iş hayatı - youreads

  1. her manada insan tanıma sanatı öğrendiğiniz arena.. sizi dibe çekenler mi dersin, mobing öğreten mi yoksa olmayan karakteri ile aldığı yüksek ücreti önünüze halı diye serenleri mi.. i̇ş yapıp yapamama kapasiteleri şöyle bir dursun, insanoğlunun gerçekten nasıl bir avcı olduğunu görmek iş hayatında mümkün.. biraz inceleyince vahşi yaşam belgeselleri ile çok ortak nokta buluyorum doğrusu..
  2. yıllarca haftada beş gün okuyup, üniversitede bazı dönemler dört güne düşürmüşken, altı günle insanı vurabilen bir yaşam şekli. şayet çalışılan yer uzaktaysa, çile. çalışma saati fazlaysa yine çile. o yüzden işte işi, tatilde tatili tam yapabilecek şekilde bir düzen kurmanız şart.
  3. sanırım bıkma aşamasına geldim ama bırakamıyorum. çünkü evliyim ve çocukluyum. ve sağolsun karım tüm giderlerimizi maaşıma göre ayarladı. ya da şişirdi diyelim. işimden maddi olarak para kazanıyorum ama terfi alamıyorum. kendimi işime şirkete ait hissetmiyorum. zul geliyor. özgüvenim sarsılıyor. kendimi hapiste her sene af çıkar mı diye umutlanan morgam freeman gibi hissediyorum. halbuki tim robbins gibi kaçmam lazım.
  4. benim için sürekli değişimler ile dolu olmuştur. meslek anlamında da o kadar çok iş değiştirdim ki. bu değişikliklerin beni yorduğunu da söylemek yerinde olacaktır. her şeye yeniden başlamak bir şeyde tam olarak uzmanlaşamamak her meslekte kalfa olmak gibi bir şey bu..
  5. şuan burada mesainin bitmesini bekliyorum. profesyonel olarak çalışmaya başladığımdan buyana ilk kez maaşlı bir işe girdim. böyle kazanmak daha kolay, daha rahat belki daha mantıklı ama içim rahat değil. sanırım gene en kısa zamanda evdeniş yapmaya başlarım.
  6. iş hayatına girdiğim ilk dönemlerin hemen sonrasında mevzunun emek sermaye değişimi olduğunu fark ettim. sermaye tarafı istisnasız her anı en azı verip en çoğu alma hırsıyla geçiriyor. bunun kim olduğu da önemli değil patron olur ya da devlet olur fark etmiyor. bir de şöyle bir ön kabul var sermaye>emek. sonra ben de iş hayatında amacımı bulmuş oldum. en azı verip en çoğu almak. her emekçinin bence ağlak amaçları kenara bırakıp en azı vererek en çoğu nasıl alacağını hesaplaması gerekiyor. bunu 'dürüstçe' yapmak da bana göre saygıdeğer bir şey. zaten bakarsanız az verip çok alma işi yönetim kademesinden aşağı doğru hiyerarşik iniyor.

    ben ilk önce işyerinde geçirdiğim saatleri kurtarmıştım. orada istediğim gibi zaman geçiriyordum. bunu yapmak için kariyer planlarını bir kenara atıp birimdeki uyduruk bir alana kaydırmıştım kendimi. daha açıklayıcı olması için yazayım mali tahlil raporu yazmak yerine istihbarat amaçlı telefon görüşmeleri yapan birime geçtim. diğer tarafta müdürlüğe giden yol baya aydınlık ve parlaktı ama bir o kadar da çok çalışıyordun. neyse geçtim diğer tarafa sabahlar 2 saatte verilen işi bitirip geziyordum. internette takılıyordum kafeye falan gidiyordum. baya b i devam etti böyle başka işlerle de uğraştım iş dışında. bir sonraki işimde de konumum iyiydi ama benzer şeyler oldu çok çalışmalar eve geç gelmeler falan baktım olmuyor bastım istifayı. sonra yapma etme falan moduna girdiler hemen uzaktan çalışmayı teklif ettim. zaten rapor yapıyorsam online yapar atardım, web siteleriyle ilgili işleri de online yapardım. maaşımdan da 1000tl feda ettim bu uğurda kabul ettiler. sonrası iyilik güzellik yani arada çalışıyorum işleri çeviriyorum kalan zamanda da kendimi geliştirmeye zaman ayırıyorum. çünkü bir sonraki aşamada hedefim hiçbir şey yapmadan da para kazanmanın yolunu bulmak olacak.

    bir de abi tavsiyesi vereyim iş hayatına girdiyseniz bunun nihai amacı ev ya da araba almak değil aynı şeyleri hayatını vermeden alabilmek olmalı. yoksa yerler sizi.
    abi
  7. şu sıralar köklü değişimler yapmakta olduğum kavram "iş hayatı". zaten sabit bir işi olan birisi olmadım, olamadım pek, şimdi bir de kalktım şahıs firmasından geçen bir yola girdim, bol şans dileyin, işimiz iş..
    kimbo
  8. özel sektördeyseniz ve biraz sorumluluk bilinciniz varsa "hayatı iş" haline getirilmeye çalışılıyor bu kavram. siz ne kadar çabalarsanız çabalayın, iş diğer çalışanlar(!) , başka sebepler yüzünden aksayabiliyor ve siz yıprandığınızla kalıyorsunuz hayat geçip giderken. bazen biraz daha katı durmak lazım. bakın geçen gün ne oldu.

    geçen cumartesi şefim sabah 11gibi arayıp işe gidip gitmeyeceğimi sorup, tekniker arkadaşın 1 saat filan sonra geleceğini, çizimleri toplamamız gerektiğini söyledi. benim o gün öğlene başka bir sözüm vardı, o yüzden gelsem de çok kalamayacağımı, zaten benim kısmımın düzenlenmiş olduğunu söyledim. bir yanlış anlaşılma var gibi geldi, içim rahat etmedi, tekniker arkadaşa yazdım, aradım açmadı. sözleştiğim arkadaşa durumu anlatıp hızlıca işe gittim. şefimle konuştum, ufak bir ekleme istedi, tekniker gelene kadar hallettim verdim, tarif ettim ama ben acele ettikçe tekniker (20 yıllık deneyimi rahat var) en basit şeyleri bile (excelde find+replace örneğin) her aşamada bana sormak istedi. hem onu savuşturmak, hem de diğer işlerle ilgili 5-6 kişiye dosya oluşturmakla toplamda 2.5 saatim geçti. çıkarken de teknikerle şu diyaloğum oldu:

    t:ya bu havada dışarı çıkıp ne yapacaksın? kal, çalışalım.
    b:abi ben sana tarif ettim, takıldığın yer olursa işaretle, not al, pazartesi sabahtan bakarız. hem ben kapalı mekana gidiyorum merak etme.
    t:böyle sessiz ortam bulamazsın bak, ne güzel.
    b:abi sessiz ortam istesem evden çıkmazdım :)

    ve bıraksam tüm tatil günümü yiyecek olan o iş bu çarşambaya isteniyor şu anda.