1. ülkemizin doğu karadeniz bölümünün incisi niteliğindeki şehir. boztepe'de semaver çay ve çekirdek ikilisi çok güzeldir. ancak çekirdek kabuklarını masanın üzerine veya yere atmak, çalışanların sürekli kabuk süpürmesi ne kadar mantıklı bilemem. bazı yöresel güzelliklerini(tabi ki yemek ağırlıklı) şöyle sıralayabilirim:

    (bkz: kuymak)
    (bkz: lahana çorbası)
    (bkz: akçaabat köfte)
    (bkz: vakfıkebir ekmeği)
    (bkz: laz böreği)
    (bkz: ekşi tarhana)

    yemek ağırlıklı demiştim ama listenin tamamı yiyecekten ibaret oldu. sanırım acıkmışım ve memleketimin yiyeceklerini özlemişim.*
  2. an itibariyle bulunduğum yer. insanına gelirsek kötüsü hiç çekilmez iyisi tadından yenmez.
  3. yeryüzünün en güzel kenti. hasretlerin en büyüğü.
  4. yıllar önce ekşide hakkında yazılmış yazıyı fırsat buldukça paylaşıyorum. çok hoşuma gitti ve okumanızı istedim. kaynak linki de aşağıdadır.

    !---- spoiler ----!

    10 günlük tatilde hayatı bana sorgulatan şehir. bana kalsa dünyanın en güzel şehri. memleketim.

    bırakıp memleketi ekmek parası için bozkırın ortasına geldik yine tatilin sonunda. sadece çalışmak için geldiğimiz şehirde oturacak evimiz olsun diye, memlekette baba evi boş beklerken bizi, bankanın birinde çalışıp kazandığımız parayı öbürüne vereceğiz 10 sene boyunca.

    kilosu 1 liraya hamsi alıp, bedava odunla bahçede mangalda pişirmek varken, saçma sapan yemeklerin öğününe 50 lira vereceğiz bozkırda kazandığımız paradan. kendimizi mutlu sanacağız yüksek bir yerden şehrin ışıklarına bakıp, şehrin ışıklarının yıldızları görünmez hale getirdiğini hiç bir zaman fark etmeden iki kadeh bir şey içerken. memlekette, en güzel manzarayı, ampul değil, yıldız ışığını balkonda ya da çimende mis gibi çay içerek izlemek dururken.

    çocuklarımızı okutacağız özel okullarda bozkırda kazandığımız paralarla. kurslara yollayacağız, baleye, piyanoya, sonra dershanelere, sonra kpds kurslarına ya da belki yurt dışına. çocuklarımızın çimende koştururken, hayvanlarla oynarken, doğayla iç içeyken duyduğu mutluluğu hatırlamamaya, asıl mutluluktan onları kendi elimizle uzaklaştırdığımız için duyduğumuz suçluluğu ört bas etmeye çalışarak.

    bastırıp parayı özel hastane odalarında yatınca düzelecekmiş gibi sağlığımızı bozacağız çalışırken bozkırlarda ve artık iş göremez hale geldiğimizde döneceğiz memleketimize büyük bir hasretle belki bir tabutta belki emekli olunca.

    çok şey istemiyordum ben aslında, trabzon'da bir evim olsun, bir de deniz tarafı kale arkası kombinem, meydan-sigorta dolmuş hattında şoförlük yapayım daha ne isterdim ki? ne işim vardı 30 sene okudum bilmiyorum.

    2 çocuğum var ellerinizden öper, çok sevdiğim bir hayat ortağım da var allah'tan bozkırı yaşanır kılan. onlar için bozkırda çalışmaya devam edeceğim emekli olana kadar. hayallerimi erteleyerek. emekli ikramiyemin yeri belli, bir kombine bir de dolmuş, meydan-sigorta arası. 20 sene sonra bir dolmuşta görürseniz dikiz aynasının yanında minyatür diplomayı, sormayın ne işi olduğunu dolmuşta, hatırlayın öys puanları ziyan olmasın diye ertelenmiş hayalleri.

    !---- spoiler ----!

    ekşi link
  5. uzak, çok uzak. güzel, çok güzel. doğduğum, büyüdüğüm, dalından fındığını kopardığım, dalgasına gözyaşımı akıttığım hırçın şehir.

    unutulmayan bir sevgili gibi hasretini her daim ince bir sızı gibi içimde duyuyorum. ne zaman sen aklıma gelsen nazım seslenir uzaktan: "memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?" ben o sesi her duyduğumda bir şeyler çatırdar, sanki bir dal kırılır.

