• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
kedilerin dili - spencer holst
spencer holst
köylere kasabalara gidip çocuklara, teyzelere, amca ve yaşlılara,
içerisine bir sürü kedinin doluştuğu anlatılar dillendiren eski
kafa bir hikâyeci. amerikalı, hatta tam bir new yorklu. allen
ginsberg, john cage, w.s. merwin, george quasha, hugh seidman
gibi diğer amerikalı edebiyatçılarla birlikte, şehrin yeraltı
edebiyatının karakterine uygun olarak hikâyelerini sahnelerde,
kiliselerde, kahve köşeleri ve parklarda sergileyen bir
cambaz, kelime hokkabazı, cin fikirli melek yüzlü modern masal
ozanı. yerel radyolardaki programları ve kaligrafi ağırlıklı
suluboya çalışmaları gibi hiç fuzuli olmayan işlerle de uğraştı.
pek çok dile çevrilen kedilerin dili (1971) ile sessiz ama bayağı
da kalabalık beynelmilel bir kitleye sahip oldu. 1977 yılında
amerikan sanat-edebiyat akademisi ve entitüsü tarafından
rosenthal vakfı ödülü verildi. tüm öyküleriniyse, gençliğinde
yazdığı üç beş öyküyü saymazsak hikayeci zebra’da (1993) derleyip
topladı, muhteşem sessizlik (2000) adında deneysel bir
uzun öykü kaleme aldı. ömrünü, yazar olmak uğruna erken
yaşlarında geldiği new york’ta, son yıllarınıysa sanatçı ve yazarların
çalışması için özel olarak tasarlanan westbeth sanatçılar
cemiyeti’nde geçirdi. 2001 yılında yaşamını yitiren zebraların
hikâyecisi spencer holst, bize başkalarının, hem de çok
başkalarının, hayvanların, ormanların, delilerin, sihirbazların,
sahtekârların, aynaların ve aynaya yansımayanların şefkat dolu
hikâyelerini bıraktı.
  1. içerisinde minik, saykodelik hikayeler bulunduran bir kitap. defalarca okunası, dinlendirici ve şaşırtıcı hikayelerden oluşuyor.

    birbiri ile bağımsız hikayelerden oluştuğu için konu takibinde zorlanacak yorgun zihinler için uygun bir kitap.

    tadımlık bir tanesini verip kaçayım:

    !---- spoiler ----!

    porselen heykelcik balmumundan yapılmıştı, gözleri de canlı cam gibi parlıyordu, sonra ani bir hareketle kolu yanına düşüverdi ve utangaç bir tavır içerisinde etrafı görmek için başını oraya buraya çevirdi merakla. yıllardır şöminenin üzerinde duruyordu, şimdiyse salonumun eşiğine kadar parmak uçlarında yürüdü ve odanın boşluğunu seyretmeye başladı - daha sonra bana döndü ve alçak sesle, "sen... sen hans christian anderson olmalısın!" dedi.

    "yok değilim" diye cevapladım.

    "hay allah!" dedi üzülerek, sonra da usulca eskiden durduğu yere gerisin geri gitti, eski vaziyetini aldı ve bugüne dek öylece kaldı.

    !---- spoiler ----!