youser'ların en eften püften başarıları - youreads



  1. lisedeydim. lisede satranç oynamak bir ekoldü. en azından bizim lisede. çünkü bölgenin en boktan okulunda okuyordum. o zamanlar oks mi lgs mi adı artık her ne idiyse onu kazanamamış tıpış tıpış ailemin serseri olacağımı düşündüğü bir liseye kaydımı yaptırdım. lisede 9. sınıfta karma sınıflar vardı hatırlarsınız. daha sonra ayrışıyorduk alanlara. neyse işte. bütün bir sene yalnızca derslere gidip (hiç devamsızlık yapmazdım çünkü evdeki huzursuzluklardan uzak kaldığım tek yer okuldu) kitap açmadan bütün dersleri verdiğimden çok iyi hatırlıyorum ikinci dönem ibrahim diye bir arkadaşımı satranç takımını getirmeye ikna ettim. neyse gel zaman git zaman böyle devam ediyordu. bir gün coğrafya öğretmeni cem bey ile uzay ve yıldızlar konulu birkaç ergen sorusu ve yanıtı konusunda geçen diyalogtan sonra cem öğretmenin ders aralarında zaman zaman satranç oynarken bizi gördüğünü anladım. cem öğretmen çok tatlı bir insan, allah uzun ömür versin. okulun satranç kulübu o sene yoktu diye hatırlıyorum. bu kulüpler okulun zorunluluklarından değildi muhtemelen çünkü okulun yaralanmalı kavgaları dışında pek bir olayı yoktu. ertesi sene cem öğretmen ile mehmet ali öğretmenin kurduğu bir satranç kulübü olduğunu öğrenmem uzun sürmedi. çünkü cem öğretmenle aynı senenin yazı çalıştığım iş dolayısıyla karşılaşmıştım. evine gidip aldığı tvnin servis kurulumunu yapmıştım. öğretmenimin biraz şaşkınlık dolu biraz takdir eden bakışlarıyla artık başka bir bağ kurduğumuzu anlamıştım. sanırım okuldaki mankafa taifesinden ayrışabileceğimi düşündü. ya da bilmiyorum o zamanlar ergenliğin verdiği bütün gerizekalılıkları kendi üzerimden denediğimden pek net hatırlamıyorum (hatırlamak istemiyorum) 10. sınıfa gelip fen bölümünü seçtiğimde nispeten daha aklı başında insanlar vardı sınıfımızda. (en azından kavga eden insanlar ayrışmıştı-çok iyi hatırlıyorum türkçe-sosyal okuyanlara mankafa gözüyle bakıyorduk- sebebini o zamanlar pek düşünmüyordum ama şimdi anlıyorum ki genelde kavgacı tipler oradaydı) 10. sınıfta satranç kulübüne dahil oldum. turnuva yapılacaktı. turnuva öncesinde haftada en az bir kere toplanıp oyun oynuyorduk. cem öğretmen ve mehmet ali öğretmen (kimya labaratuvarında derslerden sonra en az iki saat kendi mesailerine ek bizim için bekliyor satranç oynuyorlardı. o zamanlar pek kıymetli değildi belki ama şimdi anlıyorum bunun kıymetini) hemen bir turnuva düzenleyip a4 boyutlu kağıtlara bir word çıktısı alıp bütün binalara astılar. turnuva günü geldi çattı cem öğretmen bilgisayarına kurduğu bir satranç turnuvası yazılımıyla eşleştirmeleri yaptı. zatıaliniz son maça kadar 7'de7 geldi. son maçım 7 maçta 6 galibiyet alan afgan bir yavşaktı. kusura bakmasın arkadaş ama yaptıklarını yavşaklığı yıllar geçse de unutamıyorum. adını hatırlamaya çalışıyorum da hatırlayamıyorum. neyse hatırlarsam editlerim artık. bu it ile karşılaşacağımı ben son maçımı yaptığım sırada zaten biliyordum. turnuvada 2 afgan öğrenciyi hacamat etmiştim ( hahaha söz uyumuna bak hele) götlerine dizlerine dursun şimdi hakkını vermek lazım bayağı canlarını yakmıştım. neyse son maçlar başlayacağı zaman