• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
eraserhead - david lynch
eraserhead, david lynch'in 1977'de çektiği ilk uzun metrajlı filmidir. eleştirmenleri ve sinema seyircilerini ikiye bölmesine karşın bazılarınca kült film olarak görülmektedir.[1] 2004'te "kültürel, tarihî ya da estetik açıdan önemli" bulunarak kongre kütüphanesinde saklanmak üzere abd ulusal film arşivine seçildi.

1 peary, danny. cult movies, delta books, 1981. ısbn 0-517-20185-2
2 "national film registry" (ingilizce). en.wikipedia.org. erişim tarihi: 11 aralık 2009.
  1. david lynch' in dünyası.
  2. david lynch filmlerini izlemeden önce mutlaka:

    david lynch, david lynch sineması okuyunuz.

    charles bukowskinin "hayatım boyunca izlediğim en iyi film. ikinci bir film adı veremem size" şeklinde değerlendirdiği film.

    mutant bebeğin nasıl yapıldığını stanley kubrick’in, lynch’e defalarca sorduğu fakat hiçbir zaman cevabını alamadığı eraserhead, kubrick’in de en etkilendiği filmlerden biridir ve birçok filminde de bunun yansımalarını görürüz.

    bir çok yönetmenin etkilendiği, kendi efsanesini yaratan, eşi benzeri olmayan gelmiş geçmiş en uç kült filmdir.

    lynch'in ilk önce "the grandmother" olarak tasarladığı kısa bir filmden gelişen senaryo ile çok zor koşullarda çekilen eraserhead aynı zamanda yönetmenin de ilk uzun metrajlı filmi. çekmesi 4 sene gibi uzun bir süre alan eraserhead'in film bütçesi amerikan film enstitüsünün mali desteği yanında lynch'in akraba ve arkadaşlarının yardımlarıyla karşılanmıştır.

    ne yazık ki gösterildiği dönem yeterli ilgiyi görmemiştir.

    sinemanın en ayrıksı dehalarından david lynch imzalı yine sinema tarihinde bir ilk olan bu deneysel film, yönetmenin ilk uzun metrajı olmasının yanısıra the elephant man gibi ardından gelecek başyapıtların da habercisidir.

    çoğu yönetmenin ilk filminde cesaret edemeyeceği kadar metaforlarla dolu bir deneyim sunan lynch, sinemada sembolizmin doruk noktalarından birine ulaşıyor.

    geren atmosferi, rahatsız edici sesleri/sessizlikleri ve grotesk karakterleriyle bilinçaltının sarmallarında dolanan bir kabus filmi. eraserhead yönetmenin bilinçaltına itilmiş olan babalık korkularına odaklanırken, bir yandan da bizlere, yaşadığı sanayi toplumuna karşı duyduğu korkuyu anlatıyor henry spencer (jack nance)’ın olaylara hakim olamaması, bizi doğrudan etkileyen kararlar üzerinde söz hakkımızın kontrolünün olmadığı, hayata karşı her zaman pasif bir izleyici olarak kalacağımızın kapana kısılmışlık duygusunu tüm gücüyle bize yaşatıyor.

    !---- spoiler ----!

    eril kaygılar, oedipus karmaşası, doğum travması, kadın doğasının güvenilmezliğine dönük eril saplantılar, anne bedenine duyulan özlem, psikoloij ve fiziksel şiddet, düşlerin kaotik evreni, gerçek ve gerçeküstünün iç içe geçmesi, ikili karşıtlıkların sorunsallaştırılması, yabancılaşma ve izolasyon kısacası bilinçaltındaki her şey sembolik olarak vardır filmde.

    yaşam izi olmayan kaotik bir dünya.

    sanayi izbelikleri, tekinsiz apartman dairesi, karanlık odalar, özellikle fabrika korkutucu varlığıyla karşımızda belirir. fabrika hiçbir şey üretmez. atıl varlığı ile salt bir korku kaynağıdır

