youreads itiraf - youreads



  1. bi keresinde süpürge bozukluk 1 lira çekmiş. suyu da klozete dökünce o bozuk para bir türlü gitmedi. günlerce kaç kere sifonu çektiysek de kaldı öyle. artık "dilek çeşmesi bu, para atıyoz ya euheuheu" diye espriye döktük işi, o kadar uzun kaldı yani. valla simetri hastalığı mı dersiniz, temizlik hastalığı mı dersiniz, midesiz mi dersiniz bilemiyorum. o 1 lira gözüme çok battı ve buna son vermeye karar verdim. tuvalet fırçası ve poşet yardımıyla o 1 lirayı çıkardım. şimdi çöpe atsam, suç işlerim. açlık sınırındaki 14 milyon insan canlandı gözümde. ekonomiye bunu yapamazdım. insanlığa bunu yapamazdım. hem zaten çok fazla sifon çekilmişti, çok su geçmişti üzerinden. bu 1 lirayı ben uzun uzun sabunlu suyla yıkadım. dünyanın en temiz bozuk parası olabilir ama geçmişi pis işte ne yapacaksın (sanki 1 lirayı pezevenklerin elinden kurtarmışçasına gururlandım). sonra onu harcadım.
    niye anlatıyorum bunu? hani olur da benim bozuk param dönüp dolaşıp sizin cebinize girmişse, affola.
    sevgiler, saygılar :)
  2. geri döndüğüme göre uzun uzun yazıp anlatabilirim.

    borderline teşhisi ile uzun zamandır boğuşuyordum , yine yazmıştım zaten. geçtiğimiz günlerde teşebbüs ettiğim bir intihar girişimi ve arkasından gelen kriz nedeniyle ailem ve doktorlarımın ortak kararı doğrultusunda ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatmama karar verildi.
    yaşadığım yerde bu klinik olmadığı ve kapalı hizmet sunan başka bir hastane olmadığı için ailemin hazırladığı bir çantayla bulunduğumuz ile yakın başka bir ilde yatacağım hastaneye sevk edildim. açıkçası pek istekli değildim gitmek için ama verdiğim karar ve tepkiler bana verdiği zararı arttırırken yakınlarım da bundan zarar görmeye başlamıştı. neyse sonuç olarak gönülsüz de olsa yatış için yola çıktık.

    hastanede önce psikiyatrla 1 saatten fazla süren bir görüşme yaptım. ne zamandır bu tavırlarımın ve krizlerimin devam ettiğini , yakın ve uzak geçmişte ne gibi travmalar atlattığımı , uyku düzenimi ve buna benzer bir yığın şeyi sordu. ne yalan söyliyim , isteksiz cevapladım ama iyi olmak adına bir adım atmam gerektiğini biliyordum. o sırada asistanıydı sanırım doktorun , önceki doktorlarımdan gelen raporları getirdi. kullandığım ilaçlar ve diğer özel bilgilerimin olduğu zebellah gibi bir dosya... ardından kan testi istendi. aşırı doz ilaç kullanımı ve sonrasında devam etmem gereken ilaçlarla ilgili bişeymiş tam anlamadım ama 4. tüpü aldığında bayılmışım , gözümü yatırıldığım odada açtım başımda annem ve babamla. biraz kendime gelince etrafı tanıttılar , ortak alan , sigara odası , banyo vs. çok iç açıcı olduğunu söyleyemem biraz tırstım açıkçası.
    1 saat kadar süren bir oryantasyondan sonra ailem gitti ben de odama yerleştim. 2 kişi kalacakmışım. yan yatağımdaki teyzeyle tanıştım ; ayfer teyze. 2 sene kadar önce kocası cinnet geçirip hem 3 çocuğunu hem kendini öldürmüş , o da atlatamamış. sessiz bir kadındı ama yine de kimseyle pek iletişim kurmak istemedim. akşam yemek saatinde ilk defa tüm hastaları bir arada gördüm. "ulan ben normalim ne işim var burda..." demeden edemedim ne yalan söyliyim... yemekten sonra akşam ve gece ilaçlarını 3 saat arayla verdiler , ben o arada sürekli kitap okuyordum. kafamı dağıtıp ortamdan uzaklaştırmam lazımdı zira herkes ya ağlıyor , ya bağırıyor ya da başka şeyler yapıyordu. ilk gece krize girdim. kullandığım ilaçtan çok daha düşük bir dozda verdikleri için ilacımı oldukça zordu benim için. sonra serum taktılar ayrı bir odaya alıp , uyumuşum ağlayarak.
    sabah kahvaltıda etrafı biraz daha inceledim , resimler puzzlelar falan doluydu ortalık. biraz puzzle yapayım derken stajyer doktorlar geldi. aha dedim kafa dengi birilerini buldum. cidden de öyle oldu. kliniğe geldikleri zamanlarda hep beraber oturduk , sohbet ettik. doktor her sabah gelip kontrol ediyor ve konuşuyordu ama daha net bir ilgi ve terapi hissettim onlarla konuşurken. bu arada doldurmam gereken 500küsür soruluk bir şey yapıp teslim ettim. hemşire kontrol edip "çok çabuk bitirdin sen bunu. bi daha yapacaksın." dedi. o 500küsür soruyu bir defa daha cevapladım. kontrol sonrası 2 ayrı doktor geldi benimle konuşmak için. nasıl bu kadar hızlı çözdüğümü ve her iki testte de ayrı saat aralıklarıyla verilmiş olsa da nasıl aynı cevapları verdiğimi falan sordular. ben de hızlı okuduğumu ve soruların benim için cevaplarının değişmediğini falan anlattım. biraz memnun oldular sanırım emin değilim , gel sigara kahve yapalım dediler sonra. sigara odasında biraz daha konuştuk. neden intihara teşebbüs ettiğimi , neden burda olduğumu tekrar tekrar sordular. ben de yine anlattım. öğlen yemeği zamanı geldi sonra. yemek yemeden benden yine kan aldılar ve ben yine bayıldım. gözümü açamadan daha hayatımda karşılaştığım en garip insanın sesini duydum. aynen yazıyorum aşağı :,