ben 7 maçta 7 bu zat 7 maçta 6 galibiyet almıştı. yani benim 7 onun 6 puanı vardı. buna en yakın rakipler 5 5/5 puan barajında olduğundan bilgisayar ikimizi eşleştirdi. maça başlamadan ben bir şampiyon edasına büründüm. hayatımda ilk defa, evet ilk defa bi işe yaramıştım. şampiyon olmuştum. koskoca okulun satranç şampiyonuydum. ben böyle bir ruh halindeyken hayat bana bir nah çekiyormuş nereden bileyim. satranç taşlarını dizdik. bilgisayarın bize atadığı renklerin karşısına geçtik. tam başlayacağımız sırada etrafımızı çevirmiş 4 5 kişilik afgan öğrenci grubu arasında sanki bir kişiye karşı değil de karşımdaki vücutları kas spazmından katmerli japongülü gibi açılmış zırtoların hepsine karşıydım sanki. ayağa kalkltım cem öğretmenin masasına gittim. öğretmenime bu maçının sonucunun ne olduğunun önemli olmadığını yenilsem bile benim şampiyon olamayacağımı sordum. öğretmen bunun sonucunu bilgisayarın vereceğini, bunu bilemeyeceğini söyledi. adam haklıydı ne deseydi? gidip yerime oturdum 6 mal gibi adamın ortasındaydım. özgüvenimden hiç kaybetmeden maça başladık. maça dair hatırladığım tek şey şuydu. rakibimin her siktirboktan hamlesine etrafımızdakilerin sanki çok anlıyorlarmış gibi heyecanlanıp bazı nidalarla ortam yaratmalarıydı. her şey çok normal gidiyordu oysa. az önce darmadağın ettiğim güruh resmen başkasının zikiyle gerdeğe girmeye çalışıyordu. her tehlike arz edebilecek hamlede kamışları kamaşıyordu sanki. bu baskıya rağmen sonuna kadar direnip iyi bir maç çıkardım. maçı kaybettim. sonuç bilgisayara girilip sıralama görüntülendiğinde hayatımın en büyük başarısının kıyısında beklediğimi gördüm. o şampiyonluğu alamadım. puanlar eşitlenmişti oysa ki. nereden bilebilirsin iki kişi arasındaki zafer ve mağlubiyetin şampiyonu belirleyeceğini. yani insan ister istemez bir buruluyor. o kadar mal arasında turnuvaya katılanlar arasında 2. olmuştum. evet böylece sevgili youserlar hayatımda aldığım en eften püften başarıyı sizler de öğrendiniz. birinci olsaydım belki de eften püften olmayacaktı. sonuç mu? sonuç olarak cem öğretmen gibi bir insan artık öğretmenliği yanında bir abi oldu o günlerden sonra. çok harika insanlar gerçekten. ha bir de 1. 2. 3.ye satranç takımı ödül olarak verildi. satranç takımım yoktu. ucuz bir şey de olsa bir satranç takımım oldu. bir de bütün okulun önünde ödül almak vardı. yavşak müdür tokalaşırken yanağını değil boynuzlarını değdirerek tebrik etmişti. ismim açıklandığında yalnızca sınıf arkadaşlarımın çığlıklarıyla gururlanmıştım. zaten o günden sonra başarı falan çok umurumda olmadı. bu işte lan. düşünün sevgili youserlar. aldığım tek başarı bu. aklıma geldikçe hala bir yandan sevinir bir yandan üzülürüm.
  2. dikkat çekmek adına yerli yersiz trollük yapmadım mutluyum gururluyum. genç nesillere de öneririm. kendiniz olun inanın ki daha çok ilgi çekersiniz
  3. 5 esyayi ayni anda tasiyabiliyorum sirt cantasini sirtima, bilgisayar cantami omzumdan capraz asiyorum sonra bir bavulun uzerine bi baska bavulu koyuyorum bir kolumla iki bavulu diger kolumla da diger bavulu surukluyorum
    olmasi gereken detaylar: iki eldeki bavulun ayni boyda olmasi, saglam omurga, gerekli motivasyon.