    şimdi ne sen eski sensin, ne ben eski benim. "zamanla nasıl değişiyor insan!/ hangi resmime baksam ben değilim." diyor ya şair, ben de öyleyim.

    senin de gözünün yaşı, dağının dumanı, denizinin öfkesi eksilmez bilirim. şimdi burada ne zaman yağmur yağsa bardaktan boşanırcasına... söylemeye dilim varmıyor. anla artık!
  6. dört bin yıllık geçmişe sahip, pek çok halka ev sahipliği yapmış, bağrından pek çok cevher çıkartmış şehir. aslında sadece bir şehir olarak kısıtlamak haksızlık olur trabzon'a, çünkü bu trabzon her zaman belli bir kültürün de adı olmuştur.

    önce şehrin genel tarihine değinelim. trabzon adının pek çok kaynakta rumca düzlük anlamına geldiği söylenir ki, doğruluğu şüphelidir. şehrin en eski halkı lazlar'dır, ancak bugün trabzon'daki laz nüfusu artvin ve rize'nin gerisindedir. bugün trabzon'da yaşayan rum nüfus da son derece azdır, kalan rumlar'ın çoğunluğu müslüman olmuştur. türk, rum ve laz kökenli trabzonlular arasında hiçbir ayrılık söz konusu değildir, çünkü hepsi trabzonlu'dur.

    trabzon tarihi boyunca pek çok kez yıkım görmüş, pek çok kez fethedilmiş ve pek çok kez işgale uğramıştır. bunun nedeni karadeniz bölgesi için sahip olduğu önemdir. bu önemin nedenlerine değinecek olursak; konumu açısından ulaşım için tarih boyunca çok önemli bir yere sahip olmuştur. ipek yolunun önemli noktalarından biridir. doğu karadeniz bölgesinin iç kesimlerle bağlantı yeridir. limanı, hava ve kara ulaşımı, sağlık, eğitim, spor, kültür vb alanlardaki gelişmişliği ile doğu karadeniz'in merkezi konumundadır.

    şehir spor alanında bugün adını her ne kadar daha çok (bkz: trabzonspor) ile duyursa da türkiye'de tenisin ilk oynandığı illerden biridir. şehirde spor alanında son derece iyi bir potansiyel olsa da bu potansiyel ne yazık ki değerlendirilememektedir. trabzonspor ise başlı başına bir konudur ve trabzon halkını yansıtan en güzel ögelerden biridir. bu konuya kültür bölümünde değinilecek.

    sanat açısından da trabzon son derece zengin bir yapıya sahiptir. (bkz: sunay akın) (bkz: volkan konak) bugün en tanınan örnekler olsa da pek çok güzel isim daha çıkartmıştır bu şehir:
    -politikacılar ve devlet adamları
    ali şükrü
    cevdet sunay
    hüseyin avni aker
    necmettin karaduman
    adnan kahveci
    recep yazıcıoğlu
    (özellikle yakın dönemde suikaste kurban giden adnan kahveci ve recep yazıcıoğlu başlı başına değinilmesi gereken birer konudur.)

    -yazar, şair ve düşünürler
    ahmet özer
    alâettin bahçekapılı
    altan öymen
    bahriye üçok
    gülsüm kamu
    hasan izzettin dinamo
    ihsan topçu
    mualla kaynak
    mustafa duman
    oktay rifat horozcu
    sabahattin eyüboğlu
    sunay akın
    yaşar miraç
    yusuf ahıskalı

    -sporcular
    ahmet suat özyazıcı
    cemal kamacı
    şenol güneş

    -sanatçılar
    dimitri psathas
    duygu sağıroğlu
    fuat saka
    hasan tunç
    hayati hamzaoğlu
    orhan peker
    seyfi dursunoğlu
    şakir sağlam
    tanju gürsu
    temel gürsu
    volkan konak
    üç hürel

    bilim adamları
    gülsün sağlamer
    kemal alemdaroğlu
    mustafa sait yazıcıoğlu
    ( bu isimler çok az birer örnek, ilerleyen dönemde yeni isimler eklenecek)

    müzik konusunda şehrin en tanınan müzik aleti şüphesiz kemençedir ve köken olarak rumlar'a dayanır. horon konusunda ise en bilinen örnek akçaabat horonudur.

