlerini eleştiren mi dersin, dedikosunu yapan mı dersin bir sürü fitne fesat.

    bir gün yanlarında otururken izlemenizi tavsiye ederim. kelimelerinin arkasındaki sahteliği gözlerinden anlayabilirsiniz.
  2. anlattım burada da, ben kadınlarla arkadaş olamıyorum, bana o samimiyet yapay, sentetik ve abartılı geliyor...
    hele o kadın elsworth toohey zihinli ise... oh yes! koşarak kaçın...
  3. kısmen doğru kısmen yanlış olan tespit. çoğu kadın ilişkilerinde yapmacıklık vardır evet ama bu biraz da kişilerin karakter olarak olgunluğuyla ilgilidir. mesela annelerinizi düşünün. komşu ayşe teyzeyle birlikte yaptıkları sarma , oğlunu askere gönderdiğinde döktüğü gözyaşı ne kadar sahtedir?
    marti
  4. bir kadın olarak arada istisnalar olsa da katıldığım önerme. yüzüne vıcık vıcık '' canım, bebisim'' diye konuşan tipler nedense arkandan iş çeviren, orda burda dedikodunu yapanlar oluyor genelde. bunlar hep fesatlık, kıskançlıktan... siz siz olun kimseye kolay kolay güvenmeyin, kimseyle gereksiz samimi olmayın. dostlar ayrı tabi :)
  5. valla bi dönem sokakta futbol oynardık, kız çocukları oynamadı, sonra halısahalar piyasaya düştü, kızlar orda da yoktu. internet kafeler peydah oldu counter, half life oynandı, kızlar yine yoktu. koskoca çocukluk dönemi ip atlamakla geçirilir, ergenlikte de evde bulaşık yıkatılırsa işte böyle olur.

    arkadaşlık sosyallik için var ama kadınların sosyalleşme özgürlüğü ya üniversitede başka şehire giderse oluyor ya işe başlayınca ya da hiç olamıyor. tabi bu zamanlama oldukça berbat çünkü oyun dönemi sona eriyor bu zamanlarda. kafede 3 kız oturup çay içince ne kadar içten olunabilir ki, sıkıcı bir olay, kimse olamaz. mesela gidip masa tenisi oynasalar, basket oynasalar, yolculuğa çıksalar o zaman gerçek arkadaş derdik.

    velhasıl ben bu işin çözümünü sporda, müzikte, sanatta, dansta buluyorum, çocuklar kız ya da erkek ayırt etmeden spora yönlendirilmeli, voleybol, yüzme, basketbol, futbol, masa tenisi olabilir. ayrıca okul korosuna gönderilmeli ve birkaç enstrüman kursuna gönderilmeli, ayrıca mahallede oyunlara da gönderilmeli, bir de halk oyunları ya da herhangi bir dans okuluna da giderse, supersonics sağlıklı, iyi iletişim kuran, samimi dostluklar edinmiş bireyler çoğaltılabilir.
    abi
  6. ay bi dk içimi dökmek için aradığım başlığı buldum.

    dipdibeyken yediği içtiği ve bilimum ihtiyaçları ayrı gitmeyen ama uzak bir yere taşınınca, sevgili bulunca* ve yeni -daha eğlenceli, daha sosyal ve daha lüks yaşayan- arkadaş gruplarına takılınca gerçek yüzünü gösteren "dostluk"lardır. tabi kelimenin o büyük anlamı değil burda kastettiğim, yüze söylenen aslında. ama sonra görülüyor ne demekmiş...*

    genele bakarsam; bence iki insan arasında ne paylaşıldığına göre değişiyor, oraya gidelim burda check in yapalım, uf şu çocuk nasıl ama düzeyinde yüzeysellik barındıran arkadaşlıkların sahte veya sahteye yakın olduğunu, gerçek bir arkadaşlık olmadığını düşünüyorum artık. sadece "birlikte takılan insanlar" olarak görüyorum. hep tecrübe bunlar.
    ama oturup bir şey konuşuyor, gerçekten anlamlı diyebileceğin bazı şeylere kafa yoruyorsan, tartışıyorsan, derdini anlatıp birlikte ağlıyorsan bence arkadaş kavramı burda geçerli oluyor.

    özetle; kişiden kişiye değişmekle birlikte bence aradaki iletişimsizlik, paylaşımsızlık ve yüzeyselliğe bağlı olarak sahte veya kısa süreli olması muhtemel ilişkiler kadınlar ve özellikle genç kızlar arasındaki.

    (çok şükür ki istisnalarım var. onlar benim canımdır.)
  7. benim de gördüğüm bir taraf çabalıyorsa bir taraf hırslarına yenik düşüyor. kendilerine mutlu olacak malzemeler çıkaramayan kadınlar; mutluluğun sanki sürekli bir yarışın varışı ardından geldiğini düşündüğünden olacak ki; evlilik, çocuk doğurmak, sevgiliye sahip olmak, kariyer... vs. hep bir sınır, ölçüt, seviye belirleme. erkeklere oranla rekabetin arada fazla olmasının sebebi de budur. genellikle evlenen arkadaşlar kocalarını bahane ederler evlendikten sonra görüşmeyi kesmek adına ama ben büyük ölçüde kendi beceriksizlikleri olduğunu düşünüyorum.

    kim olursa olsun hayatta başarı sadece tek kulvarda elde edilen kazançla olmuyor. ailen, arkadaşların, işin.. aralarında bir denge oluşturamıyorsan orada suçu kendinde araman gerek.

    evlenen bir kadın merak ediyorum neden aynı şehirde haftada en az 2-3 kez anne-baba evine gider? evlenmek, sorumlu olduğun kişiyle birlikte hayatı paylaşmak değilse nedir de bu şekilde var olan zaman verimsiz kullanılır anlamış değilim. hal böyleyken kendisine göre imkanları daha iyi hayatının içine monte eden kadına-arkadaşına karşı sürekli rekabetçi oluyor.

    bu tarz ilişkilerin dışında kalmayı tercih ettiğim gibi; ciddi manada kendine yatırım yapan hatunlarla daha iyi anlaşıyorum. çünkü kafasını insanlarla meşgul etmiyor; yapacak bir şeyleri oluyor. okuyor, gözlemliyor, geziyor, kendini şımartıyor, işe yarıyor... sürekli fayda sağlayan bir bünyeye sahip. ilişkiler içine tek taraflı yatırımlar giriyorsa işte sahtelikler orada başlıyor demektir.
  8. doğuştan gelen bir müptezellik var bu kadınlarda, hani böyle çirkefliğe kıskançlığa müptezeller
  9. her ay, beş gün boyunca kanayıp ölmeyen bi canlıya asla güvenemem.
  10. bunu kendileri de sıkça belirtirler.