1. bir garip şehirdir. mesela ilk gittiğim zamanlarda bir dolmuştaydık. ulus'tan binmiştik, nereye gittiğimizi hatırlamıyorum. kapının ağzındaki koltukta oturan hem yeşilçam filmlerindeki psikopat mahkumlara hem de yabancı filmlerdeki zenci mahkumlara benzeyen birisi vardı. bakınca adrenalin yapılan tipten. şöyle bir şeydi. dur, yanlış oldu galiba. aslında tam olarak böyleydi. arkadaşın bacağı hafiften dokundu buna. bu da arkadaşa dönüp öyle bir bakış attı ki, "terbiyesiz herif ne yaptın" deyip neredeyse ben arkadaşı sikecektim.

    sonra ulus'ta tespih satanlar var, eli verdin mi vücudu kaptırdığın cinsten. ama onlara da alıştık, her yerde varlar artık. he bir de bazı kızlarını söylemeden geçemeyeceğim. eskişehir'de oturan biri olarak, dişi kekolara çok alışık değilim ama ankara'da çok var bunlardan da. omuz falan atarlar hatta, eğer çekilmezsen. "n'abıyon birader ya" diye bağırırlar. velhasıl içinde yaşayanlarından bazıları da olmasa neredeyse hiç sevmeyeceğim şehirdir.
  2. barış bıçakçı sayesinde görmeden, yaşamadan sevilir.
  3. köyüyle kenti arasında sıkışıp kalmış memurların memleketi. "memleket doğduğun değil, doyduğun yerdir" diyenlerin.
    ailelerin, hemşehrilerin hep birbirine yakın oturduğu mahalleler, köylerin meydanında herkesin birbirine selam verdiği aşinalık vardır; köşe mahallelerinde ankara'nın. dedem bilir miydi acaba tek ev olarak geldiği bu ücraya tüm çocukları komşu olacak, tam tamına yedi aile verecek..

    devletin en alt düzeyinde memurluklarda bir şekilde işe girmiş, ve üçkuruşlukmaaşların kırıntılarıyla ev kurma hayaline kapılmışlarin başını soktukları üçartıbir evler barındırır, bu kooperatif. kimi on yıl beklemiştir, kimine talihi düşeş gelmiştir ama kimse buraya kooperatif dememiştir. aynı tuğla rengi apartmanların ve bahçeli küçük müstakil evlerin biriktiği bu yokuşüstü, bir mahalledir. çocukları hep arkadaştır, aileler hep ahbap. yaz geceleri tatilciler gibi yaşanır. çocuklar bahçelerde öbek öbek oyun oynar, gece yarısı zorla eve çıkarılır. genç delikanlılari ya da kızlar, kimsenin laf-söz çıkarmadığı sokaklarda dolaşır. anneler hep akşambeşte çıkar işten, ve merkeze uzak bu mahallede "uzaklara gitme" ihtarıhep saat altıda yapılır, baba elinde iki somun ekmekle bahçeye girerken... duraklarında herkes tanıdıktır, pazar sabahı bakkala yollanan çocuklar yol boyu babalarının arkadaşarına selam verir, eve dönerken bir gazete, üç selam götürür; dedim ya aşinalık bu mahallenin kaldımı...
    -idi.

    birileri geldi bizim mahalleye, yabancılar. bahçelerinde saklambaç oynadığımız o müstakil evler birer lüks daireye dönüştü. gece yarısı dönerken çocuklar evlerine, annem taze akşamda tedirgin yürür oldu.

    annennemin bahçesinin diğer adı, çocukluğumdu. tüm torunların kreşten kaçıp, annelerinin yokluğunu unuttukları bir eğlence. acıkılınca eve çıkmaya üşenen ve yukardan sepetle sarkıtılan sarelleli ekmekleri dut ağacının dibinde mideye indiren dört velet. şimdilerde büyümüş ve yirmisine yaklaşmış.. laf aralarında korkmuşlar, herşeyin değiştiğini söylemekten.. balkonları birbirine bakan evlerinden, her akşam aynı şeyleri söyleyerek göz göze gelirler. aynı emri almış gibi iki dakika sonra hep aynı yerde olurlar. her geceyarısından sonra anneannemin bahçesine gitmek.. şimdi anneannemin bile yaşamadığı evin bahçesine. komşularının bile bize aşina olmadığı bahçede.

    dut ağacının altına..

    ama elimizde anneannem kokulu ekmekler olmuyor artık, biz de yabancılaştık tüm betonlar gibi. beş yaşındaki o çocuğu kollarımın arasına oturtup, sigaramla zehirliyorum adam olamamış halini. ağlaşıyoruz karşılıklı, sümüklü iki kız çocuğu.
  4. üniversiteyi okuduğum, ikinci memleket kabul ettiğim şehirdir ankara.
    evet, ben de üniversitedeki ilk senemde ankara'dan nefret ettim. küçük, yeşil, denizi olan bir şehirden ankara'nın griliğine düşünce bildiğiniz nefret etmiş ve kaderime küsmüştüm.
    sonra. sonra zaman geçirince, ön yargıları bir tarafa bırakınca büyülemeye başladı ankara beni. bu şehrin ışıklarını bile çok sevdim ben. çok güzel anlar ve anılar biriktirdim ankara'da. insanlarıyla birlikte de sevdim, yalnızken daha çok sevdim.
    dört senedir uzağım ve hala içimin sızısıdır ankara.
  5. "kapalı devre ilişkilerin yaşandığı yer" in kendisidir. ilkokul arkadaşının, müdürünün eşi olabilme ihtimali de vardır; akrabanız ile arkadaşınızın bir şekilde tanışmış.
  6. başkent olmasa yozgat'tan farkı olmayacak iç anadolu kenti.
  7. ankara düşmanlarına inat yaşamaktan keyif aldığım şehir 5 yıldır buradayım arkadaşlığı dostluğu askı mutluluğu kastettiğim üzüntüyü kederi ayrılığı hissettiğim şehirdir. müsait olan varsa çok güzel yemek yaptık soframiz da herkese açık türkiyenin en güzel kenti lan burasi
  8. ankara insanıyla güzel bir şehir. istanbul gibi estetik bir yanı yok belki fakat insanı kendisine çok daha rahat hissettirdiğinden dolayı, ankara'yı sevenler sadece güzelliği için değil de bu özgürlüğü tadabildiği için severler. özellikle kurtuluş parkında özel anıları olanlar için ankara asla unutulamayacak bir şehirdir.
  9. güzel bir şehir değil, ama yaşanabilir bir kent.
  10. her semti birbirinden ayrı, memur öğrenci kenti demek için fazla işçi barındıran, 25 yılımın 17 yaşımın kenti . denizi yok esprisi yapanlara kızacak kadar sevdiğimiz şehir.
    sadece devletin değil erdal eren'in, ethem sarısülük'ün, uğur mumcu'nun , 10 ekim'de yitirdiğimiz kardeşlerimizin de şehri.
    güzel gecekonduların, çirkin toki binalarının, ağır soğuğun, cehennem gibi sıcakların da şehri.