    öykünün akışı boyunca ses bandındaki uğultu bebeğin anne karnında duyduğu kozmik sesleri anımsatır.

    hiç büyüyememiş ya da büyümesi kesintilere uğramış travmatik karakterler

    filmin başlangıcındaki sekansta: baba figürü kollarını hareket ettirir ve sperm benzeri bir cisim suya (ana rahmine) düşer. kamera ışık hüzmesine doğru kayar. diğer sahnede henry’i görürüz. burada da resmedilen doğum ve doğum travmasıdır.

    henry karakterinin film boyunca üzerinde eğreti biçimde duran dar ceketi onu bir hapishane gibi kıstıran, etrafını bir kâbus gibi saran, daraltan, bunaltan kendi zihnini sembolize eder.

    asansör de ana rahmini simgeler.

    estetik algılarımız, güzellik ya da çirkinlik gibi kavramlar öznel değildir. bize toplum (anne, baba , öğretmen vs) tarafından nesilden nesile kolektif olarak aktarılmış ve üzerinde anlaşmaya varılmış normlardır. lynch de filminde, prematüre bebekle çocuk sahibi olma korkusunun yanında bize sunulan değerlerin sahteliğini ve estetik kaygılarımızı sorgulamamızı istemektedir.

    sanki bir nükleer felaket yaşanmışcasına insansız sokaklar, çalışmayan fabrikaların yanında insani ilişkiler yitip gitmiştir. ebeveynlerle ilişkiler aşırı yüzeyseldir. evlilik kurumu çökmüştür. dahası öznenin kendisine yabancılaştığına tanıklık ederiz. henry, “yalnızlığa mahkûm” bir öznedir. bulantısı içine doğduğu ürkünç çevreden kaynaklanmaktadır.

    henry’nin rüyasında kafasının seri silgi üretimi yapan bir makinede işlenip silgi haline getirilmesi ve film boyunca makine ve tren seslerinden ürkmesi, modern yaşamın, kendi hayatımızı ne kadar zorlaştırdığını anlatmaktadır.

    umutsuzluğun içine iyice sürüklendikçe, henry için artık tek çare bebeğinin kundağını açıp, kendi hayatıyla yüzleşmektir. bu sahnede olanlar hayatını cehenneme çeviren cinsellik dürtüsünden arınmasıdır. bu arınışın filmdeki ifadesi ise bembeyaz bir ışıkla kendisini karşılayan radyatördeki kadındır.

    ve ekran kararır…

    lynch’in filmlerinde genelde kullandığı metaforlardan bazıları:

    duman:henry spencer silgiye dönüştükten sonra etrafını bir duman kaplar.

    elektrik: lynch filmlerinde hayatı, yaşamı simgeler diyebiliriz. eraserhead’de henry spencer bebeğini öldürdüğünde odadaki ampuller söner. filmde tren yolunun yakınında azgın köpekler görürüz. bu tren yolu üzerinden trenler geçerken, ailenin evini sallarlar ve elektriklerinin gidip gelmesine neden olurlar. elektriklerin gidip gelmesi ise, yaşamın sona ermesini sembolize eder.

    kırmızı perdeler: radyatörün arkasındaki sahnede

    hiçbir yere açılmayan arkasında duvar olan pencereler

    !---- spoiler ----!
  3. ana karakterimizin iktidarsızlıkları ve filmdeki tutarsız karakterler beni uzaylı spermleri, değişik yaratıklar ve manyaklıklardan daha fazla rahatsız eden filmdir. lynch in başka filmini izlemedim, fakat bundan daha rahatsız edici bir film yapılabileceğini düşünemiyorum.
  4. tek kelimeyle kabus olarak özetlenebilecek film. filmin kötülüğünü anlatmaya çalışmıyorum bu ifadeyle, eğer kabus diye bir film türü olsaydı bu film o kategoriye girecekti.
    film boyunca sürekli bitse de gitsem diye baksam da, kimse beni izlemek için zorlamasa da izlemeye devam edişim, adeta kabuslardan bir türlü uyanamayışım gibiydi.

