dava - franz kafka - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.09)
Yazar franz kafka
dava - franz kafka
kendisine inanmazlarsa, bu çok normaldi, tanık olarak bayan grubach`ı, ya da şu anda odasının karşısındaki pencerede olan iki yaşlı insanı gösterebilirdi. kendisini gözcülerinin yerine koyan k. odasına gönderilerek yalnız bırakıldığı için şaşırmıştı. burada rahatça intihar edebilirdi fakat bunu yapmaya ne gerek var, diye düşündü. bu iki gözcü yan odada kendi kahvaltısını yiyorlar diye canına kıyacak hali yoktu şüpesiz! istese bile, intihar etmeyi öyle anlamsız, öyle saçma görüyordu ki, bunu asla yapamazdı. şu gözcülerin çok dar beyinli oldukları böylesine belli olmasaydı, aynı nedenle onu yalnız bırakmakta bir neden görmedikleri düşünülebilirdi. canları isterse ona bakabilirlerdi! o zaman, küçük gömme dolapta sakladığı yıllanmış şarabı almaya gidip kahvaltı niyetine bir kadeh, cesaretine kavuşmak için de ikinci kadehi içtiğini görürlerdi. ama bu ikinci kadehi sırf tedbir olsun diye, akıl ermeyecek cesaret isteyen durumları sezebilmek için içiyordu.(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)


  1. değişim (veya dönüşüm)'deki boğucu atmosferin bu sefer daha da uzun sürdüğü kafka romanı. okuyanı süründürür, josef k'yı süründürür, sanırım süründürmediği tek kişi max brod'un kendisidir.^:swh^
    kitap komik bir açılışla başlar - zaten (nerede okuduğumu hatırlamıyorum, bulursam eklerim) kafka da ilk bölümü arkadaşlarına okuduğunda herkes gülmüştür, kendisi de dahil. (iki adamın gelip k nın kahvaltısını yemeleri vs)

    ancak kafka'nın eserlerindeki "komik"(her eserinde bulunur) olayın trajedisini azaltmaz - arttırır. shakespeare'in trajikomiği mesela; komik olayı hafifletir, ancak kafka'da komik, dışarıdan bakıldığında komik olsa da, başrolde kendisi olan kişi için bu olay komik değildir -aslında komik onu çaresiz bırakan bir nevi son cezadır. kafka'nın eserlerinde ceza vardır, ancak suç yoktur (suç ve cezada ise tam tersi, suç cezasını ister-ve bulur) bu yüzden karakter kendisini suçlu olduğuna inandırmak ister ve kitabın sonunda, josef k olanlara razı gibidir - cezasını çekerken suçsuz olduğunu ispatlamaya çalışmaz, suçunun ne olduğunu bulmaya çalışır ve en sonunda suçlu olduğuna tamamen kendini inandırır. dava'da mahkeme, bürokrasi gibi olgular tamamen ayrı bir düzlemdedir ve ulaşılmazdır (şatodaki gibi)
    bu kafka'nın eserlerinde yaptığı, ofisin dört duvarını tüm dünyayı içine alacak kadar genişletme temasının başarılı bir örneğidir.

    okurken kanser olmazsanız, diğer kafka kitaplarına geçebilirsiniz efendim.
    dag
  2. esas adamımız josef k., bir bankada şeftir. normal sayılabilecek günlerden birinde uyanırken evinin içinde bulunan üniformalı 2 kişiye rastlar. bu kişilerin eve nasıl girdiğini, kim olduğunu, neden evinde bu şekilde bulunduklarını bilmeden kendisi hakkında açılmış bir dava'dan söz edilmektedir. şüphesiz ki k., bu durumu anlayamaz, idrak edemez. süreçle beraber davanın içeriğini bilmese de gerekliliğini, varlığını ve sebebini öğrenmeye çalışır.. bu süreçte esas adamımız k.'nın da iç dünyasına dair bilgilere sahip oluyoruz.. josef k.'nın içinde bulunduğu döneme ve bürokrasi çıkmazına dair ne kadar mide bulandırıcı olsa da, yazarın kafasındaki 'o dönemi' kitap bize doyurucu biçimde sunuyor..

    yeri gelmişken josef k. ve dönemine dair bir kaç bilgi verelim..

