1. neden gelişmez: boğaziçi'nde nükleer fizik profesörüne gidilir.. hocam ben nükleer fizikçi olmak istiyorum, mit'ye staja gidebilir miyim, referans olabilir misiniz diye sorulur..

    alınan cevap: ben 40 yıldır çalışıyorum, hiçbir şey bulamadım.. sen ne bulacan sanki, boşver uğraşma!

    (haksız da sayılmazmış lan aslında, neyse)
    oz
  2. eğitim sisteminin, insanlara "ne yapmak istiyorum ben?" "neyi seviyorum?" gibi soruları sordurtmaması ve sevdiği-istediği uğraşları bulmasına yardımcı olmamasıdır.
    eğer lisenin başından bu konuyla ilgili çalışmalar olsaydı, insanlar istedikleri şeyleri öğrenip ona göre bir yola yönelebilirlerdi. böylece yaptıkları işi sevip daha iyisini yapmaktan, araştırmaktan zevk alıp; çevresinde böyle olan insanlarla iletişim halinde olup, güzel şeylere imza atabilirlerdi
    she
  3. neyi niçin öğrendiğimizi asla bilmeyiz. müfredatta var diye öğretmenler paldır küldür birşeyler öğretmeye çalışırlar. bu öğrendiklerimiz arasındaki bağlantıyı kuramayız. öğretmenlerin de böyle bir derdi yoktur, müfredattan geri kalmasın sınıfı susturabilsin yeter. ilerleyen safhalarda da iş hayatı, geçim derdi derken bilim, sanat gibi şeyler idealar dünyasından kopup gelmiş gibi gözükür. bu konularda ilerlemek için önce belirli bir refah seviyesi ve devlet içinde liyakat kavramının içselleştirilmesi gerekir. siz ne kadar çabalarsanız çabalayın profesörün oğlu, bakanın yeğeni vb. kişiler asistan olur, size kapılar kapanır. genç yaşta hevesini kırılır, sonra da zaten iş işten geçmiştir.
  4. din = d
    bilim = b

    d=1/b diyerek entrymi sonlandırıyorum.

    edit: formulün yanlış olduğuna dair mesajlar geldi. benim açımdan düşünürseniz benim formulüm doğrudur diğer şekilde düşünürseniz yanlış çıkıyorum. anlatmaya çalıştığım şey birbirleriyle ters orantılı olduğuydu millet. aslında hepimiz anladık belki de ama yine de mazur görün bunu da becerememişim.
  5. türk halkının büyük çoğunluğunun, din denilen kavramı hayatının tam ortasına yerleştirmesinden kaynaklanmaktadır. böyle olunca da önünü görmek mümkün olmuyor tabii
  6. din = inanç.

    d = din yerine y = yobazlık gelebilirdi aslında

    deizm de din/inanç değil midir mesela?
    she
  7. ilahiyatı dededen gen ile almış olan coğrafya insanına gerçekliğin fazla gelecek olmasından dolayıdır..

    bugün part time olarak yaptığım vestelin yarı yerli telefonu venüsün tanıtımındaki amcayla olan dialogu örnek vereceğim..

    amca: yerli mi bu telefonlar??
    ben: evet beyefendi.. yerli üretimimiz..
    amca: nedir yani şimdi??
    ben: efendim 8 çekirdek 64 bit bik bik bik.. (3 dk anlatım)
    amca: (derin bir nefes alır) allahın işine bak.. çok şükür...
    ben: 404 not found.. (iç ses: amca bilim insanlarımız yaptı yeaa nalaka lan!)
    amca: allah kolaylık versin.. (gider)

    durum bundan ibaret.

    ha bir de... o köy enstitüleri kapanmayacaktı!!!
  8. ülke olarak önceliğimiz bilim olmadığından gelişmez.
  9. küçük yaştan itibaren çocukların ilgisi ve becerisine yönelik eğitim almaları ve yetişmeleri için değil de kravatlı, dolgun maaşlı, unvanlara sahip bireyler olarak yetişmesine uğraşıldığı içindir.
    bilim deyince de hemen akla laboratuvarda çalışan adamlar gelmemeli. örneğin çocuk sürekli kendi kendine bir şeyler yaratıyor, deniyor örneğin elektik motorları ile bir şeyler yapmaya çalışıyor, mekanik tasarımlar deniyor. demek ki bu çocuğun ilgisi bu yönde ve sen bu çocuğa bu yönde bir eğitim aldırmalısın. muhendis filan olması da gerekmez. bırak teknik eleman olsun ama sevdiği işi, severek yapsın. ama olur mu hiç! komşunun çocuğu olmuş vergi müfettişi, filan kişinin çocuğu filan şirkette çalışırken anamın oğlu olarak benim haddime mi düşmüş tamirci olmak? çoğumuz bu anlayış uğruna heder olmuş bireyleriz ve sevmediğimiz işleri yapmak zorundayız. e hal böyle olunca insan sevmediği bir meslekte bir bilimsel icat, yeni bir sosyolojik kuram, yeni bir teori vs. çıkarabilir mi? insan ilgi duyduğu alana yönelik çalışacak ki içinde o meslekte yeni şeyler üretecek aşk olsun, kıvılcım olsun. sokaklara bakın, her sabah istanbul sokaklarına. hep yüzü asık kravatlı takım elbiseli kadınlar/erkekler. kaçının yüzünde gerçek anlamda mutluluğu görebilirsiniz? hepsi birilerinin ona yapmasını buyurduğu şeyleri yapıyor. bir kısmı arada kendine yönelebilirken bir kısmı da kişilik erozyonuna uğruyor ve en başta saydığım dolgun maaş, statü, unvan fetişizmine kapılıyor sonra o da çocuğunu bu şekilde yetiştiriyor ve bu kısır döngü böylece devam ediyor.
    ha, ana babalarımıza şu konuda hak veriyorum: ülkemizde hiçbir zaman iktisadi kalkınma planları düşünsel yahut bilimsel üretim temelinde şekillenmediği için tedrisat sistemimizde bu yönde bir gelişme yok. binaenaleyh bu yöne yönelen bir çocuğun ileride geçim sıkıntısı yaşayacağı da aşikârken ana-baba da bizzarûre çocuğu parasal sıkıntı yaşamasın istiyor. bu konuda haklılar da olan hem çocuklara hem de makro boyutta ülkenin gelişimine oluyor.
    bakıyorum almanlar, japonlar adamlar yüz sene önce neleri düşünmüşler neler tasarlamışlar bugün teknolojide ne noktaya gelmişler. bunda hem onların ülke olarak sistemleri hem de ailevi yaklaşımları etkilidir. misal rudolf diessel'e anası babası "sen bırak bu işleri gir bir idarede memur ol, bürokrat ol" diye zorlasalardı dizel motoru icat edebilir miydi?