    "sen ne orospuluk yaptın da geldin buraya? allaha dua et ağla yalvar çıkarsın seni burdan. ailen orospu olduğun için yatırmış seni buraya öyle dedi allah bana. evliyayım ben. sen gelmeden daha seni çizdim ben gir bak odaya orda sen varsın. allaha ailene ağla ağla yalvar pişmanım bi daha orospu olmiycam diye ağla. tezkereni al çıkarsın burdan. allaha dua et. bak benimle konuşuyor o tövbe edersen affet onu derim ben..."

    bu kısımdan sonra kendime gelmeye başladım : "ya bi gider misin ayılmaya çalışıyorum?"
    yukarda yazdığım şeyleri söyleyen arkadaş semra. 21 yaşındaymış. stajyerlerden öğrendiğim kadarıyla aile içi tecavüz sonucu kendini dini kitaplara vermiş. yine böyle bir günde uğradığı tecavüz sonrası intihara teşebbüs etmiş ve bu hale gelmiş. kendi hayatımı ve yaptığım şeyi sorguladım sonra. aram süper olmasa da beni çok seven bir ailem var. hayatımı adadığım güzeller güzeli 10 yaşında golden bir kızım var. arsız da olsa benimle uyuyan bir kedim var. ben neden intihar etmeye çalıştım?
    sonra aklıma aklımı alan adam geldi. bir insan için değmeyecek kadar emek verip karşılığını hiç olarak alınca zedelenen gururum yüzünden kendime zarar verecek kadar kafayı neden yedim? tamam bu kişilik bozukluğu çocukluk dönemindeki travmalar sebebiyle de ortaya çıkıyor ama bir tetikleyici olarak bu laflar hazırladığım herifin yaptıkları var.

    bugüne kadar günlerim aşağı yukarı bu şekilde geçti. şuan yılbaşını ailemle geçirmem için izin verdiler ve eve döndüm. yılbaşından sonra tekrar doktor görüşmem var. kapalı ya da açık klinikte mi kalacağıma o zaman heyet karar verecek. ilaçlarıma bizzat erişimim yasak. aile kontrolünde kullanmak zorundayım. bu sırada terapim devam edecek. özet geçtim yukarda her şeyi ama inanın bana çok daha değişik tipler de var. gülmek ya da ağlamak isteyenlere anlatabilirim en kızılından.

    bir de dipnotum var : haber almak için cliff dedim çünkü her allahın günü konuştuğum bir tek o var. anladım troll , sevmiyosunuz okey , ben de sevmemiştim en başta ama herif cidden doğal doz terapi. her neyse. siz yine beni zülfiyarinize sokacaksınız ama canınız sağolsun. o kadar kötü vakalar gördüm ve görmeye devam edeceğim ki ego problemi olan arkadaşlar bana çocuk gibi geliyor. ve evet yine başıma bi bok gelirse nick altımı whatsapp konuşmasına çevirebilir. köpeği olsun. seviyorum adamı napim yani?

    oh be rahatladım şimdilik. gidip dönersem yine döşerim buraları. ama gerçekten yaşadığınız hayatın kıymetini bilin. ölmeye çalışıp hastaneye yatırılınca ve ordakileri görünce ben halimden utandım... sevgiyle kalın gençler.
  3. erkeğin zekasına aşık olan bir kadın olarak^:gel de erkeklere inandır şimdi^ bir gün bu düşünceme anlam veremedim^:swh^ ve hormonlarımın dikine bir yol izledim. o dönemler "buralara uğrarsan mutlaka ara bir kahve içelim" düzeyinde muhabbetim olan birisi vardı. kendisi basketbol oynayıp spor salonundan çıkmayan bir tipti. hormonlarımın dikine derken ne demek istediğim anlaşılmıştır zannediyorum.
    bir gün sahiden oralara uğramam gerekti ve aradım. beyefendinin karın kasları hatrına üşüyor diye sigaramdan fedakarlık ettim ve içeri oturduk. benim iki saat daha orada olmam gerekiyordu ve ilk on dakikadan sonrası tam bir kabusa dönüştü. öyle gereksiz bir muhabbeti vardı ki beynim karıncalanıyordu. adamın herbir kolu "dört artı bir ultra lux bakımlı sahibinden kaçmaz" tadında bağırıyor. sonra bir bakayım ne konuşuyormuş diyorum, gelen sesler suyun altından geliyor sanki "guluk guluk" ve "blup blup"tan başka bir şey duymuyorum. zamanı iki saat ileri alsınlar diye her türden tanrıya dua etmekten başka bir şey gelmiyordu elimden.