    josef k., kendi halinde bir kimse. iş ve ev arasında mekik dokumakla geçen ömrü çok sade, çok naif.. kendine haiz bir karakteri olan k., içinde bulunduğu toplumun yaralarını ve iğrendirici taraflarını hakkında bir dava açılana kadar bilmez.. denilebilir ki nispeten bir ütopra içerisinde yaşıyordur davaya kadar.. bu noktada dava, ona kendini ve dönemini gösterecek önemli bir adım mahiyetindedir.. dava'nın gerekçesini bilmediği gibi, suçlu olmadığını bilir. ne ile suçlandığını bilmediği gibi, ne yapacağını da bilmez. kime gideceğiniz, ne yapması, ne yapmaması gerektiğini de.. açmazların içinde çaresizce kıvranan k., süreçle döneminin kaotik ortamından nasıl sıyrılması gerektiğini çözmeye başlar.. neler yapması gerektiğinden ziyade 'neler yapmaması gerektiği' sorunu daha belirginleşir.. yine içinde bulunduğu sakat topluma bir eleştiri mahiyetinde olan eser, yer yer bireyin (bay k.) içsel dünyasından yola çıkar, adaptasyon sıkıntısına değinir.. sosyolojik, psikolojik ve hukuki açıdan bir çıkmaz içerisinde olan bir adamın öyküsünü anlatan 'dava' her devrin kitabı olmakla birlikte, her yaşa hitap etmemektedir.

    dava'nın gerekçesini bilmeyen josef k, avukatı olmayan josef k. suçu olmadığı gibi savunacak bir şeyi de olmayan josef k. bunlara rağmen hiç var olmamış bir ''adalet'' sistemi ile yargılanan josef k. sınanan josef k. test edilen josef k. görüldüğü üzere josef k.'nın aslında ölmesi(katli) denilebilir ki bu noktada gereklidir. bu kadar - ne kadar saçma da olsa- gereksiz yükün altında dayanamayacağını kendisi de bilmektedir. o yüzden son sözü şudur:

    ''ondan sonra, utancın daha uzun yaşaması gerektiğini söylemek ister gibi, ''bir köpek gibi'' dedi.''

    olur mu bu güzide neşriyatın yaratıcısı olan kafka'dan bahsetmemek..

    yazarın 'dönüşüm' adlı eseri de en az 'dava' kadar ses getirmiştir. gregor samsa ile josef k. arasındaki ilişki, bağlantı ise dikkate alınır düzeyde. yazar, aslında her romanında, karakterlerinde kendine ait bir şeyler bırakmıştır.. çağının sayılı dehalarından olan kafka, sosyal anksiyete ve depresyon hastalıklarına haiz bir kimse idi. kanser illeti yüzünden 40 yaşında hayata gözlerini yuman bu deha, gerçekten de zamandan bağımsız bir karakter olmakla beraber, eserleri ile de tarihe damgasını vurmuş sayılı kişiliklerdendir.

    kitap hakkında söyleyecek çok söz olsa da, son söz'ü bay k.'nın birsözü ile bitirmek daha hoş olacaktır. sonunu hala çözemediğim, idrak edemediğim için bu söz genel olarak hikayeti özetler niteliktedir..

    ''çünkü dava genelde yalnızca halktan değil, ama davalıdan da gizliydi.''
  3. yaşam davası bizleri ölene dek aile, arkadaşlar ve toplum gibi mahkemelerde süründürür. bütün bu mahkemelerde davalı konumunda bulunmamızın tek sebebi özgür ve kendi irademiz doğrultusunda bir yaşam istemektir fakat bizden davacı olanlar yaşamımızı kendi istekleri doğrultusunda sürdürmeye karşı çıktığımız ve bu taleplerine boyun eğmediğimiz diğer herkestir. cezamız ise bu başkaldırının sorumluluğunu üzerimize almak ve ölene dek dünya hapishanesinde bunun bilincinde yaşamak olacaktır. kafka bu kitapta bizleri josef k'nın işte bu absürt davasına jüri olarak davet ediyor.
  4. uyarı: klasik kitaplar için spoiler olayı var mı/olmalı mı bilmiyorum, kitapta sürpriz etkisi yaratabilecek fazla bir olay yok. konunun işlenişi için okuyoruz genelde. aşağıdaki yazı kitabın içeriği hakkında bilgi içermektedir:

    daha önce gregor samsa hakkında da yazmıştım (#89677) , kafka'nın karakterleri genelde olayın sebebini asla araştırmıyorlar. bunun bir somut örneği daha josef k. dönüşüm kitabında insanın varoluşunu ele alan kafka, bu kitapta da insanın yaşayışını ele almış. samsa bir sabah uyanıp yepyeni bir varlık olmuştu. josef ise bir sabah kalktı ve yaşamı artık eskisi gibi değildi.