    sürekli bir uğultu, akıl almaz nesneler, tuhaf detaylar, tıpkı kabuslarımızdaki gibi, uyanınca anlamsız ama uyandıktan ve birine anlattıktan sonra o kadar da korkunç gelmeyen ama rüya içinde insanı dehşete düşüren garip haller... işte öyle bir şey.

    bu david lynch'in kabusu. ben çekseydim bu filmi, muhtemelen terk edilmiş bir umumi tuvalette ya da gece vakti bir okul tuvaletinde geçerdi, tuvalet ve lavabolar tıkanıp taşmış olurdu, her yer beyaz fayanslarla kaplı ve florasanların altında olurdu mekan. hatta the chaser'ı seyrettikten sonra şurası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim:
    http://i.hizliresim.com/M9v4va.jpg

    çocukluğumdan beri nedendir bilmem, kâbuslarımda bunu görürürüm ve bir türlü etkisinden kurtulamam. lynch'in tuvaleti de bu korkunç mekan anlaşılan.

    ama şu bir gerçek ki bu filmi izledikten sonra nuri bilge ceylan'ın tüm filmlerini izler ve bir kere bile sıkıcıymış demem artık.
    bütün film boyunca gördüğüm en iğrenç şey bebeğin ağzıydı. 01:05'ten sonrası da kabus içre kabustu.

    ama özetle şunu söylemeliyim ki hayatımda izlediğim en ama en çirkin film. keşke orada bir marshall eriksen olsaydı ve şunu yapsaydı:
    marshall

    ayrıca filmde nejat uygur da oynamış.* resmen oynamış, ekran görüntüsünü alıp kime göstersem nejat uygur bu dedi:
    nejat
    bak şimdi ekşi'den bi yorum okudum, neremle güleceğimi şaşırdım:

    "kubrick usta'nın favori filmleri arasında olması nedeniyle hakkında saatlerce detaylı analiz okunmasını hak eden, alt metninin çok zengin olduğundan şüphe duymadığım bu filmin aslında benim açımdan sorunu da bu gibi. yani belki de benim okumama imkan vermeyecek kadar zengin bir alt metni olması. izlediğim diğer üç lynch filmine 100 üzerinden tam puan verirken, eraserhead için puanım, sırf beni içine çektiği o film noir atmosferi ve rüya havası nedeniyle 80. filmi araştırıp daha da anladıkça ve yeniden izledikçe değerlendirmemin değişeceğini umuyorum."

    ba ba ba, öğrenmiş eleman film noir olayını, bak bold yazdığım yerlere bak, anlayacakmış da konumlandıracakmış. bi de üstüne saatlerce detaylı analiz okuyacakmış... lan açık açık anlamadım diyorsun, anlamadıysan filmin neresine 80 veriyorsun? hayatımın 88 dakikasını bilinçli bi şekilde çalan film için bi de analiz okuyacakmışım. walter bishop sana bi lsd yapsın, kralını çekersin sen bu kafayla kardeş, hiç analize manalize girişme.

    bilinçaltından bi avuç çöp, bi daha da harcamam vaktimi böyle bir şeyle. çok para harcadığım zaman içimde doğan rahatsızlık hissi gibi bi şey var içimde. o değil, neden bazı sahneleri kardeşlerime de izletmek için çok heveslendim sonradan, onu da bilemiyorum. bu da filmin "çekiciliği"nden ileri geliyor olsa gerek.
    ama filmin tek bir sahnesi var, sanırım hayatımı özetliyor:
    eraserhead
  5. film hakkındaki yorumları, çıkarımları, çözümlemeleri okumak filmi izlemekten güzel; o denli çarpıcı ve dışavurumcu bir film.

    düstursuz sahneleri ile illallah ettirir, döneminin çok önünde kamera teknikleriyle dönem yönetmenlerini lynch peşinde koşturur, bukowski'nin en sevdiği film olagelir.