    mimari alanında şehrin en bilinen yapıları sümela manastırı, ayasofya camii (kilisesi) ve atatürk köşküdür ki bu yapıların hepsi de cumhuriyet öncesi döneme aittir. ne yazık ki cumhuriyetimizin ilanının ardından bu şehre simgesel bir yapı kazandırılamamıştır.

    eğitim alanında türkiye'de istanbul ve ankara dışında kurulan ilk üniversite trabzon'da kurulmuştur: karadeniz teknik üniversitesi ayrıca trabzon'da 2011 yılında avrasya üniversitesi de kurularak eğitim vermeye başlamıştır.

    çevre açısından şehrin merkezinde çok abartılı bir yeşil alan yoktur, ancak şehrin hemen dışında yeşilin hükümdarlığı başlar. her ne kadar uzungöl en tanınan turistik doğal alan olsa da, sera gölü, çal mağarası ve yayları muhteşem güzelliklere sahiptir. şehirde aynı gün içinde üç mevsimin yaşanması sıradan bir durumdur, havasının ne zaman bozup ne zaman açacağı belli olmaz.

    yemek konusunda da vakfıkebir ekmeği, kıymalı ve peynirli pidesi, kuymağı, hamsinin bin bir türlü şekli meşhurdur. hatta trabzon hurması isimli şehrin adına sahip bir meyve bile bulunur.

    gelelim kültüre, bu şehrin insanı her zaman havasına benzetilir, çabuk sinirlenir ama çabuk sakinleşir. son kırk yıllık süreçte ne yazık ki şehir pek çok alanda geri bırakılmıştır, bu süreçte de spor, sanat ve bilimle bu denli içli dışlı olan bu şehrin insanı ne yazık ki bu alanlardan giderek uzaklaşmıştır. bu alanlardan sadece spora (daha doğrusu futbola) olan genel ilgi ayaktadır. sanat ve bilimle ilgilenen kesimin oranı ne yazık ki azalmıştır. trabzonlular'ın çoğunluğu milliyetçidir. vatanlarına eşsiz bir bağlılık ile bağlıdırlar. verilen her şehitte şehrin tamamı yasa bürünür. aynı zamanda bu şehrin öngörülemez bir devrimci yapısı da vardır ki trabzonspor bunun en esaslı örneklerinden biridir. trabzonspor bir trabzonlu için "ben buradayım ve yaşıyorum." demenin somut örneğidir. kazım koyuncu'nun trabzonspor için olan o ünlü sözünde bahsettiği gibi: "trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. benim için trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti."

    şahsi yorumum, trabzon genelde istanbul'dan bakılınca hor görülür, dışlanır, ön yargı ile karşılanır, objektif bakabilen kişileri tenzih ediyorum. oysa trabzon her ne kadar biraz asabi olsa da, bağrında pek çok cevher barındıran çok çok güzel bir şehirdir ve bu şehrin insanı bu şehre eşi emsali olmayan bir aşk ile bağlıdır. her trabzonlu nerede hayatını nerede sürdürürse sürdürsün bir gün tekrar trabzon'a dönmenin hayaliyle yaşar ki (bkz: bize her yer trabzon) sloganı da bunun yansımasıdır.

    mustafa kemal atatürk'ün trabzon için söyledikleri ile konuyu bağlayalım: "ilk defa samsun’a ayak bastığım zaman, bana kalp kuvveti veren vatandaşlarımın ilk sırasında trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım. sakarya büyük meydan savaşı’nda, üçüncü tümen ile yetişen trabzon evlâtlarının savaş meydanında gösterdikleri özverilerin değerli anısı daima beynimde canlı kalacaktır. bu verimli, halkı zeki, girişken, çalışkan olan trabzon’umuzu, az zamanda içeriye trenle bağlanmış, güzel rıhtım ve limanla donatılmış görmek idealimdir. trabzon, türk topluluğunda cumhuriyetin zengin, güçlü, duyarlı, pek önemli dayanak kaynaklarından biridir. böyle bir cumhuriyet şehri gelecekte, gerektirdiği bütün uygarlık ve ilerleme araçlarına sahip olacaktır."