    iki karakter de yaşamların değişmesine sebep olan asıl şeyi araştırmadan kendilerini bir takım olayların içinde bulurlar. en sonunda siz de onlara dahil olursunuz, davanın sebebinin ne olduğu artık umrunuzda değildir. sebebini söylemeden davayı açan mahkemeye sinirli değilsinizdir, sadece bürokrasinin yavaşlığından şikayetçisinizdir. kitabı okurken bu sizi dahi karamsarlığa ve karanlığa çeker. karakterin ruh haline ve bunalımına ortak olursunuz. olayların anlamsızlığı o kadar absürt boyutlara çıkar ki bazı şeylere artık şaşırmamaya başlarsınız. "bitse de gitsek" moduna girersiniz.

    sabah kalkıyorsunuz. odanıza memurlar gelmiş. hakkınızda bir dava açıldığını söylüyorlar, kahvaltınızı yiyorlar. onlara karşı hiçbir direniş şansınız yok. soru sorma şansınız yok. sorduğunuz her soru ancak bir üst düzey yetkilinin cevaplayabileceği nitelikte. ve o üst düzey yetkilileri asla gören yok. size mahkemeniz olduğunu söylüyorlar ama yerini ve saatini söylemiyorlar. asla sonuçlanmayacak bir dava için araştırmanızı yapıp mahkemeyi buluyorsunuz ve daha sizin kim olduğunuzu bile bilmeyen yargıçlar ile yargılanıyorsunuz. durmadan sorguya çekiliyorsunuz. başlarda garip gelmeye başlıyor ama artık umrunuzda değil. tek derdiniz bu lanetten kurtulmak haline geliyor. davanızı tanıdıklarınız öğrenmeye başlıyorlar ve endişeleniyorlar. paranızı, enerjinizi, her şeyinizi davaya adıyorsunuz. sonuç alamıyorsunuz. sonuç alamadıkça daha da fazla endişelenip harap oluyorsunuz.

    tanıdık geldi mi? hayatın ta kendisi bu.

    kimsenin bir şey bilmediği, bilen insanların asla bulunamadığı, yavaş ve akmayan bir sistem. sorduğunuz sorular, yaptığınız işler her zaman bir yerlerde kaybolmaya mahkum. tıpkı josef'in mahkemeye yolladığı dilekçeler gibi.

    en kötüsü de, kimse "bu ne saçma bir şey" demiyor. diyemiyor.

    koskoca kafka'yı puanlandırmak düşmez aslında ama, puanım 10/10.
  5. kabus gibi bir kitap. yani gerçekten sizde de böyle mi oluyor bilmiyorum ama resmen kendi kabuslarımın betimlemesi gibi. olayların başlangıcından itibaren atmosfer ağırlaştıkça, gerçeklikten de absürt bir biçimde kopulmaya başlanıyor fakat yine de ayak uydurmaya çalışıyoruz ve sonuç olarak her şey daha da absürtleşiyor. kitapta her bölümün başlangıcından sonuna, böyle ilerleyen bir betimleme varmış gibi.
  6. franz kafka dan bir varoluşculuk eseri. karanlık ama gerçek karanlığı değil; kabus karanlığı. kurgu olduğunu bildiğiniz halde içinde kaybolduğunuz karanlık. onlarca kez okumuşumdur şu satırları:

    ''yapılmamış, unutulmuş itirazlar mı vardı? şüphesiz vardı böyle itirazlar. gerçi yerinden oynatılamazdı mantık, ama yaşamak isteyen kimseye de karşı duramazdı. neredeydi yargıç? neredeydi yüksek mahkeme? konuşacaklarım var! el kaldırıyorum işte!''

    okurken asıl rahatsız eden, hepimizin içerde bir yerde josef k olması. farkında olmadan davalarla uğraşıyoruz. farkında olmadan birilerini, bir şeyleri gözümüzde büyütüp bizi ezip geçmesi için ortam hazırlıyoruz.

    iki filmi çekilmiştir. ntv yayınları çizgi romanını çıkartmıştır. ama benim gibi romanın, ışığını kendiniz ayarladığınız evreninizde kalmasını istiyorsanız, film ve çizgi romanlardan uzak durun derim.