  4. gözlerimin çok iyi görmesi. başarıdan sayılır mı bilmem ama büyük bir konferans salonunda en arkaya otursam bile ekrandaki oldukça küçük bir yazıyı rahatça okuyabilirim.
    işin komik tarafı bugüne kadarki arkadaş gruplarımda herkesin görme bozukluğu olması ve benim uzaktan küçük yazıları rahatça ve havalı bi şekilde okuyabilmem ile bana legolasmışım gibi hayranlıkla bakmaları, çiçekler, konfetiler falan...
  5. geçenlerde, uzun süredir konuşmayan ve gülmeyen çok mutsuz bir çocukla iletişim kurmayı başarmış ve onu gülümsetmiştim. hatta bir kaç gün sonra gerçekten mutlu olduğunu hissettiğim bir paylaşımımız da olmuştu. bilmiyorum başarı sayılır mı ama benim için çok güzel ve mutlu bir andı. zaten başka da bir başarım yok. ama çocukları gülümsetmek çok güzel.
  6. 6. sınıf türkçe dersinde öğretmenimiz her gün kompozisyon ödevi verir, derslerde bunları okutur sonra da kapalı oylama sistemiyle en iyi kompozisyon yazanı seçer ona +5 puan verirdi. şayet oylamadan çıkan kişiyle onun en beğendiği kişi farklıysa iki öğrenci de +5 puan alırdı. o 5 puanlar toplanıp 100 olduğunda ise sözlü notumuz olurdu. eğer 100 puan toplanamazsa ders yılı bitimine kadar ne kadar topladıysanız o sözlü notunuz olurdu.

    sınıfımız 30 kişiydi. hepimiz sırayla okuduk. sıra bana gelince 'ben okumasam öğretmenim? yazdım ama hiç beğenmedim. yenisini yazmaya ise vaktim olmadı. okumak istemiyorum.' dedim. öğretmen ise ısrarla bana yazımı okuttu. sonra oylama başladı. hepimiz küçük kağıtlara birinin ismini yazıp verdik öğretmen sınıf başkanıyla saydı. sonuç 29-1'di ve ben kazanmıştım. sınıfın ortasında 'nasıl yani herkes mi bana oy verdi?' diye dolu ve şaşkın gözlerle arkadaşlarıma bakıyordum. onlar ise bana oy vermeyeni bulduklarında öldürecek gibi sorgulayan gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. ben ise zeynep adında siyah saçlı gamzeli bir kız arkadaşıma oy vermiştim. o gün sınıfımın tamamı tarafından ilk defa sevildiğimi, değerli olduğumu hissetmiş, evde akşama kadar mutluluktan ağlamıştım.

    hala aklıma gelince gözlerim dolar.
  7. eşim bir iki aydır denememize rağmen hamile kalamamasını benim sigara kullanmama bağlıyor ve kesin senin sperm sayın azdır falan diyordu. bir şekilde kendimi sperm testi odasında buldum. hatırlamak bile utanç verici, rezilliğin bini bin para. test sonuçları geldiğinde ise doktorun "buralarda senin gibi erkeğe az rastlanıyor yürü be koçum" demesi benim kıytırık başarım işte. sigara kötü birşey evet ama bırakmak için hazır hissetmiyorum hiç. sonuç olarak 2 aylık sağlıklı bir kızımız var.
  8. - ağzımdan baloncuk çıkartıyorum baya uçan baloncuklar çocuklar çıldırıyor ^:swh^
    - ilkokul birinci sınıfta takdirname belgesi aldım o zamanlar birinci sınıfta belge verilmezken almam hafiften tamponumu kaldırmıştı.
    - bir dakika içinde 20 şınav 8 barfiks yaptım barfiks yarısı nizami ama bunu bir daha deneme yapacağım gelişme olabilir. ^:bugünde anket doldurduk elhamdülillah ^
  9. ilkokul üçüncü sınıfta 23 nisan ve çocuk konulu resim yarışması vardı,ilçede üçüncü olmuşum.23 nisan günü stadyumdaydık ödüller veriliyor,programın bitişine yaklaşılıyor,beklerken adım söylendi ve ben adımın söylendiğini duydum ama yanlış duymuşumdur diye önemsememekten kendimi alamadım,ödülü ablam getirmişti benim ödül yerine gelmediğimi görünce.
    ödül:bir adet yazım kılavuzu ve atasözler ve deyimler sözlüğü.
  10. banyoda giydiğim terlik islak degildi.