    sonra başlarım böyle işe dedim, terasa taşındım. ilk sigaradan sonra tamamen soyutlandım zaten. bir ara çekirdekten bahsettiğini hatırlıyorum. durduramıyor muymuş kendini neymiş. o ara düşünmeye başladım. bu fiziki olarak beğendiği biriyle takılma olayını erkekler kadınlara oranla nispeten daha fazla yapıyor. onlar nasıl katlanıyordu? yaptığım peş peşe duygusal seçimlerin bir tesadüf olduğuna inanırken, acaba kadın ve erkek davranışı bu kadar keskin farklılıklar içeriyor muydu? bir anda dertli bir insana döndüm. sonra bir defa daha yüzüne baktım, çok güzel. güzel ama içerde hiçbir şey yok. ihtiyaç duymamış çünkü. her sabah aynada gördüğü şey ona yetmiş, gurur duymuş. tyrion lannister^:a song of ice and fire^ geldi aklıma. ne diyordu? "cüceyim, iki gözüm birbirinden farklı renklerde, suratımın ortasında koca bir kesik var, ucubeye benziyorum, herkes bana küçük şeytan diyor, kendimi bilgiyle kuşatamazsam hiçbir şeyim."^:böyle bir şeyler diyordu^ sonra düşündüm, bu kadar uğraşıyoruz falan, hepimiz biraz çirkin miyiz acaba?

    birine anlatsam vay bilmemkimle kahve içmiş diye pohpohlanacağım, o derece. ama ben utandım be sözlük. anlatmadım kimselere. kırk yılın başı bir çapkınlık yapayım dedim. olmadı. koşa koşa döndüm geri eve.
  4. yaklaşık bir saat sonra evleniyorum. :)))
  5. sahip olamadigim bir seyin ozlemini cekiyorum. ruhum deli gibi onu istiyor onu ariyorum ama o sey ne ben bulamiyorum bir seyler bulup onun yerine koyuyorum bir saat iki saat bilemedin 5 saat idare ediyor ama o olmadigi anlasilinca daha da derinlesiyor tutkum da umutsizligim de huznumde. herneyse bir an once bana gelmeli cunku benim aramaya gucum bitti, beklemeye de takatim kalmadi
  6. bir kez âşık olmuştum. on yediydi yaşım. sonra o duyguyu yıllarca yaşamadım.
    şimdi, yolun yarısını geride bırakmaya hazırlandığım şu günlerde, tesadüfen tanıştığım birine on yedi yaşımdaki gibi âşık oldum.
    on yedi yaş toyluğunu üzerimden atalı yıllar oldu diye daha mutlu, daha sağlıklı bir aşk bu.
    kırk yılda bir gibi...
    çektiğim onca acının ödülü gibi...
    yaptığım bütün iyiliklerin karşılığı gibi...
    kalelerim alınıyor.
    korkularım yerini güvene bırakıyor.
    yaşamayı daha çok seviyorum şimdi.
    ikiyken bir olmanın ne olduğunu ilk kez anlıyorum.
    ve ben, belki ilk kez âşık oluyorum.
  7. bir söz vardı "yaptığınız şeylerin pişmanlığı zamanla geçer, ama yapmadığınız şeylerin pişmanlığı asla geçmez." okudum bunu. gaza geldim. bir sürü saçma şey yaptım. yıllar geçti, pişmanlığı geçmedi.

    hangi şerefsiz söylemişse vebalime girdi.

    (bkz: pişmanlık pişmanlıktır)
  8. "içinde örümcek eritilmiş bir kadehi kafaya dikip gidersin de, zehirlenmezsin yine de, çünkü zihnine bulaşmamıştır; ama o iğrenç şey gözlerinin önüne konursa, onu nasıl içtiğini öğrenirsen, kıvrana kıvrana patlarcasına çıkarırsın yuttuğunu. ben hem içtim, hem de örümceği gördüm."

    der shakespeare. görüyorum ve arttırıyorum. ben örümceği götüme de soktum.

    yendim seni shakespeare. iyi çalışmalar herkese.
    jole
  9. insanların birbirleri üzerinden kurdukları duygusal bağları aslında sadece kendi benlikleri arasında kurduğunu görüp, başkalarına hissettiklerinin birer duygu illüzyonu olduğunu fark edince ayna gibi hissetmek, sana yöneltilen okların hiçbirinin aslında sana yöneltilmediğini anlamak, sana uzanan ellerin aslında kendisine uzandığını, sana sarılan kolların kendisinin bedenine sarmalandığını algılamak. ve bu farkındalığın kuyusundan aşağı zamanın sayamayacağı kadar sonsuz bir düşüş.
    jole